Bir asır önce umre yapmak isteyen bir Müslüman'ın imkânları ile bugün umre yapmak isteyen Müslüman'ın imkânları arasında ne büyük farklar bulunuyor. Adeta umre Müslümanların ayağına gelmiş gibidir. Çok geçmez, günü birlik umreler bile çıkabilir. Yol kolaylığı ve güvenliği, barınma rahatlığı, iletişim lüksü gibi gelişmeler umre ibadetini, her ülkeden birkaç Müslüman'ın yapabildiği bir ibadet olmaktan ailece eda edilebilen, ömürde bir kereden yılda bir kerelere indiren bir ibadet hâline getirdi. Bunca büyük nimetler için Allah'a hamd ederiz.
Bir namaz vaktinden diğerine geçmeden evinden çıkıp Mekke'de Harem-i Şerif'te olmak ne büyük bir lütuftur. Rezervasyonu yapılmış, sıcak soğuk derdi olmayan otellerde kalıp namazları Beytullah'ın önünde eda etmek hangi sahabinin hayâl edebileceği bir nimetti? Bu zamanın Müslüman'ı böyle bir nimeti kendisine lütfeden Rabbi'ni en güzel hamdlerle övmeye çalışmalıdır. Nimet büyük, lütuf büyük!
Kadri bilinmeyen nimetlerin elden gitmesi mukadderdir. Ya olduğu gibi elden gider ya da o, o olmaktan çıkar, ortada durur ama işlevini görmediği için elden gitmiş olur. Camiyi doldurmuş abdesti olmayan insanların namaz ibadetiyle meşgul olmaları gibi bir durumdur bu. Ortada umre var ama umrenin mü'mine vermesi gerekenleri mü'min umreden alamıyorsa var veya yok, umre ne işe yarayacak?
Umre muhteşemdir
Bilhassa Ramazan ayında yapılan umrenin muhteşem bir ecir kaynağı olduğu hadisi şeriflerde sabittir. Ramazan ayında umre yapmayı haccetme seviyesine çıkaran hadisi şerif, Buharî ve Müslim'de sabit bir hadisi şeriftir. Sahih bir hadisi şerife nasıl bakılacağını bildiğimize göre Ramazan ayında umre yapmayı değerlendiren bilgi bizi umreyi sıradan bir iş olmanın ötesine taşımaktadır. Umre her haliyle bir ibadet olarak değerlidir elbette ama Ramazan umresinin farkı çok önemlidir.
Bir başka husus olarak şunu tespitte yarar vardır: Umre, Ramazan ayının bereketinden ötürü değerli olmuş bir ibadet değildir. Umrenin kendisi değerdir zaten. Ramazan ayının bereketi ile birleşmesi, onun değerine değer katmıştır sadece.
Şu hadisi şerif, umrenin mü'min nazarındaki muhteşem değerini göstermektedir:
'Bir umre, diğer umre ile arasındaki günahlara keffarettir.' (Buharî, Umre, 1/1773; Müslim, 3289.)
Günahlara keffaret sebebi olan bir ibadet elbette müstesnadır.
Umre ibadetinin kendisi kadar, Mescid-i Haram'da kılınacak namazlara sebep olması da ayrı bir üstünlük nedeni olmaktadır. Zira Mescid-i Haram'da kılınan bir namazın diğer mekânlara göre yüz bin namaz gibi yazılacağı da hadisi şeriflerle sabittir. (İbni Mace, İkametussalati, 195/1406; Ahmed, 14694)
Namaz dışında tavaf gibi sadece Kâ'be'de yapılabilen bir ibadeti de ilave edersek, umre ve fırsat oluşturduğu ortamlar bizim için çok daha farklı hâle gelecektir.
Büyük ağacın büyük gölgesi
Umre ya da herhangi bir ibadet için hatta herhangi bir nimet için söylenebilecek bir kuralı kaydetmeliyiz: Ağacın kendisi kadar gölgesi de vardır. Büyük ağacın büyük gölgesi, küçük ağacın küçük gölgesi olması tabiidir. Kökler derinleştikçe ağacın dalları uzadığı gibi değer kadar zorluk veya lütuf kadar imtihan olması da tabiidir. Umreye bu denli büyük bir ecir yükleyen Allah Teâlâ'nın, sadece umreyi istedi diye kullarını umreci yapmayacağını bilebiliriz, bunun için bir kitaba bakmak gerekmez.
Umre nafiledir
Umrenin nafile olması, tek başına düşünüldüğünde bir sorun oluşturmaz. Ama bu nafile, farzlardan biriyle çeliştiğinde ya da bir farz ertelenip onun yerine umre yapıldığında ibadette olmaması gereken bir çelişki çıkar önümüze. Mesela ev halkının, bilhassa çocukların büyük şehirlerin kargaşasına terk edilip nafile bir ibadete gidilmesi Şeriat prensipleri ile uyuşmaz. Veya anne babadan birinin muhtaç oldukları ilginin ihmal edilip umrenin, nafile haccın ya da başka bir nafilenin eda edilmesi doğru değildir. Çocuklarını internet ağlarına takılmış olarak bıraktıktan sonra Harem'de çocukların iyi olmaları için dua etmek mantık açısından da doğru değildir. Mü'min, önemli ve öncelikli işlerini belirleyemedikten sonra kâr ettiğini zannettiği pek çok zararın sahibi olabilir.
Böyle bir durumda umre, anne babanın rızasının üstüne çıkarılamaz. Çocukların fesat içinde terk edilmelerinin nedeni umre olamaz.
Hac ve kadın
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin bir 'cihat' kelimesini ne anlamda kullandığını, nasıl bir ciddiyetle kullandığını her mü'min tahmin edebilir. Onun dilinde cihadın anlamı tam Kur'an'ın koyduğu anlamdır.
Bu hakikati bilen bir mü'min kadın, onun 'kadınların cihadı hacdır' sözünü iyi düşünmelidir.
Bu da iki yönden düşünülecektir: birincisi, hacca giden kadının nereye gittiğini bilmesi açısından, diğeri de haccı hangi kalitede yapması açısından...
Bu iki noktayı yakalayabilmiş bir mü'min kadın, hacca çıkarken törenler, ziyafetler, hediyeler ve konvoyla uğurlanıp karşılanmalarda nerede duracağını da tefekkür edecektir.
Hac, cihat ve kadın. Bu üç kelime yan yana nasıl duruyor? İdrak edilmesi şart olan budur.
Kadın ve umre
Kadına yasak olan bir ibadet yoktur. Sadece bazı ibadetler kadına farz değildir. O ibadetlerin farz olmaması da kadının onlardan sorumlu olmaması anlamına gelmektedir. Yapması durumunda onlardan ecir kazanır.
Hac ve umrenin kadın için düşünüldüğünde başka bir farkı daha vardır. O fark da şudur: Mekke ve yakın muhiti dışından hac ve umre yapacak mü'min bir kadının mahremsiz yola çıkması hadislerle yasaklanmıştır. Ulemanın bu yasağın sınırları ve ayrıntılarında farklı içtihatları bulunsa da genel olarak söylenebilecek söz şudur: Mü'min kadın, hac veya umreye mahremsiz giderse en azından, bazı içtihatlara göre caiz olabilecek bir iş yapmış olur. Aslı yasak olan böyle bir işin bir de ibadet maksadı ile yapılması ne derece samimi bir amel çıkarır ortaya, bu herkesin kendi idrakine göre değişir elbette.
Bu kural, kadınların umre yapmamasının emredilmesi değildir. Kadınların mahremsiz umre yapmaları Peygamber aleyhisselamın lisanıyla yasaklanmıştır. Kadın için mahrem burada, eşi, oğlu, babası, dayısı, amcası gibi yakınlarıdır.
Mü'min kadın açısından şöyle bir çizgi daha çizilebilir umre konusunda:
Hadisi şerifler, kadının evinde namaz kılmasını camiye giderek namaz kılmasından daha üstün tutmaktadır. Bu, kadının tesettürü nasıl anlaması gerektiğini gösteren bir bilgi olarak ele alınabilir. Yani tesettür, kadının iyi giyinmesi değildir. Tesettür kadının iyi korunmasıdır. Elbiseli bölüm bu iyi korunmanın sadece bir cüzüdür. Bu nedenle de kadına camiye gitmemesi yönünde işaretlerde bulunulmuştur. Kural olarak kadının camiye gitmesini meneden bir engel de yoktur. Hatta menetmeyi meneden hadisler de vardır.
Camiye gidecek kadının büyük ihtimalle giyim anlamında tesettür sorunu yoktur fakat erkeklerin yoğunlukta olduğu bir mekânda kadının giyim dışındaki tesettürde sıkıntı çekeceği dikkate alınarak camiye gitmemesinin daha iyi olacağından söz edilmiş olmalıdır.
Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere'yi görenler, hac kalabalığı olmayan zamanlarda bile değil bir kadın için erkek için bile rahat hareket edilebilecek bir ortamın kolay kolay oluşmadığını bilirler. Bilhassa kadınlar açısından haccın zorluğu daha da ağır olmaktadır. Kesinlikle bu durum, farz bir haccın yapılmaması yönünde teşvik değildir. Hatta nafile bir ibadet olan umrenin terkini gerektirecek bir engel olarak da görülmeyebilir. Ne var ki, mü'min kadınların, Mekke ve Medine'de kendilerini, yaşadıkları şehirlere göre daha rahat hissetmeleri, kasabalarında uygun görmedikleri pozisyonlara bu iki mukaddes diyarda müsamaha ile bakmaları düşündürücüdür. Şeytanın nazik hilelerinden biri olan 'burada kardeşiz' felsefesi hemen bir kenara not edilir. Orada kardeş olduklarını düşünerek tesettürden taviz verenlerin bunu nerede yaptıklarını ve geri döndüklerinde kardeşliklerinin bitmiş mi olacağını düşünmeye bile vakitleri olmaz. Zira hac ve umre, her şeyi örten bir ibadettir, oradaki hataları bile örter. Hatalı ve isyan mantığı ile yapılan umre bile sevap kaynağıdır. Şüphesiz bu anlayış, sadece espri konusu olabilir. İbadete bu gözle bakılamaz.
Kadınların hem umreyi hem de umreyi eda tarzını iyi düşünmeleri gerekmektedir. Mesele, Allah için bir iş yapmak meselesi ise onu Allah'ın rızasına uygun bir şekilde yapmalıyız.
Haccı veya umreyi kadınlar arası ziynet yarışına dönüştüren anlayış, sahabenin başlattığı kervanda yeri bulunmayan bir anlayıştır. Arınıp aklanma yerinin süslenip dönülen bir yere dönüşmesi nasıl izah edilebilir?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



