Yeni uluslararası düzenin tek bir güç odağı yok; çok kutuplu yeni bir güç dengesi mevcut. "Tek kutuplu" dünyanın görece güvenlik şemsiyesi ve öngörülebilirliği de yeni uluslararası düzende yok.
Çetin bir güç mücadelesi var; tek bir ülkenin tüm dünyaya hakim olması, sözünü dinletmesi mümkün değil. Bunun için küresel güç mücadelesi veren ülkelerin bloklaşması dikkat çekiyor; çoğunlukla ekonomik ve siyasi işbirlikleri etrafında kümeleşiyorlar ve bölgesel güçlerini artırmaya çaba harcıyorlar.
Ortadoğu; yeni uluslararası düzenin kilit bölgesi.
Bu bölge üzerinde küresel güç iddiası taşıyan tüm ülkelerin/blokların söz sahibi olma isteği var.
Ortadoğu'yu biraz daha genişletip Kuzey Afrika'yı ve Kafkaslar'ı da dahil ettiğinizde bu bölge, dünya için çok stratejik bir öneme sahip.
Türkiye son yıllarda özellikle Ortadoğu'da aktif bir dış politika izleyip yılların tozunu, pasını silme gayreti gösteriyor.
Suni düşmanlıkları bir kenara bırakıp, dostlukları geliştirmeyi hedefliyor. Bölge ülkeleriyle ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel işbirlikleri kuruyor. Bu işbirlikleri beraberinde vizelerin karşılıklı olarak kaldırılmasını ve toplumlar arası kaynaşmayı da getiriyor.
Bu durum elbette Türkiye'nin bölgesel gücünü artırıyor, pekiştiriyordu. Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Kafkaslarda Türkiye cazibesi artan bir ülke konumuna geliyordu. Türkiye karşılıklı olarak kurulan ilişkilerde "yumuşak gücünü" kullanma imkanı buluyor, böylece uzun vadeli, kalıcı işbirliklerinin kapısı da açılıyordu.
Türkiye'nin aktif dış politika izlediği, üst düzeyde ilişki kurduğu, işbirliği geliştirdiği tüm bölgelerde ciddi bir istikrarsızlık, rejim bunalımı ve kaos yaşanıyor.
Kuzey Afrika'daki ülkelerde yaşanan halk ayaklanmaları, isyanlar, demokrasiye olan özlem elbette anlamlı ama dikkat edin bu ülkeleri yöneten diktatörler gittikten sonra oralarda sağlıklı bir yönetim kurmak mümkün olamıyor. Çünkü küresel güç iddiasındaki ülkeler/bloklar bu ülkelerin sağlıklı bir demokrasiye, insan haklarına ve hukuka dayalı bir rejime geçmelerine sıcak bakmıyor. Onlar için kaos ve belirsizlik içindeki ülkeler, hakimiyet kurmak için daha uygun ortamlar sağlıyor.
Aynı şey Ortadoğu için de geçerli; Suriye'de haftalardır acımasız bir kıyım yaşanıyor ama ne uluslararası hukuku temsil eden kuruluşlar ne de küresel güçler etkin bir tavır alıyorlar. Suriye'nin daha da kaos ve kargaşaya sürüklenmesi için beklemeyi tercih ediyorlar.
Kuzey Afrika, Ortadoğu ve Kafkasların istikrarsızlığa sürüklenmesi en çok Türkiye'yi etkiler. Türkiye'nin yıllardır bin bir güçlükle inşa etmeye çalıştığı ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel ilişkiler zarar görür, bu ilişkilerin ülkemize sağlayacağı katma değerden yoksun kalınır.
Mevcut tabloya bakınca şu yorumu yapmak pekala mümkün: Türkiye, küresel güçlerin hedef tahtasında... Kurduğu, inşa ettiği ve geliştirdiği tüm ilişkilerin sabote edilmesi, bölgesel gücünü artırdığı yerlerin istikrarsızlaştırılması ve kaosa sürüklenmesi bu iddianın en açık delili... Birleşmiş Milletler kullanılarak Türkiye'nin İsrail ile ilişkilerini en alt düzeye indirmeye zorlanması da bölgesinde yalnızlaştırılmak istenmesinin bir başka göstergesi...
Yalnızlaştırılarak, korkutularak, kirli tezgahlar hazırlanarak Türkiye, bölgesel iddialarından vazgeçirilmek, pasifleştirilmek, diz çöktürülmek isteniyor.
Türkiye ürkerse, korkarsa, paniklerse; kaybeder... Şer şebekesini sevindirir.
Türkiye bölgesel iddialarını korumalı, doğru olduğuna inandığı adımları cesaretle atmalı, inşa ettiği tüm ilişkilere sahip çıkmalıdır. Bunları yaparken içerde halkın ve muhalefetin desteğini, dışarıda ise uluslararası kurumların ve hukukun güvencesini arkasına almayı ihmal etmemeli.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



