Anayasa Mahkemesi’nin, anayasanın iki maddesinde yapılan değişikliği iptal etmesi iki soruyu gündeme getiriyor. Bunlardan birincisi, bu kararın başörtüsüne yasak getirip getirmediği, ikincisi de mahkemenin önünde duran diğer önemli bir dava; AKP hakkında açılan kapatma davasını etkileyip etkilemeyeceğidir.
Bunlardan birincisine verilecek cevap peşinen “hayır”dır. Yani mahkemenin aldığı bu karar mesnetsiz bir şekilde, inatla sürdürülen başörtüsü yasağına yeni bir dayanak oluşturmamaktadır. Bu sorunun tatminkarlığına bakmak için sözkonusu iki maddede yapılan değişikliği yeniden hatırlamak gerekiyor.
Onuncu Madde: “Devlet organları ve idari makamları bütün işlemlerinde ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında kanun önünde eşitlik ilkesine uygun hareket etmek zorundadır.”
Kırkikinci Madde: “Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yüksek öğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir.”
Burada açıkça görülmektedir ki, yapılan değişiklik başörtüsüne ait değil, kişilerin haklardan yararlanmak konusundaki eşitliklerine ait bir değişikliktir. Esasında bu temel hak, mevcut anayasanın başka maddelerinde ve yasalarda birçok yerde zikredilmektedir. Dolayısıyla iptal edilen değişikliği “Hizmetlerden yararlanılması konusunda başörtülüleri başı açıklar gibi sayarsanız biz buna müsaade etmeyiz” şeklinde yorumlarsanız bu hukuki değil, siyasi bir karar olur. Ayrıca günümüz kabile devletlerinde bile böyle bir dayatmanın olmadığını herkes bilir.
Bir devletin vatandaşlarının eşit olduklarını belirtmek için anayasa çıkartmak bile günümüzde gülünç bir durumdur. Bu zaten böyledir ve aksine bir şeyin lafı dahi edilemez.
Meclis’teki bir çok partiden 411 milletvekilinin oylarıyla yapılan böyle bir değişikliği anayasanın 4. maddesini gerekçe göstererek iptal etmek aynı zamanda şu anlama da gelir: “Hizmetlerden yararlanmak konusunda eşitlik istemek anayasanın değiştirilemez temel ilkelerine aykırıdır.” Bunu dediğiniz zaman da temel ilkeleri savunacak bir avuç azınlık dışında hiç kimseyi bulamazsınız. Oysa anayasalar sadece azınlık için değil, bütün için yapılırlar.
İkinci soruya, yani bu iptal kararının AKP hakkında açılan davayı etkileyip etkilemeyeceğine gelince; elbetteki etkileyecektir. Ancak biz, çoğunluk görüşünün aksine bu kararın açılan kapatma davasını yok hükmüne indireceğini düşünüyoruz.
Gerek AKP hakkındaki iddianamede, gerekse AKP’in hazırladığı savunmada ne kadar teferruata girilirse girilsin, herkes bilmektedir ki açılan kapatma davasının esasını anayasada yapılan değişiklik oluşturmaktadır.
Mahkemenin bu değişikliği iptal etmesi aynı zamanda AKP hakkında açılan davayla ilgili iddianamenin içini boşaltmıştır. İçi boş bir iddianameyle parti kapatılırsa bu, Refah Partisi’nin kapatılması gibi, toplumda karşılığı olmayan siyasi bir karar olacaktır. Böyle bir karardan ise laikliği korumak iddiasında olan çevrelerin zararlı çıkacağı Türkiye’nin yaşadığı yakın tecrübeyle sabittir.
Yukardaki iki sorudan ziyade, esas sorulması gereken soru şudur:
Acaba AKP ve MHP neden böyle bir sürecin tetikleyicisi olmuşlardır?
Çünkü yapılan değişikliklerin iddia edilenin aksine başörtüne bir serbestlik getirmediğini, başörtüsüne serbestlik getirmek için yasal bir düzenlemenin yapılması gerektiğini anayasa değişikliğine lokomotif olan MHP ve AKP’li yetkililer defalarca söylemişlerdir. Hatta toplum hafızası, yapılması gereken yasa değişikliği konusunda AKP ve MHP’nin mahkeme sürecinden önce bir çok defa karşı karşıya gelip sert tartışmalar yaptıklarını hatırlamaktadır. Uzun süre devam eden bu tartışmalar, konunun mahkemeye intikal etmesinden sonra AKP’nin, yasa değişikliğini dün sonuçlanan mahkeme kararından sonraya bıraktığını açılamasıyla sonlandırılmıştı.
İptal edilen anayasa değişikliği başörtülülerin soluklanacağı bir çözüm olmadığına göre, AKP ve MHP neden Türkiye’yi bu gerilimli sürece sokmuş, neden çözüm bekleyen önemli bir sorunun çözümünü gayya kuyusuna atmışlardır? Kanaatimizce esas cevap aranacak soru budur.
*


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



