"İlerleyemeyen, gerilemeye mahkûmdur." sözü sabahımı doldurdu. İngiliz ilkçağ tarihçisi Gibbon' un bir sözü. Onun Roma İmparatorluğu'nun Gerileyiş ve Çöküşü dev bir eserdir. Yaklaşık iki bin yılı kavratır bize. Şu sert sıcaklarda değişik bir okuma olurdu. Yekpare zamanını dolu dolu yaşamak isteyen biri için sabahları kuşluk vaktinde ve gece el ayak çekilince. Vakit yamyamı "yüz kollu dev", gözlerini kapatıp susunca, hafiften bir yel başladımı gecenin sessizliğinde kelimeler taşıdıkları tınıyla size kendilerini fark ettirmeye başlayacaklardır.
Siz, " -bin kollu gök işçisi" olabilirsiniz sessiz sedasız, sessizlikte, başka bir dili olan gecenin sessizliğinde. Şair İhsan Deniz bir kitabına ad vermişti: Gece Dil Oldu. O, bu kelimeyi bitişik yazmıştır.
Roma İmparatorluğu'nun hayatını tanımak önemli bir "şey". Geriye doğru Ortadoğu'nun [Tufan'a kadar giden] tarihini tanımaya kendinizi borçlandırmayı unutmamak şartıyla demek mevkîindeyim.
Geriye bakmak... Bunun faydadan çok zarar vereceği durumlar vardır., içimizde hissederiz bunu. Ve bakmayız. Kendi kişisel tarihimizde bunlar acı verebilir. Tümden kaçmak da kendimizden kaçmakla eş anlamlı hale gelecektir.
İnsan, sevdiğine, canıciğerine kızar. Kızmak yerine "üzülmek" denmelidir. Sevdiğin için derin kaygılar taşıyorsan ilgisiz kalabiliyor musun ki?
İşte Tarih okumanın, bizim kendimizi tanımamızla aynı özellikten gelen, fakat görmezlikten gelinen bir önemi var. Nedir Allah aşkına Türkiye'de eğitimin hali! Şu "adam olana çok bile" lafını düşündüren totaliter tutum?!
İbretleri karşı karşıya koyup seyretmek, yan yana koyup kulak vermek... Şimdiki zamanın sürükleyip götürmesine karşı bu bir kuvvettir. Hazreti Âdem için bile, ona özel bir "tarih duygusu" pekalâ var kabul edilebilir. Hollanda'lı ressam Van Eyck' in "Adem" tablosu ilk insanın esas alemden düşüş acısını fark edilmesi gerekli bir empati halinde verebiliyor sürgünü.
Roma ikiye bölündükten sonra da Doğu Roma İmparatorluğu ibretlik gelişmelerle doludur. İhtiraslar kötü tohumlar ekiyor. Kadınların iktidarı eline alma ihtirası Roma' da duraklama ve ardından çöküşün tablosunu veriyor bize. Bizi, hepimizi ilgilendiriyor.
Günümüzde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde de kurumların giderek tırmanan gerilimi kaygı konusudur. " Bölünme" lafı ne kadar rahat telaffuz ediliyor! Parti liderlerinin birbiriyle atışması eril değil dişil psikolojileri çağrıştırabilir.
Ve gerçekten kurumlar birbirini tahrip etmek noktasına varılmamış fakat düşülmüştür. Böyle bir gidiş vardır. Sakin sakin söylerseniz "adam sen de!" ile karşılaşacağınızdan korkmanız sizi de gerer. Televizyon, o vakit yamyamı susunca belki sakinleşeceksiniz...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



