Geçen hafta Şanghay İşbirliği Örgütü Genel Sekreteri Büyükelçi Bolat Nurgaliyev, TASAM'ın düzenlediği Uluslararası Asya Kongresi için İstanbul'daydı. Asya'nın bu önemli örgütünün genel sekreterini hem konferansta, hem de daha sonra yaptığı özel basın toplantısında dinleme imkanı buldum.
Mütevazı kişiliği ve yüksek donanımı ile öne çıkan Genel Sekreter Nurgaliyev, yaptığı tespitlerle de değişen uluslararası konjonktürü çok yakından takip ettiklerini ortaya koydu. Nurgaliyev, konuşmalarında sıklıkla Türkiye'ye verdikleri özel önemden söz etti, ülkemizin bölgesel gücünün arttığına vurgu yaptı.
Nurgaliyev'in ifadelerinden, Şanghay İşbirliği Örgütü'nün ülkemize yönelik daha fazla işbirliği girişimlerinin yeterince karşılık bulmadığı sonucunu kendi adıma çıkardığımı söylemeliyim. Sanırım burada, Türkiye'yi yönetenlerin ABD/AB ekseninde bir dış politika yürütmeyi hedeflemeleri ve bu eksenin, Rusya ve Çin ile yakınlaşmamıza soğuk bakmaları önemli rol oynuyor.
Oysa ki Şanghay İşbirliği Örgütü'nün kısa sürede aldığı mesafeye ve değişen uluslararası güç dengelerine bakıldığında, Türkiye'nin bu örgüt ile daha yakın ilişki kurmasının, çeşitli alanlarda işbirliği geliştirmesinin çok yararlı olacağı görülecektir.
İsterseniz şöyle kısaca uluslararası örgütler arasında yıldızı parlamaya başlayan Şanghay İşbirliği Örgütü'nün geçmişine bakalım. Örgüt 1996 yılında, Çin Halk Cumhuriyeti, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan'ın katılımıyla kuruluyor, daha sonra 2001 yılında örgüte Özbekistan da dahil oluyor.
Örgütün kurulmasında ve gelişiminde Çin çok aktif rol oynuyor. Büyüyen ekonomisinin petrole olan bağımlılığının artması nedeniyle Çin 1990'lı yılların başında petrol ithal eden ülke konumuna gelmişti. Enerjinin 2000'li yıllarda sorun haline geleceğini öngören Çin, Basra körfezine olan bağımlılığını azaltmak için Rusya ve Kazakistan ile petrol boru hattı konusunda çeşitli anlaşmalar imzaladı.
Şanghay İşbirliği Örgütü, Çin ve Rusya açısından aynı zamanda dünyanın "tek süper gücü" olan ABD'ye karşı da bir işbirliği niteliği taşıyordu. "Stratejik Ortak" gibi hareket eden bu iki ülke, aynı zamanda tek kutuplu dünyadan çok kutuplu dünyaya geçişin de ilk adımlarını atıyorlardı.
Örgüt, dört yıl önce yaptığı zirvede ABD'ye karşı ilk ciddi çıkışını yaparak, Orta Asya'daki askeri varlığına son verme çağrısı yaptı. Bu çağrı, örgütün siyasi güç olarak rüştünü ispat ettiğinin de göstergesi oldu. Özbekistan'daki Amerikan askerleri ülkeyi terk etti. İki yıl önce gerçekleştirilen "Barış Misyonu 2007" isimli askeri tatbikat da, örgütün askeri gücünün ortaya konulması olarak değerlendirildi.
Yine iki yıl önce Putin'in Örgütün Bişkek zirvesinde yaptığı konuşmada "ABD'nin egemen olduğu tek kutuplu bir dünya kabul edilemez" çıkışı da hafızalardaki tazeliğini koruyor.
Hindistan, İran, Moğolistan ve Pakistan, Şanghay İşbirliği Örgütü'nde gözlemci statüsünde yer alıyor. Genel Sekreter Nurgaliyev, üye sayımız olan 6'dan daha fazla gözlemci statüsünde ülke kabul etmek istemiyoruz dese de, yakın gelecek de bu sayının artabileceği tahmin ediliyor.
Görüldüğü gibi Şanghay İşbirliği Örgütü, çok kutuplu yeni dünya düzeninde çok önemli bir kutup olarak uluslararası arenadaki yerini almış durumda. Rusya ve Çin gibi iki önemli kutup başı ülkeyi içinde barındıran Örgüt, Hindistan gibi bir başka kutup başı ülkeyi de gözlemci statüsünde yanında bulunduruyor.
Dünya petrol üretiminin ve kullanımının yarısını elinde bulunduran, siyasi, ekonomik ve askeri bir güç olarak yıldızı parlayan Şanghay İşbirliği Örgütü, öyle gözüküyor ki yakın gelecekte bugün olduğundan çok daha etkili bir konumda bulunacak.
Türkiye'nin böyle bir örgüte kayıtsız kalması, gelişmeleri uzaktan seyretmesi ve kendisini sadece ABD/AB eksenine hapsetmesi düşünülemez.
Şanghay İşbirliği Örgütü Genel Sekreteri üç gün boyunca Türkiye'de kaldı ama ben devletin hiçbir yetkilisinin kendisiyle görüştüğünü ne gördüm, ne de duydum. Bu kadar ilgisizlik sizce de tuhaf değil mi? ABD ya da AB'den üst düzey bir görevli ülkemize gelse aynı ilgisizlik ve vurdumduymazlıkla mı karşılanırdı? Sanmıyorum. Ama şunu iyi biliyorum. Bu ilgisizliğimizin ve ülkemizi sadece bir kutba bağımlı kılmanın faturasını ilerde çok acı öderiz.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



