1922 yılında çekilen Nosfaratu filmiyle sinemada insanları korkutmaya başlayan vampirler, zamanla hem şekil hem de huy değiştirdi. Azılı bir caniden aşık olabilen kan emicilere dönüşen bu varlıklar, Slav halkı için hala 'Karanlıklar Prensi' olarak yad edilen kazıklı Voyvoda'ya kadar uzandığı söylenir. Binlerce Müslüman'ı kazıklara geçirerek katleden Kazıklı Voyvoda'nın kellesinin son durağı ise Fatih Sultan Mehmet'in ayaklarının dibi oldu.
Her şey belki de Tuna Nehri'ni aşarak Avrupa'ya daha sağlıklı sahip olmak adına uysal bir Eflak düşleyen Fatih Sultan Mehmet'in III. Vlad'a vergi borçlarını hatırlatmak için gönderdiği Hamza Paşa isimli elçiyle başladı. O güne dek ülkesinde ve çevresinde çeşitli katliamlara imza atan Kazıklı Voyvoda lakaplı III. Vlad gönderilen elçinin sarığını çiviyle başına sabitlemekle kalmadı Papalığın ve Hıristiyan âleminin de gazına gelerek Osmanlı İmparatorluğu'nun başında bulunan Fatih Sultan Mehmet'e kafa tuttu. III. Vlad durumu daha da abartarak çevresinde bulunan Müslüman köylerini yağmalayıp yıktıktan sonra insanları kazığa geçirtti. Kilometrelerce uzayan bu kazıklı vahşet aslında Vlad'ın da sonunu hazırladı. Fatih Sultan Mehmet Han III. Vlad'ın uyguladığı katliamlardan sonra gönderdiği Osmanlı askerleriyle Eflak'ı ele geçirdi. Vlad'ın öldüğüne ise gövdesinden kopmuş kellesinin huzura getirtildiğinde emin oldu.
Vebalılar ve cüzamlılar Osmanlı askerleri arasında
Slav halkı için hala 'Karanlıklar Prensi' olarak bilinen ve kahraman muamelesi gören III. Vlad öldüğünde arkasında on binlerce kazığa geçirilmiş Müslüman cesedi bırakı. Öldürdüğü kişilere inanılmaz işkenceler de yapan Vlad, Osmanlı askerlerinin içerisine vebalı ve cüzamlı hastalar göndererek daha önce pek de kullanılmamış bir yöntem de denedi. Öldürebilmek adına her yolu deneyen kana susamış Vlad 1479 yılında öldürülüp kellesi koparıldığından yüzyıllar sonra bir kitaba konu olarak vampir efsanesini de başlatmış oldu. Bram Stoker 1897 yılında kaleme aldığı Kont Dracula kitabı için III. Vlad'dan esinlendiği söylenir. Hatta kitapta tarif edilen Dracula'yla Kazıklı Voyvoda'nın günümüze kadar ulaşmış meşhur resmiyle örtüştü saptanmıştır. Zaten Vlad öldükten sonra Maceristan, Rusya, Almanya ve birçok ülkede vampir olarak rivayet edilse de ona fazlasıyla sahip çıkan Romenler onun hatırasını yaşatmak adına her yıl binlerce ziyaretçisi olan Bran Şatosunu faaliyete geçirdi.
İlk vampir filmi Nosfaratu mu?
Vampirin yolculuğu gerçekten böyle mi başladı tam emin olmamakla birlikte insanlığın bir türlü inanmayıp da fakat ilgisini eksik etmediği yegane figürlerdendir vampir. Nasıl ki uzaylılara inanmayan insanlar uzaylı filmleriyle onları daha iyi tanıdılarsa, vampirler de meraklısına filmler vasıtasıyla türlü türlü karakterlerle sunuldu. Vampirlerin sinemadaki yolculuğu 1922 yılında F. W. Murnau tarafından çekilen Nosfaratu'yla (Bir Dehşet Senfonisi) başladı. Her ne kadar Fransızların bölümlerden oluşan 1915 yapımı vampir filmi olduğu söylense de Nosfaratu şimdilik bilinen ilk vampir filmi olma özelliğini koruyor. Nosfaratu filminde Kont Orlok'un (Drakula) kendini ziyarete gelen Thomas Hutter'in yemek esnasında yanlışlıkla elinin kesilip kanın dışarı çıkmasına verdiği tepki, "Kan kıymetli kanın" olmuştu. Ardından ise ısırıklar ve tabuttan çıkan tuhaf yaratıklarla devam eden film, sinemada yıllarca devam edecek bir serüveni de başlatmış olur. Nosfaratu filminin sinemalarda yolculuğu çok da uzun süremez; çünkü hikâyesi Bram Stoker'in yazdığı Dracula'dan alınmıştır ve telif de ödenmemiştir. Bunun için de bu ilk vampir filminin kopyaları yakılmak zorunda bırakılmıştı. Bu filmden sonra yapımcı ya da yönetmenler işi daha sıkı tutarak Bram Stoker'ın karısı Florence Balcombe'ye telif hakkını ödeyerek ilk yasal Dracula filmini çeker. Bundan sonra da birçok ülke ve kıtada vampir filmleri furyası başlar.
Kanla beslenen yaratıklar
Çoğunlukla kurbanını boyun kısmından sivri ve uzun dişleriyle ısıran vampirler ya kurbanının kanını içip öldürüyor ya da kendisi gibi vampire dönüştürüyordu. Aslında ilk bakışta uygulama ve konular çok saçma gelse de izleyiciler bu beyaz yüzlü, renkli gözlü ve oldukça güçlü yaratıkları fazlasıyla kanıksadı. Sinemada her dönem izlenilir olan vampir filmlerinin yönetmenleri bu yaratıkların kendi istedikleri karaktere sokabildiler. Çoğu zaman vahşi birer yaratık olarak seyrettiğimiz vampirleri zaman zaman da, duygusal, sevimli, savaşçı, kahraman ve aşık olarak gördük.
Robert Rodriguez'in garip vampirleri
Sinemanın asi yönetmeni Quentin Tarantino'nun senaryosunu yazdığı ve asilikte yarıştığı bir başka yönetmen Robert Rodriguez'in yönettiği 'Gün Batımından Şafağa' (From Dusk Till Dawn) filminde vampirleri filmin ikinci yarısında görsek de, onları karanlıkta istedikleri garip yaratıklara dönüşen varlıklar olarak seyrettik. Silah kullanabilen ve aynı zamanda iyi kavga eden bu yaratıklar yok olmaya mahkûmdular. Quentin Tarantino'nun oyuncu olarak da göründüğü filmde George Clooney başrolü Harvey Keitel'la paylaştı.
Uysal vampirler 'Vampirle Görüşme'de
1994 yılında sinemaseverlerle buluşan 'Vampirle Görüşme' Anne Rice'nn aynı adlı romanından uyarlanıp, Nel Jordan tarafından yönetilip Tom Cruise, Brad Pitt, Kirsten Dunst ve Antonio Banderas'ı aynı filmde buluşturma başarısını göstermişti. Filmde bir türlü insan öldürmeyi kendine kabullendiremeyen Brad Pitt'in canlandırdığı Louis karakterinin gelgitlerini, vampir arkadaşıyla olan fikir ayrılıklarını seyrediyoruz. Filmde vampirlerin de insani yönleri vurgulanırken çoğunlukla bir birleri arasındaki çekişmelere şahit oluyoruz.
İyilik için mücadele eden vampir: Blade
Vampir deyince akla gelen bir başka isim ise şüphesiz 'Blade' karakteridir. Sadece gece ortaya çıkabilen vampirlere inat gündüz de dolaşabilen Blade, güçlü ve iyilik için mücadele den bir vampirdir. Üç bölüm çekilen Blade serisi, vampir filmleri içerisinde en kanlıları ve aksiyonu en bol olanıdır. İyiliği hakim kılmak adına güçlü kötülerle savaşan Balde'nin yeni filmi çıkar mı bilinmez ama filmin başrol oyuncusu Wesley Snipes bu filmler vasıtasıyla sinema camiasında sağlam bir yer edindi.
Alaska'nın vampirleri acımasız olur
Oldukça ses getiren bir başka vampir filmi ise '30 Gün Gece' (30 Days of Night). Filmde olaylar, Dünya'nın en kuzeyindeki meridyende bulunan ve yılın 67 günü boyunca güneş yüzü görmeyen Alaska'nın Barrow şehrinde geçiyor. Vampirler güneş ışığına karşı hassas olduklarından, uzun süre karanlığa gömülen bu şehrin halkını avlayıp açlıklarını gidermeye çalışacaklardır. Korku ve gerilimin eksik olmadığı filmin yönetmeni ise David Slade'dir.
Farklı bir seyirci kitlesi var
Vampir filmlerini saymakla bitiremeyeceğimizden öne çıkan filmlerin üzerinden bir kere daha geçmiş olduk. Bu filmlerin en büyük özellikleri şüphesiz 'kan'ın orantısız bir şekilde akmasıdır. Kandan beslenen bir yaratığın filminde kan göstermemek olmaz mantığından hareket eden yönetmenler, çoğunlukla bu filmlerde kanın dozajını biraz daha artırdı. Bu tür filmleri sevenler ya hepsini seyrediyor ya da vampir filmleri deyince 'yok almayayım' cümlesini fısıldanıyor. Yarı barışık yarı küs bir seyirci kitlesine sahip bu tür herkese de tavsiye edilemiyor. Özellikle de kana alerjisi olanlara ve kırmızı sıvıyı görüp bayılanlara.
Sarımsak ve gümüşe alerjileri var
Kurbanlarının kanından beslenen bu korkusuz güçlü yaratıkların korktuğu şeyler de oldukça farklıdır. Sarımsak ve gümüşe alerjisi olan vampirler kazıkla ya da gün ışığıyla öldürülebiliyorlar. Onun için de sürekli pudralı bir şekilde bembeyaz bir yüzle dolaşan bu tuhaf yaratıkların göz renkleri de farklı farklıdır. Sinemada vampirlere karşı savaşacak yine onlar gibi farklı bir tür oluşturuldu. Bu türe de Kurtadam ismi layık görüldü. Vampirlerle sürekli savaş halinde olan bu iki tür de Karanlıklar Ülkesi (Underworld) gibi filmlerde çarpışmaya zorlandı.
Alacakaranlık ti'ye alınıyor
Kanlı geçen bir yazının ve bolca vampir muhabbetinden sonra yazıyı bu hafta gösterime giren ve Biri Beni Isırdı adıyla gösterime giren 'Vampires Suck' filmine getirelim. Formun ÜstüFormun AltıFilm son yıllarda oldukça popüler olan Stephenie Mayer'in romanından uyarlanan 'Alacakaranlık' (Tiwilight) filmlerini ti ye alan film. Alacakaranlık kitapları ve filmlerini çokça bahsedildiğinden bilmeyenimiz yoktur. Son yıllarda gündemi fazlaca meşgul eden ve çoğunlukla ergenliğe yeni merhaba demiş ya da ergenlik psikolojisinden çıkamamış gençlerin hayran olduğu Alacakaranlık elemanları, vampir filmlerinde pek de alışık olmadığımız garip surette karşımıza çıktılar. Sıradan vampirlere inat kan yerine aşkı ön plana çıkaran filmler de duygusal tonda ilerliyor. Alacakaranlık filmlerinde de aslında alttan alta vampirlerle kurtadamların çatışmasını seyrediyoruz.
Kötü bir komedi denemesi 'Biri Beni Isırdı'
Çılgınlık boyutuna ulaşan Alacakaranlık efsanesini ti ye alarak da nemalanmak isteyen yapımcılar 'Biri Beni Isırdı'yla hiç de başarılı olamıyor. Başarılı Korkunç Bir Film (Scream Movie) serisiyle alışık olduğumuz korku filmleriyle dalga geçme geleneğini deneyen diğer filmler de nitekim iş açıcı sonuçlar çıkaramadı. Biri Beni Isırdı filmi de tek bir filme bağlı kalarak seyirciyi güldürmeyi denediğinden olsa gerek zırvalamaktan öteye gidemiyor. Biri Beni Isırdı üzerinde durulacak öyle ahım şahım bir film değil. Bunun için de çok fazla ne anlattığını ya da amacının ne olduğunu anlatmadan, vaktinizi ve paranızı boşuna harcamama önerisinde bulunabilirim.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



