Neler Oluyor:
Bugünlerde, hakikaten bilgili, vatanını düşünen, düşünerek konuşan ve yazan, tüm Türk aydınları adeta sözleşmişcesine endişe, üzüntü ve telaşlarını dile getiriyorlar. Söylenen şu: “Felaket yaklaşıyor.”
Büyük yanlışlıklar yapılıyor, tamiri imkansız hatalara göz yumuluyor ve hiçbir itiraz sesi yükselmiyor. Ülkenin temeli kazılıyor. Parçalara ayırma planları ve girişimleri yapılıyor; Türk milletine hakaretler ediliyor. Bunlara karşı kimse bir şey yapmıyor ve ses çıkartmıyor! “O halde, neler oluyor?” diyorlar. Birkaç örnek vermekte yarar vardır:
* Yabancılara toprak satışları tam gaz devam etmektedir. 23 Kasım 2005 tarihi itibariyle 267 milyon 423 bin 858 metrekare arsa yabancılara satılmış bulunmaktadır. Sarp hududundaki stratejik bölge bile bu eski askeri arazinin bir kısmını alan bir Türk firması eli ile İngilizlere devredilmiştir.
* Tarihi eserlerimiz bilinçsiz bir şekilde yağmalanmaktadır.
* Türk Bankaları tek tek satılarak, çoğu yabancı sermayenin kontrolüne geçmektedir.
* Türkiye kanunlarına rağmen, Ekümenlik iddia ve çalışmaları artık alenen ve küstahça devam etmekte ve hız kazanmaktadır.
* Eski Kiliseler belediyeler eli ile AB fonları kullanılarak tamir edilmekte ve hayata geçirilmek üzere hazırlanmaktadırlar. (kimin kullanacağı belli değil)
* İmzalanmaması gereken uluslararası anlaşmalar, imzalanarak Türk milli çıkarları tehlikeye sokulmaktadır. (Ankara Ek Protokolü’nün imzalanması gibi)
* Toplumun hassas olduğu konularda halkın adeta oyalanması. Mesela, AİHM’ye bir türlü yazı gönderip meydanlarda veya medyada halka başka söylemlerde bulunanların (Leyla Şahin davası örneği) yaptığı gibi.
* Devletin dış borcu, dev gibi büyüdüğü ve çok tehlikeli bir seviyeye yükseldiği halde, anlaşılmaz ve garip bir şekilde IMF’den yeni borçların alınması durumu gibi.
Perde Arkası:
Gidişat hiç iyi değildir. İşin en ürkütücü tarafı da halktan bir ses ve tepkinin gelmemesidir. Millet adeta “afyonlanlanmış” gibi bir uyur-gezer durumunda tüm bu olaylara seyirci kalmaktadır.
Medyanın büyük bir kısmı “işlerin ne kadar iyi gittiğinden” dem vurmaktadır. Acaba bununla ne demek istemektedirler ve gördükleri iyi taraflar nelerdir?
Stratejik yöreler ve en verimli tarım toprakları elden çıkmaktadır. Sadi Somuncu’ya göre Sarp Sınır kapısındaki askeri bölgede 11 bin metrekare arazi bir Türk firması tarafından İngilizlere devredilmiştir. İngilizlerin buradaki faaliyetlerinin neler olacağı ve bunların nasıl denetleneceği de bilinmemektedir.
Kilise tamirleri için birçok belediye AB’ye başvurarak fon almakta ve bu fonlar sadece verildikleri gayeler için kullanılmaktadır. Bu belediye sınırları içinde kaç Hıristiyanın var olduğu da bilinmemektedir.
Kilise tamirleri, eski Rum evlerini yenileme işleri yine AB yardımı ile bilhassa Balat ve Fener bölgelerinde yapılmakta ve oralara tekrardan eski Bizans havası kazandırılmaya çalışılmaktadır. Niçin? Bunlara kimler destek olmaktadır? Bilinmemektedir.
Türk kanunlarının ve Lozan anlaşmasına rağmen, Fener patriği bunları saymadığını, kendisini ve kilisesini bunlara bağlı hissetmediğini ifade ederek, TC hükümet ve devletine adeta meydan okumaktadır. ABD son haftalar içinde bu tutumu desteklediğini açıkça ifade ederken, AB temsilcisi Kretschmer de Türklerin Lozan’a o kadar sıkı bağlı olmalarının şart olmadığını söylecek kadar ileri gitmiştir. Bunlara hükümetçe nasıl bir cevap verildiği veya birşey söylenip, söylenmediği de bilinmemektedir.
Piyasalarda halkın elindeki paraları toplayan ve daha verimli hale getiren, kontrol eden bankalar tek tek yabancılara gitmektedir. HSBC gibi bir İngiliz, Singapur bankası eski Demirbank’ı almıştır. Devletin yaptığı bir hatayı, banka ödemiştir. Sonra hukuk yolu ile Demirbank sahipleri davayı kazanmalarına rağmen bankaları artık yabancıların olmuştur. Bu banka büyük kârlar elde etmektedir. Şimdi de Dışbank satılmış ve Fortis Bank olmustur.
Dünya üzerindeki bankaların hareketlerini izleyen Netwerk Vlaanderen firmasının araştırma sonuçlarına gore Fortis, bir Belçika ve Hollanda bankasıdır. Bunlar, yine Uzak Doğu’da başka büyük şirketlerin büyük ortaklarındandırlar. Bu Uzak Doğu’lu şirket te, BM’ce yasaklanmış olan mayın ve misket bombalarını yapan ve seyreltilmiş uranyum başlıklı bombaları imal eden ve yaptığı mayınları da PKK’ya satan bir şirkettir. Fortis’in bu firmanın ortağı olduğu konusuna da halka henüz bir açıklık getirilmemiştir.
Gelen yabancı firmalar sermaye ve iş getirmemekte, sadece piyasadan paranın kaymağını alıp götürmektedirler. Bu şekilde bir yabancı sermayenin Türkiye’ye nasıl bir fayda sağladığı da henüz anlaşılamamıştır.
Kim dur diyecek veya hesap soracak?:
* Yabancılara sınırsız toprak satışlarını sağlayan kanunu Anayasa Mahkemesi iptal etmiş olmasına rağmen, AKP’nin hazırladığı toprak satışlarına ilişkin yeni tasarıyla stratejik alanların da pazarlanıp, satılmasının önü açılmış bulunmaktadır.
* Tarım arazileri ve verimli topraklar da satışa açılmış bulunmaktadır.
* Ekümenlik çalışmaları tehlikeli boyutlara ulaşmıştır. Tüm bunlar olurken, içerden bu konulara destek verenlerin olduğu da görülmektedir. (Aynen Kurtuluş Savaşı öncesini hatırlatan manzaralar)
* Ankara Anlaşması Ek Protokolü yurdun dört köşesinden gelen itirazlara rağmen geçen yaz ortasında imzalanmıştır. Şu anda Türk limanlarının Rum gemilerine açılması için Avrupa’dan inanılmaz bir baskı başlamıştır. KKTC için hiçbir girişim yapmayan, hiçbir vaadini tutmayan AB, Güney Kıbrıs için Türkiye’ye baskı yapmaktadır. Bu kapana bile bile neden girdiğimizi de kimse halka açıklamamıştır.
Durum böyle devam edemez.
Kim hesap soracak? Kim bu gidişata dur diyecek?
Vakit daralmaktadır. Konuların beklemeye tahamüllü kalmamıştır.
1923’te kurduğumuz bu Büyük Devleti koruma ve tekrar kurtarma vakti gelmiştir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



