Arkadaşlarımdan bahsediyordum. Devam edelim. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümüne kaydolmuştum. O yıllar anarşinin en azgın devresiydi. Yeni bir ihtilal için şartların “olgunlaşması” bekleniyordu. Hemen her gün ya koridorda, ya yolda başlarımızın üzerinden kurşunlar uçuşuyordu. Edebiyat Fakültesi ile Fen Fakültesi ve Kimya Fakültesi, Kuzey-Güney Amerika gibiydi. “Hergele Meydanı” hemen her gün iktidar mücadelesine sahne oluyordu. O mahut meydan bir o tarafın eline geçiyordu, bir bu tarafın... Bu arada ara kurşunu, ya da köteği yiyenin haddi hesabı yoktu...
Biz o sıkıntılı günlerde bir grup arkadaşla, “Asayiş Komitesi” adı altında bir Vali Beye gidiyorduk, bir rektör beye... Bir Dekan Beye gidiyorduk, bir Bölüm Başkanlarına... Kendimiz çalıp kendimiz söylüyorduk.
O yıllarda Vakıflar Yurdu’nda, İlim Yayma Cemiyeti’nin yurdunda kalan, MTTB’de vazife alan pek çok değerli arkadaşlarımız vardı. Onlarla birlikte Çanakkale’ye şehitlerimizi ziyarete gider, konferanslarda değerli simaların konuşmalarını takip ederdik. Bu arada, ehliyetimi de 30 sene önce MTTB bünyesindeki Trafik Kolu’nun açtığı kurslar neticesinde aldım.
Üniversite yıllarında evlerde kalmayı tercih ettim. Fatih’te Sarıgüzel’de, merhum Mehmed Âkif’in evinin sokağında iki yıl, Karagümrük’te bir yıl, Aksaray’da bir yıl kaldım. Üniversite yıllarındaki arkadaşlardan bazılarının isimleri şöyle: Ali Kılıç, Muharrem Ekmen, Hüseyin Özdemir, Ruhi Yavuz, Bünyamin Gerdan, Zeki Şimşek, Şemseddin Akbulut, Mehmet Gürbüz, Selahaddin Yaşar, Metin Ataman, Selahaddin Yiğit, İsa Kocakaplan....
Askerliğimi Burdur’da kısa devre olarak yaptım. Ama bizim Topçu Taburunda öyle eğitim gördük ki, normal askerlik devresindeki bütün eğitimlere eşit gibi. Ateş Parçası bir teğmenimiz, mesleğini çok seven bir yüzbaşımız vardı. 1982 Temmuz- Ekim devresindeki bütün görevlileri güzel hatıralarla yad ediyorum. Askere gittiğimizde Ramazan başlamıştı. Oruç tutanlar için sahurda öğle yemeğinin menüsü de aynen veriliyordu. Cuma namazlarını muntazaman kılıyorduk. Beş vakit namazımızı ya mescitte, ya eğitim sahasında mola aralarında cemaatle kılıyorduk. “Kısa devre” askerlik yapmıştık, ama hatıralarımızı hâlâ çocuklarımıza anlata anlata bitirememiştik. Mesela bir Karadenizli arkadaşımız, atış talimlerinde 12’den vurup da başının üzerine toprak döktürenlere karavana, havaya atıp da keyfini bozmayanlara tam puan kaldırdığını söyleyip bizi güldürürdü. İşte bir başka hatıra: Bir gün yeni takım kumandanları geldi. Bizim takım kumandanı, arkadaşım Ömer Yavuzyiğit idi. İltimas olmasın diye birbirimize tanışıklık vermemiştik (Ta ki tezkere alıncaya kadar). Ama spor derslerini bana yaptırtıyordu. Zira birlikte millî antrenörlerden Namık Ekin’in teakvando kursuna gitmiştik. Ondan önce de 3 sene judo kursuna gitmiştim. Bu branşta lisanslı idim. Ben hareketleri yaptırıp işi sıkı tuttukça, şimdi Star Gazetesinde köşe yazısı da yazan Prof. Eser Karakaş, oldukça cüsseli oluşun dezavantajı yüzünden, nazik bir üslupla fazla zorlamamamı isterdi. İşte insanın hayatındaki o müstesna günlerden hatırladığım simalardan bazıları: Prof. Dr. M. Sabri Çelik, Hakkı Tanrıöver, M. Ali Yaşar, Fuat Karaduman, Durmuş Ali Yıldız, Alaaddin Ülper, Ramazan Sodan, Cemalattin Lafçı, Fikret Oltulu, Battal Güçlü...
Burdurlu öğretmen Sabahaddin Boyacı’yı ve evinin altındaki misafirhanesindeki sohbetleri ve çiğ köfte ziyafetlerini unutmak mümkün mü?...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



