Hayatı sevimsizleştirmek için illâ politikacı mı olmak lâzım? Yakın bir geçmişte kendini bulunduğu makama "birileri"nin getirdiği cümle âlem tarafından bilinen bir siyasetçi çıkıp da şöyle bir söz ederse siz ne düşünürsünüz? "Seni birileri getirdi diye birileri mi götürecek? Onurlu insan o koltuktan hemen kalkar." Üniversite yerleştirme sınavlarındaki (ÜYS) yapıldığı ileri sürülen usulsüzlüklerle ilgili son günlerde yapılan tartışmalar üzerine, ana muhalefet partisi başkanı Kılıçdaroğlu, ÖSYM başkanına böyle sesleniyordu (Radikal, 24 Nisan 2011).
Bunu bir kenara yazıp Kılıçdaroğlu'nun "siyasî kültür"e neler kattığını görmeye çalışalım. Bu halin, siyasetin ne kadar basitleştirilip bakkalcılık, lokantacılık, kırtasiyecilik yapıldığının tipik bir göstergesi olarak, Kılıçdaroğlu'nun seçim vaatlerine bakmakta yarar vardır, ülkeyi yönetmeye talip olanları tanımak adına...
Vaatler: Düşük gelirli bölgelerde (herhalde en çok oy aldığı kadıköy, Beşiktaş, Şişli vb. yerler olsa gerek!) çocuk merkezleri kurulacak (çocuk bulabilirse tabii!). Her doğum için aileye yarım altın verilecek (bu vaat onların cumhuriyet anlayışını yansıtması açısından çok ilginç geldi bana, tam cumhuriyet diyemedikleri gibi yarım cumhuriyet de diyemiyorlar, her halde onun için "yarım altın" demişler. Zaten onların kafasında her şey yarım: Cumhuriyetin yarısı, demokrasinin yarısı, adaletin yarısı...), bebekler için bez ve mama verilecek (oysa doktorlar ve özellikle tıp, "anne sütünün yerini hiçbir şeyin tutamacağını söyleyip, "Bebeklere mama vermeyin anne sütüyle besleyin" diyorlar). Çocuklara (gençlere değil) bir öğün iki tas yemek verilecek (tabak diyemiyorlar, çünkü onlar, milletin çocuklarına hep karavanayı lâyık gördüler), bir kutu süt verilecek (herhalde sütler CHP markalı olacak). Gebelik hizmeti verilecek. Hiçbir çocuk oyuncaksız kalmayacak, hatta bunun için gezici oyuncak kütüphaneleri kururulacak (bunların her işi oyun ve "oyuncak"). "Aile sigortası projesi kapsamında çocuk desteği ile çocuk başına aylık 45-100 lira arası, çocuk eğitim desteği ile 40-60 lira arası yardım, sigorta kapsamındaki çocukların her eğitim yılı başında kitaplarını ve kirtasiyelerini ücretsiz karşılamayı taahhüt ettik" (en büyük projeleri de bu! İnsanın içinden "yerim senin projeni" demek geliyor).
XXI. yüzyılda bir Türkiye düşününüz ki, aileler çocuklarının karınlarını doyuramıyor, zorunlu ihtiyaçlarını karşılayamıyor, hatta basit bir oyuncak bile alamıyorlar. Ülkeyi geleceğe taşıyacağını vaat eden siyasetçiler, kişi başına millî geliri 10.000 doları bulmuş, her geçen gün binilen arabaların sayısı ve kalitesi artan, düne oranla maddî yaşam kalitesi yükselmiş, hatta normal insan ömrü CHP'nin iktidar olduğu 1940'lı yıllardaki yaş ortalamasını ikiye katlamış, böyle bir ülkede onların nerelerde kaldığının tipik bir göstergesidir vaatleri. Eğer gerçekten söylenenlere muhtaç aile varsa ki vardır, bunlara yardım seçim vaadi olamaz ve olmaması gerekir. Çünkü sosyal hukuk devleti bunları karşılamakla mükelleftir, zaten devlet onun için vardır.
Sırf muhalefet olsun diye, "Sınırsız çocuk sahibi olunsun diye doğum süresini üç aya indireceğiz" ironisinden farksız fantazilerin peşinde olmak siyaset yapmak olmasa gerek!
CHP'nin yalana dayalı siyaseti, en cahilinden en okumuşuna kadar cümle âlem tarafından bilinmektedir. Onlar hiçbir zaman değişmedi, dün ne iseler bugün de aynısıdırlar, değişim emaresi göstermezler, gösteremezler. Onların en büyük marifeti milletin değerleriyle kavga etmektir. "Demokrasiden yanayız ama..." diyerek her türlü insanî hakkın önüne set çekerler. Meselâ 1940'lı yıllarda yaptıkları en büyük icraatları milleti ekmek karnesine mahkûm etmek olmuştu. Şimdi de sütü, mamayı, oyuncağı karneye bağlamak istiyorlar.
Daha sonraki yıllarda da kenarından köşesinden iktidara bulaştıklarında da ülkeyi krizlerin eşiğine getirme becerisini göstermişlerdir her seferinde.
Bugün birçok belediyeyi yönetiyorlar. Ne yazık ki, belediyecilikte yaptıkları da, diğer partilere mensup yönetimlerin halk adına elde ettikleri kazanımları, yandaşlarına çar çur etmenin yanı sıra; yapılan faaliyetleri akamete uğratmak, çeşitli alavera dalaverelerle kazandıkları belediyelerdeki kültür merkezlerinin, sokak ve caddelerin adını değiştirmek, yapılan binaların üzerine Atatürk'ün slüetini yerleştirip gayri meşru işlerini, onun resimleri altına sığınarak meşrulaştırmaya çalışmak olmuştur.
İstanbul Maltepe'de önceki belediye başkanı döneminde yapılıp, açılış aşamasına getirilen ve seçimi kazanacağını umduğu halde kazanamayan belediye başkanının beceriksizliği yüzünden bir türlü hizmete sokulamayan kültür merkezine, siyaseten yıpranmış birinin adını vermek gibi korsan faaliyetlerde bulunmak, tam da onların gerçek yüzünü göstermektedir. Kendileri bir şey yapmazlar, fakat hazıra konmasını çok iyi bilirler. Oysa böyle bir durumda CHP başkanının dediği gibi "onurlu bir kişi", öncelikle kültür merkezini yapıp açılış aşamasına getiren belediye başkanının da olurunu alarak ortak bir isimde karar kılınması gerekmez miydi?
Yapılabilirliği olan projelere elbette saygı duyulur. Fakat yüz günde ülkenin ekonomisini düzelteceğim, herkese iki anahtar vereceğim, süt-mama, altın dağıtacağım şeklindeki vaatler çılgınlığın ötesinde vatandaşa hakaret anlamı taşıyan yalanlardır. Söz konusu vaatler, köklü partiyiz diye övünenelerin siyasetinin kalitesizliğinin de tipik bir göstergesidir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



