Ağızlarını açtıkları zaman zehir zemberek sözlerle nefsaniyetlerini yansıtan birçok insan "emri maruf" yaptıklarını iddia ediyorlar. Oysa onların bu çirkin üslupları hiç de marufu yansıtmamaktadır. İyiliği emreden kimsenin lisanında da bir "iyilik" vasfı bulunmalıdır. Yani bir davetin İslami ölçülere uygun Muhammedî bir davet olabilmesi için üslubunun da Muhammedi inceliklerle bezenmiş olması gerekir. Bir çekim gücü oluşturacak kıvama henüz gelmeden, ham bir zihniyet ile yapılan davetler itici bir propagandadan öteye gidemez.
Hangi gönül, kendisine sivri diliyle oklar fırlatarak yaklaşanların sözlerinde sükûn bulur da o sözleri benimser? Hangi gönül, kaba sözlerden, imalı laflardan hoşlanır? Hatasını anlamak zaten olgun insanın kârıdır. İnsanların çoğu ne kadar olgundur ki onlara "hatan şudur senin" dediğiniz zaman "haklısınız" desin. Madem insanlar hatalarını anlama olgunluğunda değilse, onlara yaklaşırken birçok yanlışla dolu bir üslubu seçmenin kime ne yararı olabilir? Kötü bir üslup ancak onları, kendi hatalarını savunmaları yönünde tahrik eder. Üslubunuz sivrildikçe karşınızdaki de oklarını daha çok sivriltir.
Bir insanın kendince önemsediği bir fikri, bir düşüncesi, belki bir davası olabilir. Hatta bu düşüncesine kendisini adamış da olabilir. Bu kimse kendi görüşlerini tanıtmak ve yaymak isteyebilir. Fakat insanlara görüşlerini aktarırken belli başlı terbiye kaidelerine riayet etmek zorundadır. Hele ki bu kimse âlim veya hoca olarak bilinen bir kimseyse hitabetindeki çirkinlik affedilemez. Gündelik konuşmalarda bile ağza alınmayacak ayıp sözleri bir insan hiç utanmadan kameraların karşısında söyleyebiliyorsa ortada ciddi bir karakter zaafı vardır. Böylesi bir kimseye şunu söylemek gerekir: Sen neyi savunduğun farkında mısın? Böyle ulvi bir davaya böyle süfli bir davet yakışır mı? Yüce bir dinden bahsediyorsun ama düzeysiz bir üslubu tercih ediyorsun. İslam senin bu çirkinliklerinden münezzehtir. Amacımız insanlara derdimizi anlatmak ve Yüce Allah'ın rızasını kazanmaksa önce işe üslubumuzu düzeltmekle başlamalıyız. Eğer maksadımız bağcıyı dövmek değil de üzüm yemekse üslubumuzu gönüller sultanı Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem'in nezih üslubuna benzetmeye çalışmalıyız. Zira haşin konuşmalar faydadan çok zarara gebedir. Her ne kadar haşin sözler bazılarının hoşuna gitse de bu tür sözlerin zararı faydasından çoktur. Böyle bir kimsenin kazandıkları ürkütüp kaçırdıklarının yanında az kalır. Üstat Necip Fazıl; "Dinden kaçırdıklarımızı kaba softa ve ham yobazın çirkinliği yüzünden kaybettik: Dine çekemediklerimizi de aynı sebepten uzakta bıraktık." (Kısakürek, İman ve İslam Atlası, İstanbul, 1997, s.286) derken son derece haklıdır.
Şu da bir gerçektir ki güzel sözler ancak güzel insanlardan sadır olurlar. Yüce Allah hikmetini onu hak edenlerin sinelerine bırakır. O neyi nereye bırakacağını en iyi bilendir. Hikmetli kimselerin sözleri, alıcıları açık olan kimselerin kalplerinde akis bulur. Güzel üslup ile söylenen hikmetli sözler insanlara fayda verir. Bunun için peygamberler ve veliler hep güzel bir üslup kullanmışlardır.
Kendi düşüncemize benzer düşüncelerle karşılaştığımızda, o düşünceler hoşumuza gider ve bu düşünce sahipleri hakkında "ne güzel söylemiş" veya "hah işte budur" diyerek onlara karşı bir yakınlıkduyarız. Yaratılış kanunları gereği herkes kendi cinsinden olanı çeker. Gül bahçesine bülbüller konarken, lâşelerin üzerine ise akbabalar üşüşür. Kalbi berrak sular misali pak olan kişiler yine kendi gibileri çekerler. Solucanlar ise bataklıklardan hoşlanırlar. Yani bitli baklanın kör alıcısı olduğu gibi kötü sözün de kendine göre bir alıcısı vardır. Şu durumda kendi kalitemizi hangi sözün müşterisi olduğumuza bakarak anlayabiliriz.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




