Rahat ve tuzu kuru insanlar muhakkak vardır çevremizde. Hemen her yerde rastlanır böylelerine. Ne dert vardır ne tasa. Dünya yıkılsa umurlarında olmaz. Dertleri tasaları varsa da, -ki dertsiz insan olmadığı söylenir- tınmazlar. Aldırmazlar hayatın hay huyuna; iniş çıkışlarına. Dertlerini dert etmezler.
Dertleri vardır veya yoktur; bunun ne önemi var! Doğrusu dertleri olsa bile dert edinmemeleri bir meziyettir onların. Esasında sorumsuzdurlar; sorunsuz sanılırlar. Toplum böylelerine gıpta ile bakar.
- Ne rahat adam!
- Adamın rahatı beyde yok!
- Yan gel Osman, üç dönüm bostan!
Dertlerini dert edinmemelerine bir diyeceğim yok da... Meselelerinin olmamasına fena halde sinir olurum ben. Yanlış anlaşılmasın kıskandığımdan falan değil.
Bir de kendilerinin en küçük sıkıntılarını kıyamet belleyip, başkalarının acısına aldırış etmeyen... Dert ve sıkıntıda olanlarla empati kurmayan... Bence bencil tipler vardır. Bunların da dünya umurlarında olmaz; tabi yalları kesilmediği sürece. Kendi ayaklarına diken batsa; 'vay kader' diye koparırlar vaveylayı. Birileri ilgilenmedi mi, "Bu nasıl insanlık!" derler feryat figan! En ufak bir haksızlığa mı uğradılar, "Bu nasıl adalettir Allah aşkına!"...
Bu iki tip insan arasında nüanslar bulunsa da, 'sorumsuzluk' ortak noktalarıdır. Toplumsal duyargaları kapalıdır her ikisinin de. Biri rahatlıktan mı, tembellikten mi; kendini bile dert etmez. Diğeri, kendinden başkasıyla hayatta ilgilenmez; lakaytlıktan mı, laubalilikten mi, yoksa bencillikten mi artık bilinmez?
Ne o matahtır benim gözümde ne o... İkisinden de haz ettiğimi söyleyemem.
Böyleleri, sorunsuz görünmekle birlikte aslında sorunludurlar. Hatta şu kadarını söylemek mümkündür ki, insanlığın başına beladırlar. İçinde yaşadıkları topluma ve daha geniş anlamda insanlık ailesine karşı en ufak bir mesuliyet hissetmezler. Yoksulluk almış başını gitmiş... Ne gam! Kendilerinin yiyecek ekmekleri olduktan sonra... Her tarafta savaş; kan, gözyaşı varmış... Umurlarında mı? Ateş sıçramadıktan sonra... Falan yerde sel olmuş... Filan yerde deprem... E, ne yapalım yani! Kan emici emperyalizm, iliklerine kadar sömürmekteymiş insanlığı... Vatan ve milletin istikbali tehlikedeymiş... Boş ver küreselleşen dünyada olağandır bütün bunlar... Küçük bencilliklerinden başka, dünyalarında anlamlı hiçbir şeye yer yoktur onların. Ben, en geniş anlamıyla insanlığa karşı sorumluluk hissi taşımayanların, insan sayılmalarına karşıyım; hayır, onlar bir başka tür; asla insan soyundan değiller.
Benim anlayışıma göre, bir insanın en az üç davası olur/olmalıdır. İlki ekmek davasıdır. Her birimiz ekmeğimizin peşinde koşmuyor muyuz en nihayetinde? Rızkı vermek Allah'ın işi, kovalamaksa bizim. Ekmeğinin peşinde koşanları, bencillik etmedikleri sürece yadırgamıyorum ben. İkincisi gönül işidir. Kimi hesnayı koyar gönlüne, kimi Hüsna'yı... Kimi Leyla'nın derdindedir, kimi Mevla'nın... Her ikisi de makbulümdür benim; insanlık hallerindendir. Yozlaşmaya, taşlaşmaya karşıyım ben.
Üçüncü bir davası daha olmalıdır insanın: İnsanlığa karşı sorumluluğu... Bu hepsinden önemlidir benim için; adeta insanlık ve adamlık kriteri... İnsanlığa karşı sorumluluk hissi taşımadıktan sonra, ekmeğinin peşinde koşanların da, gönül işine dalanların da benim yanımda yeri yoktur. Ki, herhalde Allah indinde de yerleri olmasa gerektir. Ne yaparsak yapalım ne kıyametin kopuşunu engelleyebiliriz ne saati geciktirebiliriz... Etrafımıza karşı sorumlu davransak, küresel ısınma olmasa, buzullar erimese, çevre kirliliği artmasa, ozon tabakası delinmese kıyamet kopmayacak mı? Elbette kopacak... Ancak ne yaparsak yapalım madem kıyametin kopuşunu engelleyemeyiz, boşveeer öyleyse de diyemeyiz. İnsani sorumluluk bu değildir. Ne diyordu Ömer, Dicle kenarında kurt kapsa bir kuzuyu, Huzur-u Mahşer'de Ömer'den sorar Allah onu...
İnsani sorumluluk İslami sorumluluktur aslında.
Her yerde savaş, her yerde gözyaşı olacak, işgal ve sömürü düzeni insanların iliklerini kurutuncaya kadar çarklarını çevirmeye devam edecek, akıl, iz'an, vicdan, insaf sizlere ömür; insanlık adeta cinnet halini yaşayacak ama biz hiçbir şey olmamış gibi üç maymunları oynayarak kendi küçük dünyalarımızda yaşamaya devam edeceğiz, öyle mi?
Çevre kirliliğinden zehirlenen karabatağı da dert edineceğiz, Gazze'de devam eden işgali ve ambargoyu da... Afrika'daki açlık da bizim meselemiz, Sudan'ın parçalanması da...
İnsanın bir derdi olmasa da, bir meselesi olacak. Dünyanın yükünü biz çekemesek de, omuzlarımızda hissedeceğiz. 6 milyar insanın acısından bir miskal olacak yüreğimizde. Nerede bir yanlış, nerede bir adaletsizlik varsa, payımıza sorumluluk düşüreceğiz.
Derdimizin olup olmaması Allah'ın bir takdiridir ama meselemizin olup olması bizim elimizde.
Dünya yangın yerine dönmüşken, insanlık cinnet yaşarken bir meselesi olmayana ben adam demem!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



