milli gazete

YayınlarVideoFotoğraf


  1. ARSIV
  2. VIDEO
  3. Sarı Sayfalar

  • ANASAYFA
  • YAZARLAR
  • GÜNDEM
  • SAĞLIK
  • EKONOMİ
  • DÜNYA
  • HABER
  • SPOR
  • AİLE HAYAT
  • KÜLTÜR

29 MAY 2012 SAL
  • HABER INDEKSI
  • ANKET
  • BENİM SAYFAM

GERİ İLERİ
  • HATİB: "İSRAİL SAHTE MEZARLAR ARACILIĞIYLA TARİHİ ÇARPITIYOR"
  • PAKİSTAN'DAN FÜZE DENEMESİ
  • FİLİSTİN'DE MİLLİ MUTABAKAT HÜKÜMETİ GÖRÜŞMELERİ KAHİRE'DE BAŞLADI
  • FATİH SULTAN MEHMET'İN TÜRBESİNİ ZİYARETLE BAŞLADI
  • PKK IĞDIR'DA 10 KİŞİYİ KAÇIRDI
  • PAKİSTAN'DA ENERJİ KRİZİ ELEKTRİK AÇIĞI 7200 MEGAVATA ÇIKTI

Türkiye’nin öncü rolü

25 HAZİRAN 2009
PER 03:30

[-] Normal [+]
  • Gündem
  • Tavsiye Et
  • Yazdır
  • Yorum Yaz

Türkiye konumu itibariyle kuşkusuz dünyanın en stratejik coğrafyasında bulunmaktadır. Sahip olduğu derin tarihi birikimin yanında Türkiye, dünyaya yön veren uygarlıkların doğup geliştiği coğrafyanın tam ortasındadır. Bunlarla beraber insanlığın ihtiyaç duyduğu stratejik zengin enerji kaynaklarının yanı başında ve bunların nakil hatlarının geçiş güzergâhında bulunan Türkiye sahip olduğu genç ve dinamik nüfusu ve yüzölçümü bakımından bölgenin en büyük ülkelerinden birisidir. Tüm bunlarla beraber siyasi, askeri, ideolojik ve etnik çatışmaların yoğun olarak yaşandığı istikrarsız üç bölgenin (Kafkaslar, Balkanlar ve Ortadoğu) tam ortasında yer almaktadır. Buna rağmen sahip olduğu konum dolayısıyla Türkiye bu coğrafyada barış, istikrar, denge ve refah unsuru olabilecek küresel bir aktördür. Çünkü Türkiye tarihi ve coğrafi birikiminin yanında Batı ve Doğu ile geliştirdiği stratejik ilişkilerle merkezi bir konuma gelmiştir. Sahip olduğu bu unsurlarla Türkiye hem bölgesel hem de küresel oluşumların öncüsü olma rolünü yüklemiştir.

Karadeniz Ekonomik İşbirliği ve ECO gibi bölgesel örgütlenmelerin öncüsü konumda olan Türkiye, bölgesiyle bütünleşmiş bir ekonomik işbirliği öngörmektedir. Bu girişimlerle bölgesel ekonomik kalkınmanın artması, sahip olunan kaynakların en üst düzeyde kullanılması amaçlanırken, mevcut siyasi ve sosyal sorunların da çözümü hedeflenmektedir. Fakat ne yazık ki KEİ ve ECO mevcut halleriyle bu hedefleri gerçekleştirme konusunda ümit vermemektedir. Türkiye bu örgütlenmelerdeki öncü rolünü kavrayarak, stratejilerini belirleyerek bu örgütlere işlerlik kazandırmalıdır. Bu konuda dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan'ın D-8 kuruluş çalışmalarıyla aynı zamana rastlayan 15 Eylül 1996 tarihinde İzmir'de ECO Dışişleri Bakanları toplantısında sarf ettiği sözler manidardır. İslam Ortak Pazarı'nın önemini vurgulayan Erbakan, AB'ye temel teşkil eden Roma anlaşmasının Kömür ve Çelik Birliği üzerine yapılmasına örnek vererek, ECO'nun da Pamuk Birliği kurmasını öneriyordu. Dünya pamuk üretiminin % 40'ı gerçekleştiren ECO ülkelerinin bu pamukları elyaf halinde sattıklarını, halbuki bunların kurulacak iplik ve tekstil fabrikalarında işlenip kumaş ve konfeksiyon olarak işlenmesi durumunda ise 1 dolar yerine 17 dolar kazanılacağını vurguluyordu.

Türkiye'nin öncü rolü

Bu ve benzeri açılımlarla bölgesel örgütleri hareket geçirmesi gereken Türkiye aynı zamanda küresel çaptaki örgütlenmelerdeki öncü rolünü de iyi kavramak mecburiyetindedir. Kuruluşundan ve özellikle üye olduğu 1976'dan bu yana İKÖ içinde aktif bir şekilde yer alan Türkiye Genel Sekreterliği üstlenmesiyle İKÖ açılımında önemli bir mesafe kat etmiştir. İKÖ' nün en büyük sorununu oluşturan bürokratik hantal yapı ve karar mekanizmasının yavaş işleyişi konusunda Genel Sekreter Ekmeleddin İhsanoğlu'nun kayda değer çalışmaları umut vericidir.  Fakat şu da göz ardı edilmemelidir ki; asli ve kalıcı çözümlerin siyasiler tarafından üretilmesi gerekmektedir. İKÖ gibi çok boyutlu küresel bir forma sahip olan İslam ülkeleri, maalesef bu örgütü yeteri kadar ve etkin biçimde kullanamamaktadırlar.

Soğuk savaş sonrasında Avrupa ve Atlantik eksenin yanında Avrasya merkezine de açılım yapan Türkiye'nin öncülük ettiği küresel durumdaki bir diğer kuruluş da D-8 hareketidir. D-8, Türkiye'yi Soğuk savaş süresince alışılagelmiş dış politika stratejilerinin ötesine taşımış Türkiye'nin tek eksenli dar bir bölge ile sınırlanamayacağını göstermiştir. Türkiye bir taraftan KEİ ve ECO ile bölge merkezli açılımlar yaparken  D-8 ile sadece bölge merkezli politika ile yetinmeyeceğini teyit etmiştir. Zira D-8'de yer alan Endonezya ve Malezya ile Güneydoğu Asya'da, Mısır ve Nijerya ile Afrika'da stratejik olarak değerlendirilebilecek bir adım atılmış olmaktadır.

Türkiye sahip olduğu birikimini etkin bir stratejik açılıma dönüştürmeli, tarihi, coğrafi ve stratejik derinliğinin yüklediği sorumlulukları yerine getirerek küresel manada öncü ve merkez ülke konumuna yükselmelidir. D-8 ülkelerinin ciddi ekonomik işbirliği birçok ortak projenin gerçekleşmesiyle sonuçlanabilir. İşte bu noktada Türkiye, bu girişimlere öncülük ettiği ölçüde dünya sisteminde ağırlık sahibi olacaktır. Dolayısıyla bu noktada Türkiye'nin dünyaya açılımını sağlayan D-8 gibi projelerde öncü konumda olmalıdır. Sonuç olarak Türkiye, öncü rolünü kavradığı zaman sadece kendi bölgesindeki refah ve istikrarın ana unsuru olmakla kalmayacak, İslam Dünyası içindeki mevcut işbirliği oluşumlarını da harekete geçirip uluslararası alanda önemli bir aktör olacaktır. Tüm bu gerçekler D-8 gibi önemli bir projenin Türkiye öncülüğünde gerçekleşmesi ve ilerletilmesini zorunlu kılmaktadır.

D-8'in etkinleştirilmesinin gerekliliği

Yirminci yüzyıl baştan sona çatışma ve savaşlarla geçmiş, dünya tarihinin en kanlı yüzyılı yaşanmıştır. Kutuplaşma hareketlerinin damgasını vurduğu bu yüzyılda insanlık özlediği barış ve huzur ortamına kavuşamamış, yine bu sıkıntılarla yirmi birinci yüzyıla girmiştir. Modern sömürgeci güçlerin dayattığı kapitalist dünya sisteminin getirdiği bu sıkıntılara karşı özellikle İslam ülkeleri, yapılan yanlışların düzeltilmesi, zulüm ve baskıların sona ermesi için işbirliği ortamlarını geliştirmek mecburiyetindedir. Nitekim gelişmekte olan ülkelerin oluşturduğu bölgesel birliktelikler faydalı adımlar atsalar da hâlihazırda, daha etkin ve küresel kuruluşlara ihtiyaç vardır.

D-8 hareketi kuruluşundaki altı temel ilkeden de anlaşılacağı üzere yaşanan tüm sıkıntılara çözümü ilke ve amaç edinmiş bir kuruluştur.

D-8 öne çıkardığı ilkelerle çatışma ve sürtüşme yerine barış ve diyalogu sağlayarak üye ülkelerin yanında tüm dünyanın refah ve barışına katkıda bulunacaktır.

D-8 arasında gelişen iktisadi işbirliği, teknolojik işbirliği ve ticaret üye ülkelerin refahına katkı sağlayacaktır. Dolayısıyla D-8'in öcülüğünde, gelişen ülkelerde ve özellikle Müslüman ülkelerde ekonomik gelişmenin hızlanması, fakirliğin giderilmesi, çatışma ve savaş ortamlarının ortadan kaldırılarak barış ve refahın temini sağlanabilecektir. Tüm bu nedenlerden dolayı D-8 kendisinden beklenen gerekli dinamizm ve etkinliği göstermeli, diğer bölgesel ve küresel aktörlerle ortak hedefler doğrultusunda işbirliğine gitmelidir. Böylelikle huzur barış ve adaletin hâkim olduğu yeni bir dünyanın önü açılacaktır.

D-8, kurucu üyelerinden de görüleceği üzere hakiki manada, yüksek seviyede küresel bir kuruluştur. Dünyanın dört farklı coğrafyasından öne çıkan sekiz gelişmekte olan ülkeyi bir araya getiren bu kuruluş Türkiye'de ve dünyada çok farklı tepkilerle karşılanmıştır. Bu projeye destekler olduğu gibi eleştiriler de yapılmıştır. Kimileri D-8'i dünya gerçeklerinden uzak hayali bir oluşum olarak nitelendirirken kimileri de kendilerine bile hayrı olmayan yoksullar kulübü benzetmesi yapmışlardır. D-8'e karşı çıkanlar Türkiye'nin bu oluşumla vakit kaybettiğini aynı zamanda Türkiye'nin Batı dünyasından uzaklaştırılmak istendiğini söylemişlerdir. Bu noktada Mustafa Özel'in o dönemde kaleme aldığı bir yazısı çok manidardır. "G7'ye Karşılık M8" başlıklı yazısında Mustafa Özel, bu işbirliğini akıntıya karşı kürek çekmek olarak değerlendirenlere şu şekilde cevap veriyor.

"Düzenperestler hiçbir şeyin değişmemesini istedikleri için, hiçbir şeyin değişemeyeceğini ileri sürerler. Nesnel gerçek diye sundukları, çoğu defa kendi arzu ve korkularıdır. Elbette beşeri iradenin hadiselerin seyrini etkileyebilmesi için "nesnel" şartların bir ölçüde elverişli olması gerekir. Fakat düzenperestlerin keyfine kalırsanız şartlar hiçbir zaman tam elverişli olmaz. Harekete geçmek ve insanlara farklı bir tarih yorumu sunmak zorundasınız... Batı-dışı dünyanın siyasi, iktisadi ve kültürel dönüşümünü iyi tahlil etmek gerekiyor. Bu dünyanın önce siyasi, şimdilerdeyse iktisadi canlanışına şahit oluyoruz. Bunu hakiki bir kültürel canlanışla tamamladıkları zaman, dünyanın resmi çok farklı olacaktır."

D-8 ve İslam Birliği

Dünyada ekonomik ve siyasi alanda kalkınmak için çaba sarf eden ülkeler yeni atılımlar yaparak, gelişmiş ülkelerle aralarındaki farkı kapatma yoluna gitmelidirler. D-8 de Türkiye'nin tam da bu noktadaki açılımını sağlayacak hayali değil gerçek bir projedir. Yöneticilerin gerçeklikle başlattığı her proje toplumların zihninde ütopya olarak başlar ancak zamanla gerçeğe doğru gider. 1940'larda AB Avrupa insanı için hayaldi. Kömür-çelik birliği olarak başlayan oluşum daha sonra ekonomik bir birlik olarak AET ve sonunda bugün uluslar üstü bir yapıya kavuşarak AB adında siyasi, askeri, ekonomik ve kültürel bir oluşum haline gelmiştir. 1940'larda hayal olarak görülen tek Avrupa devleti bugün büyük ölçüde gerçekleşmiştir. Bugün ütopya gibi görünen konular inanıldığı ve çalışıldığı zaman yarın karşımıza gerçek olarak çıkar.

"D-8 de İslam birliğini hayal olmaktan çıkarıp kurumsallaştırmış ete kemiğe büründürmüştür. Müslümanların kapitalist dünya sisteminin yarattığı adaletsizlikleri giderecek gerçek alternatiflere sahip olduklarını göstermiştir. Eğer Türkiye'nin ve tüm İslam Dünyasının yirmi birinci yüzyılda varlık iddiası olacaksa bunun kurumsal karşılıkların da ortaya konulması gerekir. Aksi takdirde sonuç, bugün olduğu gibi, Müslümanların AB türü oluşumların merkezine çekilmeleri olacaktır. Kısacası ya büyük rüyanın peşinden gidersiniz yahut günü kurtarma endişesiyle Batı'nın devşirmeleri olmaya devam edersiniz. Önümüzdeki büyük tercih bu ikisi arasında olacaktır.

İki asırdır dünya sisteminde edilgen konumda olan ve büyük güçler tarafından sömürülen İslam Dünyası artık somut, nitelikli projeler geliştirmeli, "mağlup psikolojisinden" kurtulmalı, bütün ve yekvücut olmalıdır. İslam Dünyası ancak bunu başarabildiği ölçüde hayatta var olma şansına sahip olacaktır. İslam Dünyası siyasi iradesini azimli bir şekilde ortaya koymalı, ekonomik sömürü ve ezilmişlikten kurtulmak için işbirliğini arttırmalı, siyasi ve etnik çatışmalara son verip sadece Müslümanların değil tüm dünyanın barış ve huzuruna katkı sağlamalıdır.  Bu noktada Türkiye üzerine düşen görevi yapmalı; İslam Dünyası üzerindeki itibarını ve konumunu harekete geçirerek, derin tarihi ve stratejik birikimini ile öncü rolünü üstlenmelidir.

Uluslararası bazı örgütler

EKONOMİK İŞBİRLİĞİ

TEŞKİLATI (ECO)

ECO, Türkiye, İran ve Pakistan arasında bölgesel ekonomik işbirliğini geliştirmek amacıyla 1985 yılında kurulmuştur. 1992 yılında Afganistan, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Tacikistan ve Türkmenistan'ın Birliğe üyeliği kabul edilmiştir. ECO, üye ülkeler arasında siyasi, kültürel, ticari ve ekonomik alanda işbirliğini hedeflemektedir. Hedefleri arasında 2015 yılına kadar serbest ticaret bölgesi oluşturmak da yer almaktadır. Hedeflerinden bir diğeri ise üyeleri arasında bir platform oluşturarak işbirliğini genişletmektir. Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile beraberce üye olduğu bir bölgesel ekonomik işbirliği teşkilatı olan ECO Türkiye için büyük önem arz etmektedir. Türkiye konumu, gelişmişlik düzeyi ve tüm dünya ile siyasi ve ekonomik ilişkileriyle ECO içinde öncü bir durumdadır.

KARADENİZ EKONOMİK

İŞBİRLİĞİ (KEİ)

Türkiye'nin daveti üzerine Arnavutluk, Azerbaycan, Bulgaristan, Ermenistan, Gürcistan, Moldova, Romanya, Rusya Federasyonu, Türkiye, Ukrayna ve Yunanistan devlet ve hükümet başkanları 25 Haziran 1992 tarihimde İstanbul'da bir zirve toplantısı gerçekleştirerek Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütünü oluşturmuşlardır.

Karadeniz Ekonomik İşbirliği'ni oluşturan ülkeler; Balkanlardan Kafkaslara kadar uzanan, petrol, doğalgaz, kömür, çeşitli mineraller ve ormancılık gibi doğal kaynaklar yönünden oldukça zengin olan, 350 milyonu aşkın insanın yaşadığı bir coğrafya üzerindedir.Konumu itibariyle Batı Avrupa ile Orta Asya ve Orta Doğu ülkelerine bir geçiş noktası teşkil etmektedir. Birliğin Genel Sekreterliği İstanbul'dadır.

D-8 ülkeleri

ASYA KAPLANLARI:

MALEZYA VE ENDONEZYA

Malezya Güneydoğu Asya ülkeleri içerisinde yıllık kalkınma hızı en yüksek  ülkelerden biridir. Sürekli büyüyen ekonomisiyle önemli bir konuma gelen Malezya D-8'i bu gelişimi içerisinde stratejik bir araç olarak değerlendirmektedir. İslam coğrafyasının merkeziyle ekonomi-politik açıdan bağlantıyı geliştirmek açısından D-8'e merkezi konum yüklemiştir.  Bu sebeple örgütün tüm toplantı ve çalışmalara üst seviyede katılmakta ayrıca en fazla proje üreten ve yürüten ülke konumda bulunmaktadır. D-8'in şuan dönem başkanlığını yürüten Malezya bu süreçte örgüt mekanizmalarının daha etkin bir şekilde çalışması için çabalamaktadır.

İslam dünyasının en kalabalık nüfusunu temsil eden Endonezya Güneydoğu Asya kaplanları adı verilen Malezya ile birlikte büyük bir ekonomik gücü oluşturmaktadır. Ayrıca iki ülke arasında bulunan Malakka Boğazı ekonomik ve stratejik açıdan dünyanın en önemli geçiş deniz yollarından biridir Bu şekilde Malezya ile bir çok ortak yöne sahip olan Endonezya da geçen dönem yürüttüğü D-8 dönem başkanlığı görevini başarıyla tamamlamış örgütün kurumsal yapı kazanmasında hatırı sayılır bir çaba göstermiştir.  Şu anda D-8 Genel Sekreterliği görevini yürüten ve  başarılı çalışmalara imza atan Dipo Alam Endonezya tarafından atanmıştır. Endonezya ve Malezya siyasi etkinliğin başarıya ulaşmasının üye ülkelerin karşılıklı bağımlılıklarını arttıracak ekonomik projelerle gerçekleşeceğinden hareketle dönem başkanlıklarında bu çalışmalara ağırlık vermişlerdir.

Geri izlemetrackback
  • staticsBu yazı Gündem bölümü’nde 25.06.2009 tarihinde yayınlandı
  • feedBu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için tıklayınız
  • tags Etiketler: d8, erbakan, müslüman, ekonomi, dolar, sömürü, abd, ab, avrupa, ihracat, pakistan, bangladeş, mısır, nijerya, malezya, endonezya, iran, ümraniye, üsküdar, milletvekili, havuz sistemi, tbmm, demirel, bernard lewis, kissinger, siyonist, avrasya, tarım, ilaç,
Merhaba, yorum yazmak için oturum açınız

yorum yaz

Yorum yazmak için oturum açmanız gerekiyor.
Üye değilseniz, sadece bir dakikanızı ayırarak hemen üye olabilirsiniz.

Oturum açtıktan sonra bu sayfaya otomatik olarak yönlendirileceksiniz.

Yazar

yazar resmi yok

Harun Aladağlı

araştırmacı yazar

  • Özgeçmişyazarı tanımak ister misiniz?
  • Arşivyazarın diğer tüm makaleleri
  • Mesajyazarla iletişim kurmak için
  1. Bu yazarı benim yazarlarıma ekle
  2. Tüm yazarlar
  • Yazarın

    diğer yazı dizileri en çok yorumlananlar en çok tıklananlar en çok tavsiye edilenler
    1. Türkiye’nin öncü rolü
    2. D-8'in potansiyeli...
    3. D-8’in kuruluş çalışmaları
    4. Küresel bir işbirliği: D-8
    1. D-8’in kuruluş çalışmaları
    2. Küresel bir işbirliği: D-8
    3. Türkiye’nin öncü rolü
    4. D-8'in potansiyeli...
    1. Küresel bir işbirliği: D-8
    2. D-8’in kuruluş çalışmaları
    3. D-8'in potansiyeli...
    4. Türkiye’nin öncü rolü
    1. İstenen kriterde içerik bulunamadı !
  • Gündem

    1. '1961, 1982 değil 2023 anayasasını yapmak istiyoruz'
    2. 'El bombası attılar'
    3. 'Kürtaj yasaklanmalı'
    4. Yazıcıoğlu soruşturmasında 3 tahliye
    5. "Öğretmenine sahip çık"
    6. Dalga askeri aşamadı
    7. Siyonist katiller tutuklanabilir
    8. Ümmet, İslam Birliği'ni bekliyor
    9. Kadın garson zorunluluğu
    10. Devlet de Özal'ın ölümünü şüpheli buldu
  • Diğer

    1. Hatib: "İsrail sahte mezarlar aracılığıyla tarihi çarpıtıyor"
    2. Pakistan'dan füze denemesi
    3. Filistin'de milli mutabakat hükümeti görüşmeleri Kahire'de başladı
    4. Fatih Sultan Mehmet'in türbesini ziyaretle başladı
    5. PKK Iğdır'da 10 kişiyi kaçırdı
    6. Pakistan'da enerji krizi elektrik açığı 7200 megavata çıktı
    7. Amasya'da otomobil kamyona çarptı: 4 ölü, 1 yaralı
    8. Ayasofya önünde namazlı eylem
    9. Semih El Hamavi: "Annan Planı muhaliflere ölüm getiriyor"
    10. Gül: İstanbul, insanlığın ortak hafızasını taşıyan eşsiz bir şehir
  • Çok Okunanlar

    1. Fetih namazı
    2. Bu olacak Ayasofya!
    3. Ya Allah!
    4. Fethimiz mübarek olsun!
    5. Şok Detay
    6. Yeni bir düzen kurmanın vakti geldi
    7. Fethin erleri hocasıyla buluştu
    8. Kadın garson zorunluluğu
    9. Dalga askeri aşamadı
    10. Memura maaş farkı ve gecikme zammı
  • Çok Yorumlanan

    1. Yeterlilik derecesi en yüksek ürün kayısı
    2. Zile Kalesi restore ediliyor
    3. Hollande Afganistan'da 'farklı' şekilde kalacak!
    4. Savaşın acı dolu izleri bu müzede
    5. Tekkeler niye kapatıldı?
    6. Küresel ekonomide "Yunan" korkusu
    7. Fransa'yı topa tuttu
    8. Katılım Bankaları yüzde 20'yi hedefliyor
    9. Bol keseden laf var
    10. Avrupa'da resesyon Rusya'da siyasi krize dönüşür
Günün Haber İndeksi
Arşiv & Arama
shape
Gazete Aboneliği | Gündem | Ekonomi | Dünya | Haber | Kültür Sanat | Spor | Medya | Sayfa Başı
Kullanım Şartları | Seri İlan Kullanım Şartları | Seri İlan Hizmetin İade Şartları | Gizlilik İlkeleri | Kurumsal |Yazarlar | Multimedya | Arşiv | Reklam |Irtibat
Sponsor Bağlantılar : Kombi | Özgür Kocaeli Gazetesi

Firma Kayıt rss

Yardım ve Sık Sorulanlar FAQ

Copyright 2005 - 2008 Milli Gazete Basın Yayın A.Ş

prodestek