milli gazete

YayınlarVideoFotoğraf


  1. ARSIV
  2. VIDEO
  3. Sarı Sayfalar

  • ANASAYFA
  • YAZARLAR
  • GÜNDEM
  • SAĞLIK
  • EKONOMİ
  • DÜNYA
  • HABER
  • SPOR
  • AİLE HAYAT
  • KÜLTÜR

29 MAY 2012 SAL
  • HABER INDEKSI
  • ANKET
  • BENİM SAYFAM

GERİ İLERİ
  • HATİB: "İSRAİL SAHTE MEZARLAR ARACILIĞIYLA TARİHİ ÇARPITIYOR"
  • PAKİSTAN'DAN FÜZE DENEMESİ
  • FİLİSTİN'DE MİLLİ MUTABAKAT HÜKÜMETİ GÖRÜŞMELERİ KAHİRE'DE BAŞLADI
  • FATİH SULTAN MEHMET'İN TÜRBESİNİ ZİYARETLE BAŞLADI
  • PKK IĞDIR'DA 10 KİŞİYİ KAÇIRDI
  • PAKİSTAN'DA ENERJİ KRİZİ ELEKTRİK AÇIĞI 7200 MEGAVATA ÇIKTI

Üçüncü cumhuriyet’in eşiğinde

25 MART 2010
PER 04:30

[-] Normal [+]
  • Gündem
  • Tavsiye Et
  • Yazdır
  • Yorum Yaz

Açılım projesi kapsamında Üçüncü Cumhuriyet'i tartıştığımız bir önceki yazımızda söz konusu sürecin geçmişte cumhuriyet elitlerinin ve resmi ideolojisinin yeni bir toplum inşasını hedeflediği için sistematik bir biçimde merkezin dışında tuttuğu kesimlerin demokratik haklarının verilmesinden çok, aslında cumhuriyetin bundan sonra nereye doğru evrileceği ile ilgili olduğunu iddia etmiş, 1961 Anayasası ile kurulan İkinci Cumhuriyet'in yeni ve derin bir kırılma ve dönüşümle karşı karşıya bulunduğunu, açılım tartışmalarının ise bu çerçevede anlaşılması gerektiğini belirtmiştik. Ek olarak, 1961 Anayasası'nın millet iradesinin, daha doğrusu resmi ideolojinin dışında kalan muhalefet hareketlerinin bir seçimle iktidar olması halinde onun vesayet altına alınabilmesi için hazırlandığını ve İkinci Cumhuriyet'in temel kurumu olarak Anayasa Mahkemesi'nin ana işlevinin ise sivil siyasete  "bir sürekli kontrol ve balans ayarı" vermek yoluyla muhalif olan iktidarın "düşük yoğunluklu dabe"  sistemi ile "yüksek yoğunluklu sembolik bir yapı" olarak varlığını sürdürmesinin sağlanması olduğunu vurgulamıştık.

Bilindiği üzere, İkinci Cumhuriyet, 60'lı yıllarda yükselen sol hareketler ve sistem muhalifi İslami oluşumlar tarafından ciddi bir meydan okumayla karşı karşıya kalmış, 61 Anayasası ile tamamen dizginlendiği varsayılan muhalif hareket, kapatılan Demokrat Parti'nin mirası üzerine kurulan Adalet Partisi (AP) adıyla  1969 seçimlerinden tek başına iktidar olarak çıkmıştı. Ancak, Demokrat Partililerin siyasal haklarının iadesi konusunda çıkan görüş ayrılığı partiden büyük bir grubun, açıkçası birazda dışarıdan yapılan yönlendirme ve müdahalelerle, kopmasına neden olmuş ve Demokratik Parti adıyla yeni bir parti kurulmuştu.  Bunun üzerine "Düşük yoğunluklu darbe" kılıcını elinde bulunduran TSK, söz konusu yeni durumu bahane göstererek İkinci Cumhuriyet'in revize edilmesi ve olası sapmasını önlemek için 12 Mart 1971 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Genel Kurmay Başkanı Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler, Deniz Kuvvetleri Komutanı Celal Eyiceoğlu ve Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur'un imzası ile Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'a bir muhtıra verilerek hükümet istifaya zorlandı. Bu sivil siyasete yapılmış açık bir darbeydi.  1971 yılında 12 Mart günü saat 13.00'da TRT radyolarından okunan şu sözlerle muhtıra ile ilan edildi: "Parlamento ve hükümet, süregelen tutum, görüş ve icraatıyla yurdumuzu anarşi, kardeş kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluklar içine sokmuş, Atatürk'ün bize hedef verdiği çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak ümidini kamuoyunda yitirmiş ve anayasasının öngördüğü reformları tahakkuk ettirememiş olup, Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceği ağır bir tehlike içine düşürülmüştür." Darbenin bahanelerine bakıldığında hem vesayet sisteminin karakteristiği hem de sivil siyasetin ülkede cumhuriyetin asıl sahipleri olduklarını iddia edenlerce nasıl algılandığını anlamak oldukça kolaydır. 12 Mart Muhtırası ile revize edilen İkinci Cumhuriyet, 1980 Darbesi ile yeniden bir restorasyondan geçirildi. Bu darbe 27 Mayıs 1960 darbesi ve 12 Mart 1971 muhtırasının ardından Türkiye Cumhuriyeti tarihinde silahlı kuvvetlerin demokrasiye üçüncü açık müdahalesiydi. Açık, planlı ve gayeleri titizlikle belirlenmiş 1980 İhtilali, Türkiye'de, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 12 Eylül 1980 günü "emir komuta zinciri içinde" gerçekleştirdiği ikinci askeri müdahaledir. Bu ihtilal ile ilgili can yakıcı nokta ise, daha önceki darbe ve muhtıralarda olduğu gibi darbe için gerekli koşulların sistematik bir biçimde gerek cuntacılar gerekse cuntacılara bağlı olan grup ve sivil kadrolarca hazırlanmış olmasıydı. Bilindiği üzere bugün de halihazırda darbe yapılması için elzem koşullar hazırlamaya çalışan, topluma korku ve vehimler aşılayarak insanları terörize etmek ve sanal tehditler üretmek için işgüzarca gayret eden hatırı sayılır bir sivil yapı hala darbe düşü görüyor. Hatta bu kesimlerin darbe yapmadığı için askere kızgın oldukları bile biliniyor.

Sol ve İslami hareketlerin yükselişi

1980 Darbesi dünyada ciddi dönüşümlerin yaşandığı bir döneme denk gelmişti. 80 Darbesi'nden 7 ay önce İran'da Ayetullah Humeyni liderliğinde bir devrim yaşanmış, aynı yılın son ayında ise Afganistan Sovyetler tarafından işgal edilmişti. Bir yandan İran'da İslami bir söylemle gerçekleşmiş olan devrim, bir yandan ise Müslüman bir ülke olan Afganistan'ın Sovyetler tarafından işgal edilmesi, İslam dünyasında hem ciddi bir dalgalanma hem de infial oluşturmuştu. Batı karşısında gülünç yenilgiler yaşayan ulusalcı hareketlerin başarısızlığından sonra, İslam dünyasında yeni mücadele söylemi olarak İslamcılık zaten bir süredir yeni bir merkez olmaya başlamıştı. Bütün bu bileşenlerin yanı sıra, Yahudilik merkezli bir devlet olarak kurulan İsrail'in Cemal Abdulnasır liderliğindeki Mısır ve diğer Arap ülkelerindeki Arap milliyetçisi rejimleri İslam dünyasında büyük bir düş kırıklığı oluşturan bir kolaylıkla yenmesi, İslam'ın yükselişinde önemli bir rol oynadı. İran, Afganistan ve Arap ülkelerinde meydana gelen köklü değişimler kaçınılmaz bir biçimde Türkiye'de de yeni sosyolojik dönüşümler ve yönelimler doğurdu. Türkiye'de İslam'ı bir yaşayış biçimi, siyasi bir proje ve alternatif bir toplum inşasının motor gücü olarak gören yeni bir aydın kesimi belirginleşmeye başladı ve İran, Mısır ve Pakistan başta olmak üzere birçok ülkeden sayısız kitap Türkçeye tercüme edildi.  Toplumda görülmeye başlayan yeni umutlar, sosyolojik dönüşüm ve alternatif bir dünyaya dair özlemler Milli Görüş Hareketi ile siyasal iktidarı hedefleyen bir form kazandı ve Milli Görüş çizgisini takip eden siyasi partiler şaşırtıcı ve büyük başarılar sonrasında, onca müdahaleye rağmen 1995 yılında iktidar olmayı başardı. 1991'de Soğuk Savaş'ın Sovyetler aleyhine sonuçlanması sonrasında Amerika önderliğinde hazırlanan Yeni Dünya Düzeni içinde Milli Görüş Hareketi'nin yakaladığı bu başarı kabul edilebilir bir gelişme değildi. Çünkü Milli Görüş Hareketi'nin Türkiye'de iktidar olması ve savunduğu politik argümanlar Batı güdümlü bir ülkeyi öngörmüyor, aksine alternatif bir blok olarak İslam dünyasının bir birlik kurması gerektiğini ileri sürüyordu. Dünya dengeleri açısından sarsıcı olmasının yanı sıra, Türkiye'nin dahili güç ilişkileri açısından da Milli Görüş'ün iktidarı cumhuriyet elitlerince açık bir meydan okuma olarak algılandı. Cumhuriyetin kazanımlarının elden gittiği varsayılarak dışardan da destek aldığı artık aşikâr olan bir darbe ile Milli Görüş Hareketi'ne karşı 28 Şubat 1997 tarihinde dikte edilen kararlarla sivil siyaset yeni bir fetret dönemine girdi. Bu darbe, 1980 İhtilali'nin bir revizasyonu olarak da pekala okunabilir ki bu da bir çeşit İkinci Cumhuriyet savunusu olarak onun bekasının ve üzerine dayandığı ideolojik çerçevenin devamının sağlanmasına yönelikti. Şaşırtıcı olan nokta ise, bu darbenin De-Facto olarak cumhuriyet elitlerinin yanı sıra Sol Hareketler tarafından da kabul görülmesiydi. Dahası,  bu darbenin 9 Martçıların bir rövanşı olduğu bile iddia edilebilir. Söz konusu darbe, darbeyi yapanlarca bin yıl süreceği iddia edilerek toplum üzerinde hatırı sayılır çapta yıldırma ve toplumsal dinamikleri yok etme operasyonları ile örtük bir biçimde birkaç yıl sürdürüldü. "Demokrasiye balans ayarı" yapıldığı varsayılarak sivil siyaset utanç verici bir biçimde yeniden vesayet altına alındı. Ne ki, 2000'li yıllardan itibaren 1991'de Demir Perde'nin dağılması esnasında yaşanan büyük değişimler benzeri yeni dalgalanmalar Küreselleşme şekliyle dünya sahnesinde yeniden yükseldi ve siyasal arenada hem ülke hem de dünya politika yapıcılarının da gücünü aşan yeni konseptler türedi. Büyük değişimler yeni koşullar ortaya çıkarırken Türkiye'de de darbeler meşruiyetlerini tamamen yitirdiler. Globalleşme,  dünyada olduğu gibi Türkiye'de de yeni koşulları kaçınılmaz kılmasının yanı sıra öncekilerden bambaşka bir sosyolojik dönüşümü beraberinde getirdi ve bu sosyolojik dönüşüm Adalet ve Kalkınma Partisi'nin iktidarını hazırladı. 3 Kasım 2002 seçimleri Ak Parti'nin tek başına iktidar olmasıyla sonuçlandı ve elbette cumhuriyetin kazanımlarının yine tehlikede olduğu ivedilikle kimilerince iddia edildi. Ne ki, yeni toplumsal yapı artık retoriksel ve sanal tehditlere pek de kulak asacak gibi değildi artık. İddialar geniş halk kesimlerince asla inandırıcı bulunmadı.

Bu gelişmeler üzerine, darbeler için gerekli koşulları oluşturamayanlar yeni siyasal ve toplumsal yapıyla sıkı bir kavgaya girişti. Bu kavga öncekilere oranla daha zorluydu çünkü her ne kadar devlet kurumlarından sağlanan güç büyük oranda cumhuriyet elitlerinin ve bürokratik oligarşinin elinde olsa da toplumsal yapı öncekilere oranla daha örgütlü ve görünür bir biçimde sivil siyasetin arkasında durdu. Ordunun yeni dünya koşulları ve ülkedeki sosyolojik yapı nedeniyle artık siyasal düzene müdahale edemez hale gelmesi sonrasında Türkiye'de yargı erkleri üzerinden sivil siyasetle tutuşulan büyük kavga bugün de oldukça belirgin bir biçimde devam ediyor. Türkiye'deki sivil siyaset hem uluslararası arenada hem de halk nezdinde geniş bir meşruiyete sahip. İkinci cumhuriyet'in ise üzerine kurulduğu ideolojik çerçeveyi millet lehine çevirmekteki gönülsüzlük ve direnişi söz konusu kavgayı daha da derinleştirirken, değişen dünya ve toplum şartları karşısında her geçen gün onun gerçeklikten daha çok kopmasına neden oluyor. Aşikârdır ki, İkinci Cumhuriyet artık halk nezdindeki meşruiyetini yitiriyor ve bu da sivil siyasete dayalı değişimleri kaçınılmaz kılıyor.

Gerçek aktörler ve figüranlar

Bilinir, Amerikan'ın uluslararası siyaseti uzun süredir şu varsayım üzerine kuruludur: "Enerjiyi kontrol eden kıtayı, parayı kontrol eden dünyayı yönetir".  Halihazırda Avrupa, kendi enerjisinin yarısından fazlasını Rusya'dan karşılıyor. Rusya'ya olan bu bağımlılık bir yandan Avrupa'nın küresel bir güç olarak var olmasını önlerken diğer taraftan Amerika'nın da Rusya'nın yeniden bir güç olarak yükselmesi karşısında zor durumda kalmasına yol açıyor. Avrupa, global bir güç olarak var olabilmek için hayat kaynağı sayılan enerjideki Rus tekelini kırmak zorundadır. Enerjiyi Rusya kontrol ettiğinden kıtayı, yani Avrupa ve Ön Asya'yı da rahatlıkla kontrol ediyor. Öte yandan ABD, yeni küresel ekonomik aktörlerin yükselmesi ile beraber global düzeyde parayı kontrol etmekte zorlandığı için dünya üzerindeki hegemonyasını artık sürdüremez duruma geliyor. Asya'daki Uzak Doğu ülkeleri, kaç zamandır Batı güdümünden çıkmayan ve Batı'ya karşı daha cüretkâr politikalar üretmekten bahsediyorlar. Çin bir yana,  Japonya'da bile İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana Amerika ile aralarına kesin bir mesafe koyacaklarını açıkça vaat eden bir parti ilk defa iktidar oldu. Bu gelişmeler, Türkiye'yi Batı açısından yeniden vazgeçilemez bir ülke haline getirdi. Rusya'nın enerji üzerindeki tekeli ancak Türkiye'nin Ortadoğu ve Orta Asya'dan Avrupa'ya taşınacak enerji hatlarının ana geçiş noktası olmasıyla aşılabilecek. Bu nedenle de Türkiye Avrupa açısından stabil bir ülke olmak zorunda. Bir ülkede kimi zaman neredeyse iç savaş düzeyindeki bir yoğunlukla devam eden bir çatışma varsa, güvenli bir enerji geçiş güzergâhı olarak kabul edilemez. Avrupa, şayet kendi enerji hattını güvenceye almak istiyorsa öncelikle Türkiye'deki çatışma ortamını bitirmek zorundadır. Tam da bu noktada ilk defa Avrupa, PKK'ya verdiği desteği çekmek ve onu tasfiye etmek zorunda kalmıştır. Oldukça rasyonel bir karardır bu. Türkiye'yi çok sevdiklerinden değil, ancak kendi enerji hatlarını güvence altına almak için terörün Türkiye'de bitirilmesi Avrupa ve Amerika açısından kaçınılmazdır. Rus enerji tekeline en büyük alternatif Nabucco Projesi'dir ki bu proje Orta Asya ve Ortadoğu'dan alınacak enerjinin 4 bin km uzunluktaki bir hat üzerinden Avrupa'ya taşınmasını öngörüyor. Boru hatlarının 1998 kilometresi ise Türkiye'den geçiyor ki, bu da bütün uzunluğun yarısı anlamına geliyor. Böyle bir durumda stabil ve güvenli olmayan bir Türkiye, Avrupa'nın enerji hatlarının da sürekli bir tehdit altında olması demektir. Öte yandan, Amerika kaç zamandır Irak'tan çekilmekten söz ediyor çünkü Irak Savaşı Amerikan ekonomisini ciddi bir çıkmaza sürüklemesinin yanı sıra Amerika'nın Afganistan'da da başı fena halde dertte. Ancak buradan çekildikten sonra Amerika boşalacak olan nüfuz alanını İran'ın doldurmasından korktuğu için bu boşluğu Türkiye'ye devretmek dışında başka bir seçeneğe sahip değil. Amerika'nın Ortadoğu'da boşaltacağı yerleri Amerikan çıkarlarını da çok sarsmayacak olan bir Türkiye'nin dolduracak olması, Türkiye'nin Amerika açısından da stabil ve güvenlik sorunlarını halletmiş bir ülke olmasını gerektiriyor. Öte yandan, Türkiye'de burjuvazi de uzun süreden beri Cumhuriyet'in ideolojik çerçevesinden kurtulmanın yollarını arıyor. Türkiye'de burjuvazi İngiltere'nin aksine, Almanya'dakine benzer bir biçimde bizzat devlet eliyle oluşturulduğundan varlığını devlete borçludur. Bu nedenle de açık bir muhalefet içine girerek İkinci Cumhuriyet'e meydan okuyamaz. Burjuvazi bir yandan küresel sermaye ile birleşmenin yollarını ararken bir yandan da var olmayı sürdürebilmek için öngörülebilirlik peşindedir. Çünkü para, öngörülebilir olmayan yerlerde kök salmak konusunda oldukça ürkektir. Sermaye, bir yere yerleşmek istiyorsa o yerin öngörülebilir olmasını ister. İç sorunlar, terör ve siyasal krizlerle boğuşan bir Türkiye, küresel ölçekte Türk burjuvazisinin rekabet gücünü baltalayacağından burjuvazi de yeni konseptlere ve yapısal dönüşümlere onay veriyor artık. Açıkça olmasa da örtük bir biçimde İkinci Cumhuriyet'in bazı paradigmalarının değişmesi gerektiğinden söz ediyor. Küresel sermaye de Türkiye'de yerleşmek derdinde ve yerli burjuvazinin bütün kaygıları kürsel sermaye için de aynen geçerlidir. Buna ek olarak Türkiye'de tarihin de akış mantığına uygun olarak yeni bir sosyolojik yapı, siyaset ve kurumlardan beklentisi eskilerden hayli farklı olan yeni bir millet algısı artık ana siyasi akımın belirleyicisi olmak konumuna yükselmiştir ve bu sosyolojik yapı da İkinci Cumhuriyet'in ideal toplum modelinin oldukça demode kaldığını düşünüyor. Bütün bu bileşenler, en konsantre biçimiyle kendisini Açılım tartışmalarında dışa vuruyor.

Bu açıdan bakıldığında, Türkiye'nin önünde yapmak zorunda olduğu yapısal değişiklikler, Birinci ve İkinci Cumhuriyet'in günah çetelesi üzerinden meşrulaştırılmak zorunda. Hatırlanacağı üzere, Birinci Cumhuriyet'in kendisini Osmanlı'nın günahları ve hataları üzerinden meşrulaştırmaya çalıştığından söz etmiştik. Bugün ise, Üçüncü Cumhuriyet kendisini öncekilerin günahları üzerinden kurmak yolunu tercih ediyor. Birinci ve İkinci Cumhuriyet Alevileri, Kürtleri, Ermenileri ve devletin resmi dini yorumuna aykırı düşen geniş bir kitle olan mütedeyyin Türkleri dışarıda bırakarak hatırı sayılır travmalar oluşturmuştu. Bugün, Üçüncü Cumhuriyet kendisini kurmaya çalışırken, Birinci ve İkinci Cumhuriyetin dışarıda bıraktığı bu unsurlara dayanarak onların yaşadıkları acılar üzerinden Birinci ve İkinci Cumhuriyet'i gözden düşürmek, geçersiz kılmak ve halk nezdindeki meşruiyetini kırmak zorundadır.  Ne Kürtler, ne Aleviler, Ermeniler, Romanlar ne de mağdur edilen mütedeyyin Türkler bu sürecin ana aktörleridirler. Ana aktörler, cumhuriyetin nereye doğru evrileceği ve Türkiye'nin bundan sonra nasıl bir ülke olacağı üzerinde derin bir kavgaya tutuşmuşken bu unsurlar sadece birer figürandırlar aslında. Açıkçası, Birinci ve İkinci Cumhuriyet'in günah defterinin kabarıklığı, Üçüncü Cumhuriyet'i istememek için bizlere bir neden bırakmıyor. Bundan sonra, Üçüncü Cumhuriyet'in kaçınılmazlığı karşısında her şeyin eskiye oranla daha güzel olacağını ummaktan başkan bir seçeneğimiz yok gibi görünüyor.

Geri izlemetrackback
  • staticsBu yazı Gündem bölümü’nde 25.03.2010 tarihinde yayınlandı
  • feedBu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için tıklayınız
  • tags Etiketler: anayasa, hükümet, taslak, adalet, darbe, erdoğan, danıştay, chp, basın, saadet partisi, şeref malkoç, mhp, mustafa kamalak,
Merhaba, yorum yazmak için oturum açınız

yorum yaz

Yorum yazmak için oturum açmanız gerekiyor.
Üye değilseniz, sadece bir dakikanızı ayırarak hemen üye olabilirsiniz.

Oturum açtıktan sonra bu sayfaya otomatik olarak yönlendirileceksiniz.

Yazar

Resul Serdar

araştırmacı yazar

  • Özgeçmişyazarı tanımak ister misiniz?
  • Arşivyazarın diğer tüm makaleleri
  • Mesajyazarla iletişim kurmak için
  1. Bu yazarı benim yazarlarıma ekle
  2. Tüm yazarlar
  • Yazarın

    diğer yazı dizileri en çok yorumlananlar en çok tıklananlar en çok tavsiye edilenler
    1. Terörün küreselleşmesi ya da bir tetikleyici olarak küreselleşme
    2. İnsanlar ve Yerlilere dair...
    3. Popüler kültür ve hafıza
    4. Üçüncü cumhuriyet’in eşiğinde
    5. Üçüncü Cumhuriyet’e merhaba: Açılım...
    6. Açılım ve Üçüncü Cumhuriyet
    7. Bir “Üçüncü Cumhuriyet” tartışması olarak “Açılım”
    8. Bir komisyonun portresi
    9. Dünya iyi niyet kurbanı mıdır?
    10. Batı idealinin yenilgisi
    1. Terörün küreselleşmesi ya da bir tetikleyici olarak küreselleşme
    2. Popüler kültür ve hafıza
    3. Üçüncü Cumhuriyet’e merhaba: Açılım...
    4. Açılım ve Üçüncü Cumhuriyet
    5. İnsanlar ve Yerlilere dair...
    6. Dünya iyi niyet kurbanı mıdır?
    7. Bir “Üçüncü Cumhuriyet” tartışması olarak “Açılım”
    8. Üçüncü cumhuriyet’in eşiğinde
    9. Bir komisyonun portresi
    10. Batı idealinin yenilgisi
    1. Batı idealinin yenilgisi
    2. Dünya iyi niyet kurbanı mıdır?
    3. Bir komisyonun portresi
    4. Bir “Üçüncü Cumhuriyet” tartışması olarak “Açılım”
    5. Açılım ve Üçüncü Cumhuriyet
    6. Üçüncü Cumhuriyet’e merhaba: Açılım...
    7. Üçüncü cumhuriyet’in eşiğinde
    8. Popüler kültür ve hafıza
    9. İnsanlar ve Yerlilere dair...
    10. Terörün küreselleşmesi ya da bir tetikleyici olarak küreselleşme
    1. İstenen kriterde içerik bulunamadı !
  • Gündem

    1. '1961, 1982 değil 2023 anayasasını yapmak istiyoruz'
    2. 'El bombası attılar'
    3. 'Kürtaj yasaklanmalı'
    4. Yazıcıoğlu soruşturmasında 3 tahliye
    5. "Öğretmenine sahip çık"
    6. Dalga askeri aşamadı
    7. Siyonist katiller tutuklanabilir
    8. Ümmet, İslam Birliği'ni bekliyor
    9. Kadın garson zorunluluğu
    10. Devlet de Özal'ın ölümünü şüpheli buldu
  • Diğer

    1. Hatib: "İsrail sahte mezarlar aracılığıyla tarihi çarpıtıyor"
    2. Pakistan'dan füze denemesi
    3. Filistin'de milli mutabakat hükümeti görüşmeleri Kahire'de başladı
    4. Fatih Sultan Mehmet'in türbesini ziyaretle başladı
    5. PKK Iğdır'da 10 kişiyi kaçırdı
    6. Pakistan'da enerji krizi elektrik açığı 7200 megavata çıktı
    7. Amasya'da otomobil kamyona çarptı: 4 ölü, 1 yaralı
    8. Ayasofya önünde namazlı eylem
    9. Semih El Hamavi: "Annan Planı muhaliflere ölüm getiriyor"
    10. Gül: İstanbul, insanlığın ortak hafızasını taşıyan eşsiz bir şehir
  • Çok Okunanlar

    1. Fetih namazı
    2. Bu olacak Ayasofya!
    3. Ya Allah!
    4. Fethimiz mübarek olsun!
    5. Şok Detay
    6. Yeni bir düzen kurmanın vakti geldi
    7. Fethin erleri hocasıyla buluştu
    8. Kadın garson zorunluluğu
    9. Dalga askeri aşamadı
    10. Memura maaş farkı ve gecikme zammı
  • Çok Yorumlanan

    1. Yeterlilik derecesi en yüksek ürün kayısı
    2. Zile Kalesi restore ediliyor
    3. Hollande Afganistan'da 'farklı' şekilde kalacak!
    4. Savaşın acı dolu izleri bu müzede
    5. Tekkeler niye kapatıldı?
    6. Küresel ekonomide "Yunan" korkusu
    7. Fransa'yı topa tuttu
    8. Katılım Bankaları yüzde 20'yi hedefliyor
    9. Bol keseden laf var
    10. Avrupa'da resesyon Rusya'da siyasi krize dönüşür
Günün Haber İndeksi
Arşiv & Arama
shape
Gazete Aboneliği | Gündem | Ekonomi | Dünya | Haber | Kültür Sanat | Spor | Medya | Sayfa Başı
Kullanım Şartları | Seri İlan Kullanım Şartları | Seri İlan Hizmetin İade Şartları | Gizlilik İlkeleri | Kurumsal |Yazarlar | Multimedya | Arşiv | Reklam |Irtibat
Sponsor Bağlantılar : Kombi | Özgür Kocaeli Gazetesi

Firma Kayıt rss

Yardım ve Sık Sorulanlar FAQ

Copyright 2005 - 2008 Milli Gazete Basın Yayın A.Ş

prodestek