Önce Cem Boyner, sonra da İshak Alaton'un özerkliğe, federasyona, velhasılı kelam Türkiye'nin bir bakıma ayrışmasına, bölünmesine cevaz veren ve neredeyse böyle olmasını da pek bir evla gibi gören konuşmaları, TÜSİAD denen oluşumun yıllardır yer etmiş gayrı milli imajını yeniden pekiştirdi. Türk toplumunun, tarihin hemen hiçbir döneminde Batılı manada sınıflara ayrılmadığı, dolayısıyla da sermaye sahibi sınıfın da bir burjuva sınıfına dönüşümünün ittire kaktıra, devlet eliyle yapıldığı ve popüler tabiriyle "çakma" olduğu göz önünde bulundurulduğunda, yapay burjuvazinin temsilcisi olan TÜSİAD'ın hezeyana varan çıkışları da anlam kazanıyor.
Cumhuriyet dönemiyle birlikte girişilen milli bir burjuvazi ve sermaye sınıfı oluşturma düşüncesi, Osmanlı döneminden süregelen sermayenin ve ticaretin gayrimüslimler elinde toplanması olgusunun verdiği zararları tevile dönüktür denebilir. Halihazırda teşekkül etmemiş veya çok çok ilkel seviyelerdeki sanayi, yabancı sermayenin tahakkümü altındaki ticaret (bugünü andırmıyor değil) ve adeta bir parya hükmündeki Müslüman tebaa gerçekliği, yerli bir sermaye ve burjuvazi sınıfının devlet eliyle oluşturulmasını (kağıt üstünde de olsa) elzem kılmıştır. Uygulamada ne kadar başarı sağlanmıştır diye sorulacak olursa, sonuçlar ortada işte.
İşin garip tarafı, yerli ve milli bir sermaye ve burjuvazi amaçlansa da, ortaya çıkan ürün gerçek manasıyla yerli ve milli olmak bir tarafa, her daim küresel egemenlerin ve dünya çapındaki yaygın kapitalist şebekenin şubesi olmaktan öteye geçmemiştir. Tersine, bunu bir paye gibi algılamış ve zaman zaman işbirlikçi tabir edilebilecek bir tavra sürüklendiği de olmuştur. Ayrıca, devlet eliyle hayat bulduğu halde hemen her fırsatta gayrimilli ve bu milletin aleyhinde bir çizgide yer alması da başlı başına bir soru işareti olagelmiştir.
Bu ülkenin, devletin pek çok imkanını, maddi desteğini herkesten çok kullanan ve hatta sömüren bir burjuva sınıfı, her ne hikmetse en kıytırık oryantalistten bile daha ucuz ve bayağı bir tarzla bakmaktadır bu ülkeye. Gelir dağılımındaki korkunç ve adaletsizden de öte insafsız bozukluk her daim kendi lehlerine çalıştığı halde, yumurtanın çıktığı kabuğu beğenmemesi misali boş buldukları her anda bir anti milli kol faaliyetinden de geri durmazlar maalesef.
Son yıllarda, ABD'nin gerçekleştirdiği renkli devrimlere sahne olan ve Soros vakıflarının başı boş cirit attıkları bir atmosferde, Türkiye'deki küreselci taifenin de bu "değişim" sloganlarına kendini kaptırmaması düşünülemezdi ve öyle de oldu tabii. Değişmeyi, bir bakıma yapıbozuma uğramak ve kendine ait olan her şeyden kurtulup uluslararası sistem tarafından dayatılan kötü kopyalardan biri olmakla eşdeğer tutan bu zihniyet, hiçbir zaman savunmaya yanaşmadıkları milli meseleri bu değişim furyası bağlamında tarumar edebilmenin yollarını buldular. Klasikleşmiş tabiriyle, "durumdan vazife çıkardılar" yani.
Ana hareket noktası olarak "tarihimizle yüzleşmek" mottosu bu zihniyetin her daim tekrarladığı bir slogana dönüştü. Yüzleşerek hatalarımızı, günahlarımızı kabul edip, milli meselelerdeki iyi veya kötü hassasiyetlerimizi törpülememiz, bunlardan vazgeçmemiz ve nihayetinde de küresel sisteme entegre olmuş "ucuz bir kopya" olmamız bekleniyordu. Mevcudiyet sebebi olarak Batı uygarlığının merkezlerine biat etmeyi gören sözümona akademisyenler, yazarlar, gazetecilerin yanında benzer düşüncedeki büyük sermaye sahipleri de bu tabloyu tamamladılar maalesef. Bugünkü görüntü budur
Misal Ermeni meselesi gündem gelse, "tarihimizle yüzleşip" soykırım yaptığımızı kabul etmemiz gerekir bu zihniyete göre. Aksini ispata kalkışmak, hatta belgelerle meselenin izahına girişmek faydasızdır. Hem de, haklı olsanız da faydasızdır. Çünkü, hüküm önceden verilmiştir ve hemen her konuda olduğu gibi bu konuda da çoktan mahkum olmuştur Türkiye. Fukuyama'nın "tarihin sonu" (sözü, liberal kurumların ve düşünce yapısının hakim olacağı ve kapitalizmin de alternatife yer vermeyecek şekilde nihai sistem olduğuna getiren, ancak büyük olasılıkla çuvallayacak olan teori) teorisine kayıtsız şartsız iman eden bu zihniyete göre, ulus-devletler de tarihe karışacak ve ülkeler, milletler arasındaki kültür, dil, din farkları ortadan kalkıp hepsi liberal-kapitalist sisteme iman edeceklerdir. Bu sebepten olsa gerek, milli hassasiyetleri, inanca dair ilkeleri banal bulurlar ve "tek gerçek" olan Batı uygarlığının enjekte ettiği fikirler çerçevesinde hareket ederler.
Türkiye'yi çok ciddi sıkıntılara ve maazallah ayrışmaya, bölünmeye götürebilecek girişimlere bile sıcak, içten ve sözümona demokrat tavırla yaklaşan büyük sermayemiz, aynı demokrat tavrını, misal, çalışanlar için hiçbir zaman göstermez ama. Konuyu uç noktalara (mesela komünistliğe) getirir ve böylelikle kendisini aklayıverir. Halbuki, kapitalist (ki küresel sömürü demektir), artık komünistten bile tehlikelidir dünya için.
Türkiye gibi zihni iğdiş edilmiş ve ne Doğulu ne Batılı, ne gelişmiş ne gelişmemiş, arafta kalmış olan memleketlerde, sermaye sınıfı da bu kafa karışıklığını yaşar kendi varlığında. Bugünün Müslüman sermayedarlarının da, giderek kapitalistleşme temayülleri göz önüne alındığında, bu iki arada bir derede kalma hali daha da somutlaşır. Önce onlara karşı alternatif olma güdüsü varken, zamanla onlara öykünmeye dönüşür iş. Sonra da, onların yerini almaya (yani aynı yapının sadece el değiştirmesi) kadar da gider. Önemli olan, milli bir bilinç ve bu ülkenin sahip olduklarına karşı hissedilen bir sorumluluk duygusuyla hareket etmektir aslında. Yoksa, büyük sermayenin hezeyanları devam eder gider.
Bugün de, büyük sermaye, güya sivil bir anayasa taslağı hazırlatma görüntüsünde milli hassasiyetleri ve nirengi noktalarını zayıflatacak birtakım taslaklar peşinde koşmaktadır. Tavırlarında ve söylemlerinde samimi olmadıklarına ikna olmayanlar, bugün herkesten fazla sivil kesilen büyük sermayenin, askeri darbe dönemlerindeki tutumlarına bakmaları yetecektir. Aslında, tüm mesele güç odaklarına ve menfaate yakın olabilme ve onun tarafında yer alabilme meselesidir onlar için. Gerisi ayrıntı bile değildir. Meydan onlara kalmış gibi gözüküyor şimdilik.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



