Evet, bugün Tarihi bir gün...
Çanakkale Savaşları'nın 96. yıldönümü kutlanıyor.
Çanakkale Savaşı sadece Türk tarihini değil, dünya tarihini değiştiren savaşlardan biridir.
İmkânsızlıklar ve zorluklar içerisinde, her türlü teçhizata sahip olan, düşman kuvvetlerine karşı, "var olma mücadelesi veren" bir milletin destanıdır.
Aşağı yukarı "2 sene" süren bu savaşta, "253 bin asker" şehit olmuştur.
Top-tüfek yerine, "yürekleri ve imanlarıyla" savaşarak şehit olmuşlardır.
Böyle bir savaşın dünyada bir başka benzeri yoktur.
Her savaşın bir ön hazırlığı ve alt yapısı olur.
Çanakkale savaşında ise ne alt yapı, ne hazırlık, ne askerlik eğitimi, ne de top-tüfek vardı?
Merhum Mehmet Akif Ersoy, şiirinde ne güzel dile getiriyor?
"Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi,"
Çanakkale savaşında bizim atalarımız yalnız savaşmadılar, aynı zamanda "bütün dünyaya insanlık dersi verdiler."
Gündüzleri savaşırken gece dinlenme anında, düşman askerlerine; su, ekmek, ilâç gibi ihtiyaçlarını karşılıyorlardı.
Hem de kendilerinde çok az olmasına rağmen...
Savaş anında yaralanan bir düşman askerinin yarasını sarmaya çalışan bir Türk askerinin insanlığını, "Fransız Generali Bridges," yurduna döndükten sonra anılarında şu cümlelerle dile getiriyor:
"Fransızlar, Türkler gibi mert bir milletle savaştıkları için daima iftihar edebilirler" diyor.
İşte milletleri ayakta tutan, tarihteki başarıları ve bu tür kahramanlıklarıdır.
Kahramanlıklardan bahsetmişken Çanakkale savaşının "en mütevazı kahramanından" bahsetmeden geçemeyiz.
Evet bu kahraman "Seyit Onbaşı" dır.
Seyit Onbaşı, 1889 yılının Havran İlçesi Çamlık köyünde dünyaya geldi.
"1912'de Balkan Savaşlarına katıldı," Savaş bittiğinde terhis edilmedi ve topçu eri olarak "Çanakkale Cephesinde" görev aldı.
Çanakkale Savaşında, "Morto Koyu sırtlarındaki" bir topçu birliğinde savaşırken "İngiliz Savaş gemisinin" attığı bir topla koca birlik yok olmuştu.
Yalnız iki kişi kurtulmuştu, Biri Seyit Onbaşı, diğeri arkadaşı Niğdeli Ali.
Beline kadar toprağa gömülmüştü Seyit Onbaşı, Niğdeli Ali'nin gömüldüğü topraktan çekerek kurtarmıştı onu.
Bir taraftan da "İngiliz zırhlı gemisi" bombalamaya devam ediyordu.
Her şeyin yerle bir olduğu bir anda koca bataryada "yalnız bir top kalmıştı."
Şaşkın bir halde bekleşirlerken yanlarına bir komutan geliyor. "Başka birliklerden yardım alıncaya kadar çukurda saklanmalarını" söylüyor.
İngiliz savaş gemisi, bütün birlikleri bombalamaya devem ederek "ortalığı mahşere çeviriyordu."
Bu durum karşısında Seyit Onbaşı, arkadaşı Niğdeli Aliy'e; "Burada durup bekleyemeyiz, bir şeyler yapmalıyız" der.
Etrafta sağlam kalan tek bir top vardı, o topu da ancak 4-5 kişi kaldırabilirdi.
Çünkü "topun ağırlığı 276 kiloydu."
Topu mermiye kaldıracak olan metaforası (vinci) isabet aldığı için parçalanmıştı.
Bunun üzerine Seyit Onbaşı, 276 kg.lık mermiyi arkadaşı Niğdeli Ali'nin yardımı ile sırtlanıyor ve topun ağzına yerleştiriyor.
Bu davranış, insanüstü bir güç olduğundan hâlâ hiçbir kimsenin aklı buna ermiyor.
Yanında bulunan Niğdeli Ali, Seyit'in göğüs ve omuz kemiklerinin çatırtısını duyuyor, hayret ve dehşet içinde kalıyor.
Nasıl oldu, nasıl sonuçlandı bilinmez ama ortalığı mahşere çeviren "Ocean isimli İngiliz zırhlı gemisine" top isabet ediyor ve yavaş yavaş batıyor.
Birden savaşın seyri değişiyor.
Düşman kuvvetleri "galip" durumda iken, "mağlup" duruma düşüyor.
Daha sonra, Seyit Onbaşı'ya aynı ağırlıktaki topu kaldırmasını istediklerinde, denedi ama kaldıramadı.
Şu cevabı verdi:"Ben bu mermileri kaldırırken gönlüm, Allah'ın feyziyle doldu."
İşte bizim tarihimiz, böyle kahramanlıklarla doludur.
Çocuklarımıza, torunlarımıza anlatabileceğimiz onurlu bir tarihimiz var.
Öyle milletler vardır ki, tarihlerinde en ufak bir başarıları yoktur ama yinede kendilerine bir tarih uydurup bunu yeni nesillere gerçekmiş gibi anlatırlar.
Hatta sahte kahramanlar uydurarak bunların filmlerini çekerler, çizgi romanlarını yaparlar.
Seyit Onbaşı'ya kahramanlığından dolayı para vermek istediklerinde hepsini ret eder.
"Gazilik maaşını" bile istemez ama yasal olarak bağlanır.
1939'da Seyit Onbaşı öldüğünde ortaya şöyle bir durum çıkar; gazilik maaşı hesabında birikmiş, Koca Seyit ise paranın bir kuruşuna dahi dokunmamıştır...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



