Kestirme çözüm, neden çözüm olamaz? Çünkü sorunlara, sadece siyasi, ekonomik ya da sosyal açıdan değil, bir bütün olarak bakmak gerekir. Bütüne baktığınızda; sürecin kendisinin sorunlu olduğu apaçık ortaya çıkmakta ise, çözümünüzün adı ne olursa olsun kestirme çözüm olacaktır. Sisteme dur demeden, sistemdeki adamı değiştirerek çözüme ulaşmaya çalışmak da kestirme çözümdür. Sadece günü kurtarmak isteyen, sadece geleceğini kaybetmek üzere olduğunun farkında olmalıdır.
Geleceği, bugün gibi hissetmediğimiz için bu kaybı hesaplayamamaktayız. Üstelik, hayatımızın tamamını düzenleyen disiplinden de mahrumuz. Bu yüzden ihtiyaçlarımıza cevap verecek muhtevayı üretemiyoruz. Anlayış, bilinç, bilgi ve yorum üretmeden, daha doğrusu uzun yolu seçmeden çözüm aramaya devam ediyoruz. Bu yüzden de, hayat bütünüyle bilinç alanının dışında hareket etmeye devam ediyor.
Gündemimizde zihinsel bir mücadele olmadığı için taşralıktan bir türlü kurtulamıyoruz. Ülkemizde ne tartışılıyor, ne karşılaştırılıyorsa, hep koalisyon dönemleriyle tek başına iktidar dönemleri arasında yapılıyor olması, taşralı olduğumuza bir örnektir. Karşılaştırma kriterlerini koalisyon hükümetleri üzerinden değil de, eldeki potansiyel ya da mevcut güç üzerinden değerlendirdiğimizde başarı olarak gösterilen birçok konuda aslında başarısız olduğumuz ortaya çıkacaktır.
Örneğin, anayasa konusu: 2002'de anayasayı değiştirecek çoğunluğa sahipken bunun geciktirilmesi ve seçim malzemesi yapılması tamamen bir başarısızlık örneği değil midir? Örneğin dış politika: komşularla sıfır politikası şeklinde planlanan ancak hiçbir altyapı içermeyen bu durum sonuçta ülkemizi tüm komşularla sorunlu bir ülke konumuna getirmemiş midir? Sadece D-8 altyapısı ile bile dünya krizine karşı bir ekonomik ve kalkınma alternatifi oluşturulabilme imkanı mevcutken, bugün gelinen noktada islam ülkeleri ile sanayileşme hamlesini başarma yerine sadece ihracattaki artıştan dem vurmak başarısızlık değil midir?
Bugün kısa yolu seçerek sadece gecikmeden dolayı insanımıza verilen kayıplar yarın önümüze çıktığında uzun yolu seçmek zor olabilir. Bu zorluk, milletin tasarruflarına yönelik değil de borçlanma ve kredi üzerinden geleceğini ipotek alacak şekilde son on yıldır uygulanan politikalardan kaynaklanacaktır. Her gün yeni sorunlarla uyanmak zorunda kalmak istemiyorsak, sorunları çözümsüzlüğün eşiğine getiren, çareyi sloganla, hamasetle, milli dinamiklerden ve tarihi tecrübelerden uzak yollara tevessül ederek yanlış yerde arayan zihniyeti sorgulamalıyız. Yaşanılan sorunları kendi içinde çözme kabiliyeti göstermek istiyorsak; uzun yolu seçmeliyiz.
Uzun yol; hakikati eğip bükmeden, kimseye boyun eğmeden, hayata niteliksel anlamda bir derinlik kazandırmaktır. Bunu başarmak için, zihinsel cesarete ihtiyacımız var. Bu ise, statükoları sorgulamaktan geçiyor. Bu sorgulamayı başlatarak çözüm içeren bir bilince kavuşmalı ve böylece düşünce hayatımızı özgürleştirmeliyiz.
Yakın gelecek için kestirme çözüm olan her şeyin, uzak gelecek için büyük problem olacağını bilmeliyiz. Günü kurtarmanın ucuzluğu, uzun yolu seçmenin zorluğuna galebe geldiği sürece ödenecek bedeller elbette ağır ve pahalı olacaktır. İnsanlar, imkânlarıyla ve donanımlarıyla sadece kestirme bir şeyler yapıyorsa doğan fırsatlar hep kaybedilecek demektir. Ve böylece ülkemiz, elindeki tüm güçlü kozlara karşın, hızla bir çözümsüzlüğe doğru ilerlemeye devam edecektir. Yoksa siz, günü kurtarmaktan kafasını kaldıramayacak kadar çaresiz olanlardan başka bir şey mi bekliyorsunuz!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



