Uludere'de meydana gelen ve Gülyazı (Bijuh) ile Ortasu (Roboski) köylerinden otuz beş kişinin yaşamını yitirdiği vahim olay şüphesiz herkesi derinden etkilemiştir. Bazı partilerin ise olayı istismar etme yoluna giderek politik bir atraksiyon ile önceden kurgulanmış tehlikeli söylemlerle "bugün ülke bölünmüştür", türünden açıklamalarla "Uludere"yi bir bete noir (korku ve nefret simgesi) haline dönüştürmeye çalıştırmaları kendileri dâhil, hiç kimseye fayda getirmeyecek bir harekettir.
Şimdiye kadar sadece "iç kanamadan" yana tavır sergilemeye çalışan DTP, bölge insanının içinde bulunduğu güç ekonomik ve sosyal şartları ise görmezden gelerek "sorunları örtbas" etme yoluna gitmektedir. Son yapılan 12 Haziran seçimlerinde Şırnak-Uludere'de oyların r,6'sını alan ve Güneydoğu'da de birçok yerde belediyeleri elinde tutan DTP, yerel başarısızlığının muhasebesini yapmak yerine, gerginliği ve siyasi tansiyonu arttırıcı politikaları paravan yaparak Güneydoğu'da belediye hizmetlerindeki beceriksiz icraatlarından duyulan
hoşnutsuzluğu gizlemeye çalışmaktadır.
DTP, Güneydoğu'da sergilediği başarısızlıklardan uzaklaşabilmek amacıyla "Uludere"den siyasi bir manevra ile medet ummaya çalışıyorsa da, hür iradeleriyle sandıklarda oy kullanamayan insanların DTP'nin ortaya koyduğu politikaların aksi yönünde politikalar geliştirmeleri artık kaçınılmaz olmuştur. DTP, Güneydoğu üzerinde adeta tek belirleyici unsur gibi kendisini görmesi ve huzursuzluk ortamını tetikleyerek artık bir yere varması mümkün gözükmemektedir.
DTP, şimdiye kadar Güneydoğu insanı için çok şey söyleyip, hiçbir şey yapamamıştır. Aynen, Maximilien de Robespierre'nin 1792'de ifade ettiği gibi ;"sizlere hürriyet verdim, şimdi de ekmek istiyorsunuz".
DTP milletvekilleri de bu politikalarıyla Güneydoğu insanına "özgürlük ve hürriyet" yolunda çok şey verdiğini zannetmektedir. Fakat bu politikalarla asıl zarar gören de yine Güneydoğu insanı olmuştur.
Bugün, Uludere'nin çetin doğa şartlarına ve güvenlik önlemlerine rağmen, ölüm dâhil her şeyi göze alarak katır sırtında getirebileceği üç-beş teneke mazota umut bağlayan gençlere hizmet için şimdiye kadar ne yapıldı?
Sadece Refahyol Hükümeti döneminde gerçekleştirilen "Sınır ticareti" uygulaması dışında, Şırnak'a gözle görülür ve geniş kitlelerin refah düzeyini yükseltecek hiçbir hizmet götürülememiştir. O insanlara hizmet götürmek için TBMM'de parmak oynatmayanların, bu insanların ölüsü üzerinden politika yapmaya kalkışması akla ve mantığa sığacak gibi değil.
Daha da önemlisi, şu anda TBMM'de grubu bulunan tüm partilerin, Güneydoğu'yu problem sarmalından çıkarmak için kendilerini çok hayati bir sınav beklemektedir. Uludere'de yaşanan ve hiç kimsenin tasvip
etmediği olaydan ders çıkararak, sorunlara kalıcı çözümlerin ortaya konması gerekmektedir.
Artık "laf dalaşı" ile çözüm üretmek mümkün değildir. Kapitalist ekonomide müdahalenin olmadığı "Laissez faire, laissez aller, laissez passer" (Bırakınız yapsınlar, bırakınız gitsinler, bırakınız geçsinler) benzeri politikanın siyasi arenadaki izdüşümü Güneydoğu gerçeğiyle tezat oluşturmaktadır. Sorumluların sorumluluklarını ıskaladığı bir Uludere'de, DTP'yi alternatifi olmayan tek hegomonyal güç olarak görünmesini sağlamaya yönelik bir tutuma yöneltmiştir.
Uludere'de taziye evini ziyaret eden CHP bile, sanki Uluderelilerin değil, DTP'nin taziye evine gider gibi bir imaj ortaya koymuştur.
İster Uludereli, ister Edirneli, artık herkes el ele yeni bir gelecek için yetkililerin çözüm yolunda somut adım atmasını bekliyor. Van için ortaya konan tek yürek, tek ses bütün Türkiye'yi kaplasın artık. Daha fazla acı ve gözyaşına tahammül kalmadı çünkü.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



