Sayın Baykal ve Sayın Erdoğan ortaya bir üst kimlik tartışması çıkardılar.
Sayın Erdoğan’a göre, üst kimliğimiz Türkiye vatandaşlığıdır, Türkiye mozayiğidir. Sayın Baykal’a göre Türk Milleti kavramıdır.
Ama gerçek odur ki, en güçlü üst kimliğimiz din kardeşliğimizdir. Vatan ve milletimizin bütünlüğü tehlikeye düştüğü zaman din kardeşliği birlik ve bütünlüğü bizlere kurtuluş yollarını açmıştır.
Din kardeşliğinin, ne kadar güçlü bir üst kimlik olduğunun, en önemli şâhidlerinden birisi ise, o zamanki ismi ile Mustafa Kemal Paşa’dır.
Bakınız M. Kemal Paşa 15 Mayıs 1915 tarihinde komutan iken, Çanakkale’de cereyan eden bir çarpışmada, bütün üst kimlik tariflerinin üstünde olan din ve imân birlik ve bütünlüğünün en yakın şahidi olarak, BOMBA SIRTI olayını nasıl anlatıyor:
“Bomba sırtı olayı çok önemli ve dünya harp tarihinde, eşine rastlanması mümkün olmayan bir hâdisedir. Karşılıklı siperler arasındaki mesafe 8 metre, yani ölüm muhakkak. Birinci siperdekilerin hiçbiri kurtulmamacasına hepsi düşüyor. Fakat ne kadar imrenilecek bir soğukkanlılık ve bir tevekkül biliyor musunuz? Bomba, şarapnel ve kurşun yağmuru altında öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor ve en ufak bir çekinme bile göstermiyor.
Sarsılma yok. Okuma bilenler Kur’an-ı Kerim okuyor ve cennete gitmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler ise kelime-i şehâdet getiriyor ve ezan okuyarak yürüyorlar. Sıcak cehennem gibi kaynıyor. 20 düşmana karşı her siperde bir nefer süngü ile çarpışıyor. Ölüyor-öldürüyor. İşte bu Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren, dünyanın hiçbir askerinde bulunmayan tebrike değer bir örnektir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale Muharebelerini kazandıran bu yüksek ruhtur”
Bilindiği gibi, bu eşsiz destanı yazanlar Türk, Kürt, Çerkez ve daha alt kimlikleri sayılamayacak derecede çeşili şehid ve gazilerimizden oluşuyordu. Şimdi kalkmış sayın Baykal ve Erdoğan bu târihi gerçekleri âdetâ yok farzederek ihtilafa düşüyorlar. Milletimizi bir kimlik ve kavram karmaşasına sürükleyenlerin içerisinde bulundukları gafletin derecesini, siz sayın okuyucularımızın takdirlerine bırakıyorum.
Kaderimizde yeni bir savaş yazılmışsa, bu savaşta milletimiz yine ALLAH ALLAH diyerek hücûma kalkacaktır. Türküz, Çerkeziz, Kürdüz veya mozaik mozaik, diye diye düşmanın üzerine yürümeyecektir.
Din kardeşliğimizin ne kadar güçlü olduğunu gösteren başka bir misal daha verelim:
Birinci Dünya Savaşı’nda yenik düşmüşüz. Sevr muâhedesi imzalanmış. Anadolumuzun büyük kısmı işgal altında. Ordumuz dağıtılmış. İşte böyle bir fetret devresinde, Adıyaman’ın Kahta ilçesinde, Rahmetli Hacı Bedir Ağa’nın konağına bir ingiliz kurmay subayı mâiyetiyle beraber geliyor. Mekkarelere yüklediği altını ağaya vermek istiyor ve ona:
- “Biz inceledik, Doğu ve Güneydoğu’nun en güçlü aşîreti ve lideri sizsiniz. Teklifimizi kabul edin ve Doğu Anadolu toprakları üzerinde bir Kürt devleti kurun. Size, ilaveten istediğiniz kadar para, silah ve takviye asker gönderelim. teklifinde bulunuyor.
Hacı Bedir Ağa’nın cevabı özetle şöyledir:
- “Bu mösyöye söyleyin. Parasını alsın defolsun gitsin. Bizim dinimizde kavmiyetçilik (yani ırkçılık) yoktur. Biz Türklerle bu vatan ve bu devlet uğrunda birlikte çarpıştık, birlikte şehid verdik, birlikte gazi olduk. Yarın Allah’ın huzurunda ben alnımı kara çıkartmam, teklifinizi red ediyorum.” diyor.
Görüldüğü gibi, Osmanlı devletinin teslim olduğu, ordumuzun dağıtıldığı ve henüz İstiklâl Savaşımızın da başlamadığı bir fetret devresinde bile, Doğu Anadolumuzun liderleri etnik ayrılıklara ve tahriklere asla değer vermeyerek dinimizin birleştirici ve kardeşlikleri pekiştirici gücüyle, birlik ve bütünlüğümüzün sağlanmasında başarılı görevler yapmışlardır.
Siyonist ve Evangelist ittifakının meydana getirdiği durumla örtüşen Dick Cheney’in dünkü gazetelerde yayınlanan beyanatı, başlatılmış olan yeni haçlı savaşının, aynı zamanda ülkemize de yönelik olduğunu göstermektedir.
Zira Güneydoğumuzda cereyan eden hadiselerin, körün attığı taş gibi tesadüfi olmadığını anlamak için, artık delile hacet kalmamıştır. Devletimizin tamamen gücünü kaybettiği bir dönemde, bölücüler ve etnik tahrikçiler, hiçbir netice alamazken, gerek PKK terörünün ve gerekse, Güneydoğumuzda dışarıdan başlatıldığı görülen son günlerde yeniden nüksetmeye başlamış olması düşündürücüdür.
Bu durumda yapılacak iş, Bomba Sırtı destanında şahlanan birlik ve beraberlik ruhunu yeniden harekete geçirilmesinden ibarettir.
Her ne kadar siyonistler bir taraftan kendi dini bağlarını güçlendirirken bizim dini bağlarımızı zayıflatmak ve din eğitimimizi engellemek için büyük çapta tahribat yapmışlarsa da, henüz fırsat elden gitmemiştir. Çok şükür milletimiz yeni Çanakkale zaferleri ve yeni İstiklal savaşları yapacak milli ve mânevi meziyet ve imana sahiptir.
Böyle bir aşamada, Siyonist telkinlerin tam tersine, millet ve devlet kaynaşmasının ve barışının en ileri seviyeye çıkartılması kaçınılmaz bir görevdir. Atatürk İstiklâl Savaşı’ndan önce, milletimizin mânevî birlik ve beraberliğini sağlayacak bütün muhterem din âlimlerini devreye sokmuştur. Milletvekili olarak onlarla anca beraber kanca beraber savaşın kazanılmasında ve devletimizin kuruluşunda birlikte mesai sarfetmiştir.
Sınırlarımıza kadar dayanan Siyonist ve Evangelist istilâcılar, beşbin senelik Kabbala’nın hurafelerle dolu hükümlerini gerçekleştirmek için, ARZI-MEVUD bizimdir diye vatanımızı ele geçirme planlarını inatla yürütürken, o istilâcıların tesiri altında kalan bazı kimselerin, AKLA, İLME, ve TEKNİĞE tamamen uygun olan dinimizi, milletimiz ve gençliğimiz indinde hurafe olarak görme ve gösterme çabalarına asla iltifat edilmemelidir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



