Nüfusunun yüzde doksan dokuz buçuğu Müslüman olan bir ülke düşünün ki, bu ülkenin dışişleri bakanlığını uzun bir müddet, soyadı İpekçi olan bir Musevi yürütmüştür.
Burada, yürütmek kelimesinin birden fazla anlama geldiğini de hemen belirtelim.
Bu kişinin bakanlığı sırasında, Türkiye’nin Müslüman ülkelerle arası açılmış, buna karşılık İsrail ile ilişkiler üst seviyeye çıkmıştır. Doğrusu, bu kişinin Müslüman ülkelerin temsilcileriyle bire bir görüşmelerde ne konuştuğunu çok merak ediyorum. O müminlere, Türkiye adına acaba neler söyledi, nasıl davrandı?
Türkiye Cumhuriyeti’nin şu kadar yıllık tarihine baktığımızda, Müslüman Türk milletini yurtdışında temsil edecek insanların büyük bir titizlikle seçildiğini görüyoruz. Bu titizliğin ne anlama geldiği malum.
Şarkı yarışmalarından tutun da, şu şu müsabakalara kadar, Türkiye’yi temsil eden insanların, çoğunlukla, temsil ettiği milletle uzaktan yakından bir ilgisi yoktur. Daha da ileri giderek söyleyelim:
Bu kişilerin bir kısmı halk düşmanıdır. Halkın inancına ve geleneklerine saygılı değillerdir.
Bu şuna benziyor: Kırk kişilik bir sınıf olduğunu düşünün. Sınıfı, herhangi bir yarışmada, sınıftan biri değil de, dışarıdan biri temsil ediyor. Üstelik bu kişi, gerek yaşantısıyla, gerek inancıyla, sınıfı oluşturanların çok uzağında... Bunun son örneğini Survivor Türkiye-Yunanistan yarışmasında gördük. Doğrusunu söylemek gerekirse, bu yarışmayı seyretmiş değilim. Haberi bir gazeteden okudum.
Türkiye’yi temsil eden erkek yarışmacılardan biri, Yunanlı rakibine aşık olmuş. Nadya Zagli’ye. “Bizimkinin” adı ise Selim Sabah.
Selim Sabah, Yunanlı yarışmacıyla olan ilişkisinin sorulması üzerine, basın mensuplarına bir açıklama yapmış. “Benim için dil, din, ırk önemli değil” diyor. “Peki, senin için önemli olan nedir; bunları çıkarırsan insanla hayvan arasında ne fark kalır?” sorusunu sorduktan sonra konumuza devam edelim.
Müslüman Türk milletini şöyle ya da böyle temsil eden birinin; dil, din ve ırk meselesinin önemsiz olduğunu söylemesi, insanın tüylerini diken diken ediyor. Bu millet, dinini, dilini ve soyunu korumak için milyonlarca şehit vermiş, en büyük bedelleri ödemiştir. Dünya üzerinde ve tarihinde, bu büyük bedelin bir emsali daha yoktur.
Milli Marşımızın şairi de, “Benim için iki şey mukaddestir; din ve dil” demiştir. Akif’in “benim için” dediği, “bizim için”dir...
Durum bu iken, bu milleti temsil edenlerden biri çıkıyor ve işte bunları ve bunları söylüyor. Sonradan öğreniyorum ki, bu kişi, yani Selim Sabah, bir Musevi imiş. Erovizyon şarkı yarışmasında, muhafazakâr bir milleti erotik şovlarla temsil edip birinciliği kazanan bayanın da Musevi olması gibi... Yine, her daim gündemde olan bazı şovmenlerin ve sözde sanatçıların da Müslüman olmadığını biliyoruz. Kimi Hıristiyan, kimi Yahudi. Dikkat edilirse, bunların tek yaptığı, milletin değerleriyle oynamak ve belden aşağı çalışmaktır. Kuşkusuz, bu örnekleri çoğaltabiliriz. Ama gerek yok.
Durum şudur: Türkiye’yi dışarıda temsil edenler, Müslüman Türk milletini rencide etmekten, küçük düşürmekten başka bir iş yapmıyorlar. Anlaşılan o ki, seçilme nedenleri de bu. Acı ama gerçek...
Buna karşılık, milli ve manevi değerlere bağlı insanlar, Türkiye’yi temsil edecek imkanlardan yoksundur. Bu imkan, onlara verilmemektedir. Sistem kurulmuş ve milletin içinden çıkan insanların, milletini temsil hakkı, maalesef, ellerinden alınmıştır. Kaba tabirle, bu hak “yürütülmüştür.”
Bakalım, yürütmeyi kim durduracak?
Bizim Ahmed
İstasyonda bir kadın durmuş, gelene geçene: Benim Ahmed’i gördünüz mü? Diyor. Hangi Ahmed’i? Yüz bin Ahmed’in hangisini? Yırtık basmasının altından kolunu çıkararak, trenin gideceği yolun, İstanbul yolunun aksini gösteriyor: Bu tarafa gitmişti diyor. O tarafa?
Aden’e mi, Medine’ye mi, Kanal’a mı, Sarıkamış’a mı, Bağdat’a mı?
Ahmed’i buz mu, kum mu, su mu, iskorpit yarası mı, tifüs biti mi yedi?
Eğer hepsinden kurtulmuşsa, Ahmed’ini görsen, onu da benim kadar yabancı bulacaksın.
Gözünün ışığı sönmüş, çukur yanağı kemiğine batmış, omuzu göçmüş, ona da soracaksın: Ahmed’i mi gördün mü?
Hayır... Hiç birimiz Ahmed’ini görmedik. Fakat Ahmed’in her şeyi gördü.
Falih Rıfkı Atay’ın Zeytindağı isimli eserinden...

Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



