Dünya üzerinde son yıllarda büyük fırtınalar kopuyor. Bu fırtınalar bir açıdan felaket, bir açıdan rahmet.
Bu zamana kadar neredeyse dünyanın her bucağının Amerikan ve İngiliz politikalarıyla şekil bulduğuna inanır, başta İslâm ülkeleri olmak üzere her yerde onların adamlarının ve sevenlerinin varlığının olduğunu bilirdik. En başta Türkiye'de bir siyasetçinin veya siyasî hareketin seçim kazanmasının, hükümeti kurmasının ve devleti yönetmesinin ilk şartının Amerika'dan çıkan, gelen icazete bağlı olduğuna kani olurduk.
Düzenin partileri demek bir anlamda, Amerikan düzeninin partileri demekti. Hatta İslâm ülkelerini ve böylece Müslümanları dünya sistemi karşısında küçük düşürmenin bir yolu, onların "Amerikan uşağı" olduğunu söylemekti. Bilhassa Suudi Arabistan krallarının Amerikan başkanlarıyla çektirdikleri resimler dostluk, kardeşlik, iyi hal ilişkilerinin ne denli ilerlemiş olduğuna bir kanıttı. Hatta önceki Amerikan Dışişleri Başkanına, kralın verdiği hediyelerle bırakın ekonomik krizleri atlatmayı, sıfırdan bir devlet bütçesi bile oluşturabilirdiniz.
Mısır'ın da bilhassa Gazze işgali esnasında tamamen İsrail yanlısı tutumu, politikaları ve uygulamaları büsbütün İslâm dünyasından umudu kesmemiz anlamına geliyordu.
Bir türlü açılmayan sınır kapıları, Gazze'yi neredeyse İsrail saldırılarından daha etkili bir biçimde kuşatmış oluyordu. Bütün bu olumsuzluklara ve aleyhindeki politikaya daha fazla dayanamayan Mısır sonunda, İslâm dünyasına şunu sordu; Gazze'ye tek geçiş olan tünelleri kim açmaktadır? Bu soru aslında, biz, her ne kadar, İsrail'in ve Amerika'nın tavsiyelerine uyuyor gözüksek de, aslında yeraltından bütünüyle Gazze'nin, Filistin'in kurutuluşu için çalışıyoruz.
Bugün Türkiye'de hâlâ, az da olsa bir grup insan, buranın Amerika'nın bir eyaleti olduğunu zannediyor.
Sadece siyasetçilerin değil darbecilerin de, bir şekilde Amerika'dan icazetle böyle işlere kalkıştığına dair, kesin deliller var elde; "bizim çocuklar başardı" demek Amerika başardı demekten başka bir anlama gelmemektedir.
Hamid Karzai'den tutun da, Amerika'nın bir bayram sabahı sabah ezanlarıyla idam ettiği Saddam Hüseyin'e kadar neredeyse her ülkenin devlet başkanını veya idarecilerini Amerika'nın atadığına dair bir kanaat hasıl olmuştu.
İngiliz ve Amerikan sistemi dünya üzerinde ve bilhassa İslâm ülkelerinde sadece siyasetle egemenlik kurmadı. Bugün dünyaya hakim olan iktisat sistemimin temelleri ve işletmesi de aynı güçler eliyle yürütülmektedir. Her ne kadar dünya genelinde binlerce, milyonlarca insan kapitalizm ve onun kolları aleyhine gösterilerde, isyanlarda bulunsa da, kimsenin bu sistemi alt etmeye ne gücü ne imkânı ne de çaresi kalmıştır. Şirketler, devletler, milletler batmakta, ekonomiler altüst olmakta, binlerce insan salonların dışından içeride yapılan küresel toplantıları protesto etmekte ancak dünyamız her sabah aynı yörüngede dönmeyi sürdürmektedir.
Ekonomik buhrana düşen ülkeler hep bir kurtuluş reçetesi aramaktadır.
Buhranın bundan sonra da, büyük yıkımlara, büyük darbelere sebep olacağı, şartları her gün biraz daha kötüye götüreceği açıktır.
Türkiye'nin ağababaları her zaman olduğu gibi yılana sarılmayı istemekte, zira başka hiçbir alternatifin olmadığını ısrarla vurgulamaktadır. Yeryüzünde iktisat alanında ne IMF'den başka güç, ne ondan başka çare, ne de ondan üstün iktisadî model vardır. Bugüne kadar kimseler, başta İslâm ülkeleri, kendi güçlerinin, imkânlarının, yeraltı ve yer üstü varlıklarının, siyasî ve iktisadî güçlerinin toplamı hakkında emin, güvenli ve kararlı açıklamalar yapmadılar, yapamadılar.
Bizler, yeryüzünde Müslümanlardan, İslâm'dan başka hiçbir gücün, kuvvetin, siyasî ve iktisadî yapılanmanın adaleti, emniyeti, barışı, huzuru, sükûnu, refahı, kardeşliği, insanlığı gerçekleştiremeyeceğine, yaşatamayacağına, tesis edemeyeceğine inanıyoruz. Bakınız Afganistan, bakınız Irak, bakınız Filistin, bakınız Sudan, bakınız mazlumların ahının yükseldiği her coğrafya. Arkasındaki güçler hep aynı, Amerika ve İngiltere. Sadece ahiret hayatını ve ahiret dengesini tanzim etmiyor bizim dinimiz, dünya hayatını ve dünya dengesini de sadece Müslümanların tanzim edeceğini söylüyor, ilan ediyor.
D-8, 54. Erbakan hükümetinin işte Müslümanlara, İslâm ülkelerine "Sizler, kimseye muhtaç değilsiniz, İslâm kardeşliği ile yeniden adil bir dünya kurarız" mesajını, enerjisini, gücünü, iktidarını verdiği tarihî bir hamledir. Bugün İSEDAK ve benzeri, İslâm ülkeleri arasında tesis edilen her kuruluş yeniden Müslüman liderlere, Müslüman önderlere bu tarihî vazifeyi ve mesuliyeti hatırlatmak için bir imkân sunmaktadır. Dünya barışı, iktisadî canlılık, krizlerden kurtuluş, mazlumların yüzünün gülmesi ancak ve ancak İslâm dünyasının derlenmesi, dirilmesi, toparlanması ve kendi aralarında sadece üç beş maddelik kardeşlik anlaşması imzalamasıyla mümkündür. İslâm kardeşliği arasında sınırlar olmaz. İslâm kardeşliğinde kapitalizm olmaz. İslâm kardeşliğinde Amerika'ya ve İngiltere'ye mecburiyet, boyun eğmek yoktur, Müslümanların gücüne inanmak ve güvenmek vardır. İslâm kardeşliğinde bırakın kendi coğrafyanıza hiç kimseye zulüm edemezsiniz. İslâm kardeşliğinde, mazlumların yanında olmak, Irak'tan, Filistin'den yüz çevirmemek vardır.
İktisadî politikamızı, devlet anlayışımızı, kardeşlik ilişkilerimizi İslâm'ın esaslarına göre düzenledikçe hem devletlerimiz, hem milletlerimiz, hem de kuruluşlarımız D-8'den İSEDAK'ta, Arap Birliğinden, İKÖ'ye kadar yeryüzünün adalet, barış ve emniyet timsali olacaktır.
Amerikan ve İngiliz şımarıklığına karşı, mazlumların esaslı ve sert bir cevabı varsa bunu ancak Müslümanların eli kuvvetle yerine getirebilir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



