Sevgi'nin kâinatta yaygınlaştırılması ve bir merhamet toplumunun inşa edilebilmesi için Yüce Allah "besmele"yi Müslüman hayatının merkezine yerleştirmiştir. Şöyle ki, O'nun Rahman ve Rahim oluşunun temelinde "Vedut" isminin işaret ettiği "sevgi" kavramı yatar. Gündelik hayatında sürekli Rahman ve Rahim'i hatırlayan Müslüman, artık bir sevgi insanı olmuştur. Merhametsizlikle, acımasızlıkla, gaddarlıkla arasına bir mesafe koymuştur.
Vedut olan Yüce Allah'ın Rahman ve Rahim olmaması düşünülemez. Bu bağlamda ayetleri anlamaya çalışanlar, "besmele"de defalarca vurgulanan "sevgi" olgusunu hatırlarından çıkartmamalıdırlar. Yine bunun gibi onu açıklamaya çalışanlar da sevgi faktörünü es geçerlerse, yavan Arapça ve Tefsir bilgileri kardan yapılmış bir çorba tadı verecektir. Her ne kadar rasyonel olurlarsa olsun... Günümüzde ayetlere yaklaşılırken bu tür bir mantığın işletildiğini görmekteyiz. Yani aciz aklın kuru izahlarıyla yetinilen sözüm ona gerçekçi bir anlayış ile din açıklanmaya çalışılmaktadır. Bu anlayış ne aklı ne de kalbi tatmin edebilir.
Yüce Allah'ın vahiy göndermesinin "Rahman" yani "Rahmet Saçıcı" oluşuyla olan bir alakası vardır. Şöyle ki, Rahman Suresi'nde "Er- Rahman" ifadesinden hemen sonra "Kur'an'ı öğretti" ifadesinin gelmesi, Kur'an'ın insanlığa Yüce Allah'ın bir merhameti olarak takdim edildiğini gösterir. Eğer insanları yarattıktan sonra Rahman, vahyi göndermemiş olsaydı, büyük bir ihtimalle insanlar birbirlerini yiyip tüketirlerdi. Neden? Çünkü insanın içerisindeki potansiyel halinde bulunan nefis canavarını dizginleyebilecek yeryüzündeki yegâne güç vahiydir. Başka bir ifadeyle, insanı ancak Rabb'i dizginleyebilir. Yani insan ne kadar vahiyden uzaklaşırsa o kadar azgınlaşır veya ona ne kadar yaklaşırsa o kadar ıslah olur.
Vahiyden uzaklaşan insanlık muasır medeniyetler seviyesine değil ancak helak olmanın eşiğine ulaşır. Bu tespitimizi doğrulayabilmek için şöyle bir örnek verelim: Bugün dünyadaki silah teknolojisi kötüye kullanıldığında bütün bitkileri, hayvanları ve insanları kısa sürede yok edebilecek düzeydedir. Bu yüzyılda insanların küçük hataları, her an böylesi bir felakete yol açabilir. Kaldı ki bugünkü silah teknolojisine sahip olan ülkelerin, dünyayı ne hale getirdiği ortadadır. Faraza Amerika ve Avrupa'nın geliştirdiği silah teknolojisi, dünyayı birkaç kez yok edecek düzeydedir.
Yüce Allah insanlığa vahyi göndermiş ve insanlığı böylece dizginlemek istemiştir. Vahyi gönderdiğine göre yarattığı mahlûkatını ve eşref-i mahlûkat olan insanı sevmektedir.
Vedut ismi ile bu sevgisini ifade ederken, bu sevgisinin diğer yansımaları da Rahman ve Rahim pınarlarından fışkırır. Bu merhamet ve sevginin dünyada yaygınlaşması için, Müslümanların dünyaya nizam verme zorunluluğu vardır. Kur'an'ın cihat emrinin temelinde bile esasında dünyaya nefret gözü ile bakan insanların zulümlerine engel olma ve adaleti tesis etme hedefi vardır.
Bugün biz Müslümanların en önemli görevlerinden bir tanesi de İslam'ın emirlerinin arka planındaki merhamet faktörünü ortaya koymak ve İslam'ı ürkütücü göstermek isteyenlerin yaptığı telkinatı boşa çıkartmaktır. İnsanlığın vahye dönmesinden ve İslam'a yükselmesinden başka bir kurtuluş yolu olmadığına göre, vahyin inşa ettiği bir toplumu oluşturmak için çalışmaktır.
Burada bir hatırlatma yaparak sözü bağlamak istiyoruz. Bizler burada "vahiy toplumu" derken haşa sünneti dışlamış olmuyoruz. İslam'a göre Kur'an ve sünnet ayrılmaz bir bütündür. "Vahiy toplumu" demek, zaten aynı zamanda "sünnet toplumu" demektir. Nitekim Yüce Allah Kur'an'da Allah'ın yolu ile resullerin yolunu farklı göstermek isteyenlerin kâfir olduğunu bildirir. (Bkz. Nisa 150,151)


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



