Dücane Cündioğlu'nun "Felsefe'nin Türkçesi" adlı kitabının yeni baskısı Kapı yayınları tarafından yapıldı. Cündioğlu, bu kitabında yakın dönemdeki felsefe ve eleştiri üzerine çok önemli sorular soruyor, ciddi meseleleri gündeme getiriyor, bunları ilgililerinin ve toplumun dikkatlerine sunuyor. Sorma ve düşünme eylemi çerçevesinde bu alandaki pek çok meseleyi masaya yatıran kitap, sadece sorularıyla değil cevapları ve işaretleriyle de önemli bir birikimi ve hazineyi hatırlatıyor.
İlk baskısı 2004 yılında yapılan kitabının sorularının, temas ettiği meselelerinin çözümü üzerine o günden bugüne aslında kayda değer bir gelişmenin yaşanmamış olması elbette çok üzücü.
Siyasi kargaşa etrafında daha çok şekillenen hayatımızda, bilginin, felsefenin, düşüncenin ne kadar yer tuttuğu herkesin malumu. Kitabı okurken pek çok cümlenin altının çizmek durumunda kaldım.
Cündioğlu'nun tekrar tekrar gündemimize taşıdığı sorulardan, düşüncelerden ve meselelerden tadımlık örnekler: "Siyaset tuhaf bir meslektir; hele hele siyaset'le din ve felsefe arasında sıkışıp kalmış olanların mesleği daha da tuhaftır."
"Cumhuriyet ideolojisinin -inşa edildiği günden bu yana- filozoflarla pek işi olmadı. Her ideoloji gibi Cumhuriyet ideolojisi de hikmeti değil demiri önemsedi, ehl-i hikmete değil ehl-i demire rağbet etti." "Herkes bilir ki, felsefe (philosophia) 'hikmet sevgisi' demek; filozof da 'hikmet'i seven'. İdarecilerimiz hikmet'i sevmediği gibi hikmet'i sevenleri de sevmedi; hikmet'e râm olmadı; hikmet de onları kendisine yâr etmedi; bu toprakları yeşertecek hikmet'in özsuyu bu toprakların derinliklerinde vardı ve fakat onlar pet şişeler içinde ağız kamaştırıcı glikozlar ithal etmeyi, topraklarımızı bu tür sıvılarla kurutmayı tercih ettiler. En nihayet kurudu, çöle döndü topraklarımız; hikmet ağacının bitmediği kupkuru bir çöle; hem de hikmet sevgisinin hafife alındığı, "hafife alınmak" ne kelime, bizatihi enayilik addedildiği bir çöle." "Felsefe 80 yıldır bu topraklara hiç uğramadı ki! Bazen gelmeyi düşündü fakat Ehl-i Hikmet'in demirden çektiklerini duyunca son anda gelmekten vaz geçti."
"Türkiye'de İslâmî düşünüşün tıkanıklığı üzerine konuşmak ve düşünmenin yerlilik vasfını kazanmadığı sürece bu tıkanıklığın aşılamayacağını/açılamayacağını bilmek zorundayız. Çünkü böyle bir tartışma gerek ilim ve fikir düzeyinde (İslâmî ilimler bakımından), gerekse hayatı algılama, yorumlama, yaşama düzeyinde (amellerimiz bakımından) ne durumda bulunduğumuz sualine cevap arayanlar için, kendisinden kaçınılamayacak denli elzem ve ehem bir muhasebenin ilk şartıdır."
"Dilde sadeleşme resmî ideolojini sloganıyken İslâmcılar da bu sloganın peşinden gittiler; hem de sırf "halka gideceğiz" vehmiyle. Arapça ve Farsça gibi İslâm medeniyetinin tabii dilleriyle alakalarını ya kestiler ya da bu dillerle en alt düzeyde ilgilendiler."
"Atatürk'ün 1927 tarihli Nutuk'unu aslından okuyamayan Kemalistlerle, Elmalılı Hamdi Yazır'ın 1935 tarihli Tefsir'ini anlamayan İslâmcılar arasında bir mahiyet farkı var mı?"
"İşaret edebileceği bir ben'i yok çoğu çağdaş Müslümanın. Hele hele sadece bu toprakları nazar-ı itibara alarak söyleyecek olursak, 1960'lardan sonra Mısır'dan, İran'dan, Pakistan'dan, Cezayir'den, Afganistan'dan yapılan çevirilerden etkilenen günümüz İslâmcısı, Cemaât-i İslâmî veya İhvan-ı Müslimîn hareketinin liderlerinden, yazarlarından, kitaplarından hatta broşürlerinden -en küçük ayrıntısına kadar- haberdar olabiliyor ve fakat mesela Sırat-ı Müstakim, Sebilü'r-Reşad, Beyanu'l-Hak gibi yakın tarihimizin muhalledâtının farkına dahi var(a)mıyor."
"İslâmcılar yerli bir İslâmî düşünüşün imkânları üzerine konuşamıyorlar; konuşanlara, konuşmak isteyenlere ise yeterince kulak vermiyorlar. Evet böyle yapıyorlar zira, İslâm'ın evrenselliğinden dem vurup ayaklarını yerden kestikleri takdirde muhalifleriyle daha iyi anlaşabileceklerini gayet iyi biliyorlar." "Medrese dersleri, talibini ilim ehli kılarken, Fakülte(üniversite) dersleri öğrencisini malumat ehli kılıyor. Hikmet'in her zamanki gibi açık adresi hâlâ yok! Bu nedenle memleketimizde ârif ve âlimler değil, -o da sadece tek branşta olmak üzere- malumat sahipleri (akademisyenler= teknik elemanlar/ uzmanlar) yetişiyor. Her geçen gün bilgelerimizin ve bilginlerimizin azalıp bilgiçlerimizin çoğalması da bundan!"
Cündioğlu bizleri kendi sesimize, sözümüze değer vermeye çağırıyor, aradıklarımızın bu topraklarda olduğuna işaret ediyor.



Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



