TÜSİAD toplantı yaptı; alanında uzman isimlere nasıl bir anayasa sorusunu yöneltip cevabını dinledi. Basına TÜSİAD anayasası şeklinde yansıdı. Basına bu şekilde yansımasından ürken TÜSİAD hemen açıklama yaptı. Biz bunlara katılmıyoruz; o toplantıda söylenenler söyleyenlerin fikridir, bizi bağlamaz şeklinde özetlenebilecek bir açıklamaydı. Açıklamanın ardından TÜSİAD geri adım attı şeklinde haberler yer aldı basında.
Biz ilk defa egemenlerin (azınlık zenginlerin) bizim (çoğunluk alt tabakanın) fikrimize geldiğini düşünürken TÜSİAD aksi yönde açıklama yaptı.
Devletin anayasasının zenginlerin elinde oyuncak olduğu bir kez daha ispatlandı.
Nedir bu olanların adı; şu; egemenlerin egemenlere yaltaklananlarla dalga geçmesidir.
Burjuva ahlâkı yanardöner özellikler içerir. TÜSİAD burjuva lobisidir. Siyasilerimiz de böyle lobilerin birer yaltakçısı. Bakmayın siz devleti yönetenlerin demokrasi halk falan filan demesine. Yöneticilerimiz burjuva ahlâkına özenmekten halk yaşamını göremiyorlar. Hoş, görmeye çalışmak gibi bir dertleri de yok zaten. Siyasilerin seçim zamanı yoksul halkı ziyaret etmesi halk için değil politik gelecekleri içindir. Gariban halk da evimize milletvekili geldi, bakan geldi, dahası başbakan geldi diye sevindirik oluyor.
TÜSİAD ya da diğer finans sahiplerinin dernekleri (kısacası zenginler) bir anayasa taslağı hazırlayabilirler mi? Bu soruyu teknik olarak sormuyoruz; görüş olarak soruyoruz. Dünya görüşü paradan ve güçten başka herhangi bir şey olmayan insanların hazırlayıp teklif edeceği anayasa taslağının o hayatı yaşayamayan halk için ne içereceği doğrusu merak konusu. En basitinden; halk, halk otobüsüne binerken uçaktan veya özel aracından başka bir araca binmemiş insanlar; halk otobüsüne binen, yolculuk eden, itiş kakış yaşayan, arada meşveret olan durumları nasıl düzenleyeceklerdir. Burada şöyle bir soru akla gelebilir; anayasayı hazırlayan hukukçular hazırladıkları anayasa kitabının içindekileri birebir yaşadı mı? Bu soruyu ortadan kaldırmak için teknik olarak değil görüş olarak yani bakış açısı uygun mu onu ölçüt koyduk başta. Ölçütümüz 'değer' meselesidir.
İş adamları neden anayasa taslağı görüşü bildiremezler? Türkiye Cumhuriyeti sosyal devlettir tanımını ele alalım. Sosyal devlet gereği asgari ücretin 630 (2011 verilerine göre) TL gibi komik bir rakam olmaması gerekir. İş adamı niye kendi ayağına sıksın; sosyal devleti, gelir adaletini savunduğu zaman asgari ücretin günümüz şartlarında yoksulluk sınırı olan 2000 (iki bin) TL olması gerekmektedir. Hangi iş adamına sorsak 2000 TL'yi ödeyemeyeceğini söyler. Bu durum eşitliğe aykırı değil mi, aykırıdır. Sosyal devlet anlayışına aykırı değil mi, aykırıdır. Başka bir örnek Türkiye Cumhuriyeti hukuk devletidir. Hangi tür adli olay olursa olsun zengin her zaman haklı, fakir ise haksızdır. Devlet bunu zenginlerin isteği doğrultusunda sistemleştirmiştir. Yoksa avukatlık adında ücretli bir meslek olabilir mi? Kim parayı çok öderse o haklı oluyor. Bunun binlerce örneği var.
Türkiye Cumhuriyeti laik bir devlettir. Laikliği ele alalım mesela. Laiklik dinin getirdiği eşitliği ortadan kaldırmak içindir. Laikliği savunanlar eşitsizliği savunanlardır. Laiklik, sosyal bir olgudan ziyade finansal bir olgudur. İnsanoğlu, karşısında hesap vereceği ilahi bir gücü kaldırdığınız zaman kendi nefsi arzularına göre hareket edecektir. Çünkü hesap verecek bir güç yok karşısında. Bugün zenginler halka hesap veriyorlar mı? Bu soruyu sormamız bile komik. Zenginlere göre bu soru zaten komik bir sorudur. Peki, otoritenin sahibi devlete hesap veriyorlar mı? Devlete çoğunluğu rüşvet veriyor ama hesap vermiyor. Vermeye gerek bile görmüyor. Şimdi, laiklik ilkesiyle dini devletten ayırdığınız zaman kimin parası çok ise o devletin imkânlarından daha fazla yararlanıyor kimin parası az ise o devletin imkânlarından daha az yararlanıyor. Çünkü dini, devlet işlerinin uygulamasından kaldırdığınızda karşısında hesap verilecek mutlak gücü de kaldırmış oluyorsunuz. Devlet mutlak güç değildir. Eğer devlet mutlak güç olsaydı devleti yönetenler parayla satın alınamazdı. Aynı şekilde eğer devlet mutlak güç olsaydı koyulan yasalar herkese eşit davranma zorunluluğu getirirdi. Kâğıt üzerinde eşit ama uygulamada eşit değil yasalar. Parası olan devleti satın alıyor. Olmayan ise devletin yanına bile yaklaşamıyor.
TÜSİAD'ın çıkışı devletin sahibi olduğunun bir kez daha göstergesidir. İlk üç maddenin ikisinin kaldırılmasını savunanlar laikliğin kaldırılmasını savunmamıştır. Bu size bir şey ifade etmiyor mu? Din meselesi değil laiklik; ekonomik gücü insanlar üzerinde tahakküm aracı olarak kullanma kılavuzudur. Bu dünyadaki işlerini nefsanî arzularına göre düzenlemek için dinin devlet işlerinden kaldırılmasını, dahası sosyal hayattan da yok edilmesini arzu edenler; dünün put yapımcıları bugünün laiklik savunucularıdır.
Egemenlerin hazırladığı anayasa taslağı çoğunluğa yeni bir şey getirmeyeceği açık. Burjuva hiçbir zaman işçinin yanında olmamıştır. Kölenin hukuku olur mu, olmaz. Devlet de efendilerin yasalar da. Demokrasi, eşitlik, hukuk gibi sözcükler ise kulağa hoş gelen ama gerçekte hiç var olmayan birer uydurma tanımlardır. Sistem tam TÜSİAD'ın istediği gibi. Değişmesini niye istesin ki.
Hükümet anayasayı değiştirecekse baştan sona değiştirmelidir. Yepyeni bir anaya yapılmalı. Değiştirilemez maddelerin hepsi değiştirilmelidir. Allah kelamı mı ki değişmesin. Değişmeyecek hiçbir madde yok anayasada. Yeni bir anayasa yapılsın; halk oylamasına sunulsun. TÜSİAD oylamasına değil!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



