Kendini, genel ilkeler ve formüller biçiminde ortaya koymadığı için muhafazakârlığın 'esası' anlaşılamazdır" der, muhafazakâr düşünürlerin günümüzdeki önemli temsilcilerinden Roger Scruton. Muhafazakâr düşünceye, doğduğu tarihten bu yana kendisini doğuran şartlar ve devam eden süreci içerisinde, genel çerçevesini belirleyen bir sınır çizilememiş olmaması, tarihi boyunca kendisine çok fazla anlam yüklenmesinden kaynaklanıyor olabilir. Çok fazla tanım ve çok fazla anlam yüklemesi yapılan muhafazakârlık; bir kavram olarak ciddi bir anlam kaybıyla karşı karşıya kalmıştır.
Ön yargı ve tanımlamaların, muhafazakârlığın kodlarının ortaya konmasını zorlaştırdığı gerçeğiyle, aynı anlam dünyasında yaşıyoruz. Tek tanımlı ve tek çeşit bir muhafazakârlık düşüncesi olmadığı gibi, muhafazakârlığı etraflıca ele alıp temel ilkelerini ortaya koyabilecek muhafazakâr düşünürlerin varlığından da yoksunuz. Bu, muhafazakârlığın dönemden döneme farklılık gösterebilen, ideolojiyken siyasal yaklaşım halini alabilen, bir karşıt hareketten çok ılımlaştırıcı (ortayı bulan da diyebiliriz) yapısından kaynaklanır. 18. yüzyılın sonlarında, Aydınlanma düşüncesi ve Fransız devrimine karşı bir ideoloji olarak ortaya çıkan muhafazakârlık, 19. yüzyıl içerisinde bir ideoloji olmaktan uzaklaşıp daha çok bir 'düşünce stili' olarak algılanmaya başlanır. Muhafazakârlığın, Edmund Burke'den önceki felsefi köklerini bulmak mümkün olsa bile muhafazakârlık, yine de Edmund Burke'ün sistemleştirdiği bir siyasi düşüncedir.
Fransız Devrimi'nin (adı üzerinde devrim) keskin fikirleri, Edmund Burke tarafından neredeyse benzer keskinlikte eleştirilir. Din, aile, gelenek, otorite gibi çok önemli addedilen yapı ve kurumlar üzerinden devrim /keskinlik/ eleştiri masasına oturtulur. 19. yüzyıl içerisinde fark edilir ki muhafazakârlık, devrime karşı olmaktan çok modernizm paralelinde gelişen bir düşünce biçimidir. Yol ve yöntem farklılığı vardır. Muhafazakârlık; modernleşme sürecinin devrimle değil, evrimle gerçekleşmesini istemiştir aslında.
Eski binanın yıkılıp yenisinin yapılması yerine, mevcut binaya balkon eklenmesini öngören bir düşünüce stilidir kabaca. Muhafazakârlığın 19. yüzyılda değişen çehresi onu liberalizmle zoraki değil, istekli bir evliliğe sürüklemiştir. "Muhafazakâr olanın kökeni kazındığında yüzde yetmiş beş oranında altından liberalizm çıkacaktır. Muhafazakârlık daha çok bir algı bozukluğu olarak şekillenir."
Immanuel Wallerstein, Liberalizmden Sonra'sında: "Muhafazakârlığın ideolojik köklerini araştırmaya koyulmak, günümüzdeki makro - iktidar yapılarının işleyiş mantığını da kavramak yönünde atılmış bir adım olacaktır. Çünkü muhafazakârlık, 'dünya sistemi'nin destekçisi olarak, 19. yüzyıldan itibaren hâkim bir ideoloji olagelmiş ve liberalizmin sisteme destek olamadığı tarihsel şartlarda bir ikame vazifesi görmüştür" demektedir.
Muhafazakârlık ve liberalizm arasında gidip gelen 20. yüzyıl siyaset felsefesinin önemli isimlerinden Michael Joseph Oakeshott ise, muhafazakârlığı şöyle değerlendirmiştir: "İstikrar yenilikten daha kârlı; kesinlik spekülâsyondan daha değerli; aşina olunan kusursuzluktan daha dikkate değer; bilinen bir hata, tartışmalı bir doğrudan üstün; hastalık tedaviden daha katlanılabilir; beklentilerin tatmini, beklentinin kendisinin adil olup olmadığından daha önemli; herhangi bir kuralın varlığının, büsbütün kuralsız olma riskinden daha iyi olduğu sürece, muhafazakâr olma eğilimi, herhangi bir başka eğilimden daha uygun olacaktır." [Berat Özipek]
Muhafazakârlık nedir?
Bu kadar konuşmadan sonra, 'peki muhafazakârlık nedir, sorusunu seslendirdiğinizi duyar gibiyim. Bu sorunun aynısını, Dergâh Yayınları arasından çıkan "Muhafazakârlığın İki Yüzü" adlı kitabında Fırat Mollaer de soruyor. Mart 2009'da okuyucusuyla buluşan kitap, muhafazakâr düşünceyi etraflıca değilse bile kökünden ele alıyor. "Muhafazakârlığın İki Yüzü", muhafazakâr düşünce üzerine okuyucusunun zihnini aydınlatmaktan çok, birlikte yeni bir eleştiri getirme amacını güdüyor. Özellikle Fırat Mollaer'in daha çok önemsediği husus; bugüne kadar Türk muhafazakârlığı çalışmalarında ciddi bir biçimde incelenmemiş olan 'Klasik Muhafazakârlık - Türk Muhafazakârlığı sürekliliği' hakkında bir fikir uyandırma çabası.
Altı ayrı bölüme ayrılan eser, iki kısımdan oluşuyor; ilk üç bölümü; muhafazakârlığı bir ideoloji olarak ele alıp, temelini, karakteristik özelliğini ve kökenini incelemeye ayrılmış. Bu bölümde, muhafazakârlığın özellikle emprizmle, kapitalizmle ve araçsal rasyonalite ile çok yakın ilişkiler içerisinde olduğu üzerine vurgularını sıklaştırıyor yazar. Roger Scruton'un, 'esasının anlaşılamazlığı' yaklaşımına da eleştiri getiren Mollaer, 'muhafazakârlığı, modern dünyaya karşıt ya da alternatif bir proje olarak görmek ne kadar hatalıysa, esası anlaşılamaz anti - ideolojik bir biçimlenme olarak sunmak da o kadar hatalıdır' diyor. Kitabın ikinci üç bölümü ise; Türk muhafazakârlığına ayrılmış. "Türk muhafazakârlığı, serüvenine reaksiyoner değil, modernleşmeci bir muhteva ile başladı. Türk muhafazakârları, yeni ve modern bir hayatın gerekliliğine inandılar ama siyasal ve toplumsal açıdan ufuk değiştirmek için bile sağlam bir zemine basmak gerektiğini düşündüler. Erken cumhuriyet dönemi muhafazakârlarının siyasal programını, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın şu sözleri özetler: 'Yeni bir hayat lazım... Fakat sıçrayabilmek, ufuk değiştirebilmek için dahi bir yere basmak lazım..." (s.173)
Bu yönüyle, Türk muhafazakârlığının etrafını da çizmek gerekiyor: "Türk muhafazakârlığı, Kemalizm'e karşı seferber edilmiş reaksiyoner bir hareket değil, İngiliz muhafazakârlığında olduğu gibi, rasyonalist toplum tasarımlarına karşı, ılımlı toplumsal değişimi ve evrim fikrini öne süren, gelenekle bağların önemini modernleşme retoriği içinde seferber eden bir ideolojidir. Türk muhafazakârlığı, modernleşmeye kategorik olarak karşı bir proje olmaktan ziyade, modernleşmeye onu dizginleyerek katılmayı öneren bir muhtevaya sahiptir."
Muhafazakârlığın bütün türleri arasında karşılaştırmalı yorumlama yapmak yerine, konuyu, 'temsil yeteneğinin yüksek' olduğuna inandığı İngiliz muhafazakârlığı ile sınırlı tutan yazar, Türk muhafazakârlığı konusunu irdelerken, erken cumhuriyet dönemi muhafazakârlığını ele alıyor.
Muhafazakârlığın İki Yüzü, muhafazakâr düşüncenin emprizm, evrimcilik ve pragmatizm gibi İngiliz düşünce gelenekleri ile rasyonalite ve kapitalist dünya sistemi açısından analizine verilen bir uğraş. Kitabın yazarı; 'bu çalışmanın özgün iddiası' dediği, muhafazakârlığın iki yüzünden Türkiye'de arkada kalan ekonomik yönüne dikkat çekmek istiyor. Fırat Mollaer; muhafazakârlığı ekonomik - politik terimlerle sağ bir ideoloji olarak eleştirmenin önünü açmaya çalıştığını belirtiyor.
Muhafazakârlığın İki Yüzü
Dergâh Yayınları, 264 sayfa


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



