Anadolu Gençlik Derneği'nin Yürütme Kurulu Toplantısı'na katılmak için Ankara Dikmen'deki Genel Merkez Hizmet Binası'ndaydım. Toplantı öncesi, zamanı değerlendirmek için birkaç dostu ziyaret ettim. Bunlardan biri de Genel Merkez'in basın, yayın, dağıtım ve tahsilat sorumlusu Ziya İnce kardeşimdi. Bir süre önce Ziya Bey'in annesi vefat etmişti. Telefonla taziyelerimi bildirmiş, bir de yüz yüze görüşmek istemiştim. Çalışma odasına girdiğimde Ziya Bey yoktu ama bir grup dost oradaydı. Selamlaştık ve sohbete daldık.
Oturduğumuz odanın kapısı açıktı. Kapı aralığından bir delikanlı beni gördü ve heyecanla yanıma geldi:
"-Hocam! Bir kitap yayınladım, gördünüz mü?"
"Görmedim" deyince, hemen diğer odaya koştu, kitabını getirdi ve bana uzattı. Kitabın önce kapağını inceledim ve hızla sayfalarına göz attım. Kapak dikkat çekiciydi. Kıvrım kıvrım merdivenlerden minare misali bir yüksekliğe tırmanan bir adam.
Kitabın ilk hikayesinden öğreniyorum ki, camisi olmayan baraj kenarındaki bir köyden, başka bir köye Cuma namazı kılmak için giden bir adam bu... Gerçek hayattan alınmış ve kitap içinde geçen bir hikayeye konu olmuş. Kitabın dış çekiciliği karşısında yazarı M. Selim Atlıhan'ı tebrik ediyor ve bu uzun boylu delikanlıya şöyle cesaretlendiriyorum:
"- Yazma eylemini devam ettirirseniz, gelecekte boyunuz kadar eser vereceksiniz!"
Mutlu oluyor ve müsaade isteyip odadan ayrılıyor.
Eser yayınlayanlar bilirler. İnsanın yeni yayınlanan her eseri, çocuğunun dünyaya gelmesi gibi, yazarını heyecanlandırır.
M. Selim Atlıhan Adıyamanlı. Ankara Gazi Üniversitesi'nde 3. sınıfı okuyor. Yani öğrenci. Lise yıllarında, "Adıyaman'da Bugün" adlı mahalli gazetede yazılar yazmış. Bana gösterdiği ilk eserinin adı "Sözün Dibacesi". Kitap, hikaye üslubuyla anlatılmış hatıralardan oluşuyor. Çoğu okul, öğretmen, öğrenci eksenli konuları işleyen hikayeler.
Kitapta, ayağı yere basan konulara yer verilmiş. İyi ve dikkatli yapılmış gözlemlerin ürünü. Zengin bir duyarlılık hemen dikkati çekiyor. Şiirsel bir üslupla, kendini zorlamayan bir anlatım söz konusu. Suyun akışı gibi. Konular yerli ve özentiden uzak. Ayrıca, Selim'de Türkçe'yi iyi kullanma istidadı var.
Öncü Kitap Yayınevi tarafından yayınlanan kitap iddialı değil. İyi ve güzel duygular mesaj olarak öne çıkarılmaya çalışılmış. "Derkenar" başlıklı yazılarda, yazarın öğrenci arkadaşları üzerinde bıraktığı intibalara yer verilmiş.
Kitabın ilk hikayesi, "İlk Adımdır Geleceğe Uzanacak Olan" başlığını taşıyor. İlklerin insan üzerinde bıraktığı silinmez etkiyi anlatıyor: İlk defa cami yapılan bir köy. İlk cumada hoca "Cuma salası"nı okur.
Bu durum, dini bilgileri öğrenme fırsatı bulamamış bir köy delikanlısının dikkatini çeker. Sese doğru yönelir. Camiye girenlerin ne yaptıklarını merak eder. Pencerenin kenarına yaklaşır. Açık pencereden vaaz ve hutbeyi dinler. Daha sonra namaz kılmayı öğrenir. Cuma günü, onun üzerinde derin izler bırakır: "O'nun ömrü hayatında ve gönül harmanında Cumaların hep ayrı bir yeri ve ayrı bir ehemmiyeti vardır. Cumalar onun için hep yeni başlangıçlar, yeni kapıların aralanması, yeni hallere geçmenin adı olmuştur.
Cuma geceleri onun için bir tılsım gecesidir. Gücü yettiğince müsaade etmez bu tılsımın bozulmasına. Cuma geceleri onun için; bir hayattan yeni bir hayata yolculuk ve yeni bir başlangıcın ayak sesleri olmuştur." (Sh. 15-16) Yazara göre, hikaye kahramanı "yüreğinin götürdüğü limana yol almakla" ulaşmıştır bu mutlu sona. (Sh. 17)
"Sözün Dibacesi" Selim'in ilk kitabı. Yazıda başarı, işi ciddiye almak ve sebat etmekle elde edilir. Uzun soluklu bir uğraş ister. Devamlılık esastır. Yüce Rasülümüz'ün (s.a.v) buyruğunda olduğu gibi: "İşlerin hayırlısı, az da olsa devamlı yapılanıdır." Selim'e yazmada ısrarlı olmasını, yazma eyleminden vazgeçmemesini tavsiye ederim.
Son zamanlarda, yakından tanıdığım kardeşler arasında, kitap yayınlayanların artmaya başladığını görüyorum.
Mesela; Ahmet Yakuphan'ın "Nedenler Dünyası", Yusuf Yeşilkaya'nın kişisel gelişim kitapları, Hüseyin Kazan'ın eğitim serisi, Mahmut Tandoğan'ın "Seçim Nasıl Kazanılır?", Metin Hasırcı'nın "Milli Görüş Zaviyesinden 1974 Kıbrıs Barış Harekatı", Nazım Maviş'in "Milli Nizam Partisi" incelemesi, Ekrem Şama'nın Çanakkale ve Tarih serisi, Mecit Dönmezbilek'in "Görgü Kuralları" adlı kitapları hemen hatırladıklarım arasında. Bu ve benzeri çalışmaları, ümitlerin çiçek açması olarak görüyor, gelecekte güzel meyveler elde edeceğimizi düşünüyorum.
Bu gelişmeler, Türkiye'nin sözlü kültür yanında, yazılı kültüre de önem vermeye başladığının işareti. Çünkü yazı, sözün kayıt altına alınması, geleceğe aktarılması demektir.
Meşhurdur: "Söz uçar, yazı kalır." Kutsal kitapların da yazılı metin halinde olduğu dikkate alınırsa, yazının önemi daha iyi anlaşılır. İnançlı insanların basın, yayın, kitap, radyo TV, internet gibi iletişim araçlarında daha etkin olması, insanların yüzünün gülmesine yol açacaktır, diye düşünüyorum.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



