Türkistan deyince Doğu Türkistan akla geliyor tabii ama bu kez Suud'daki Türkistanlılardır söz konusu etmek istediğimiz (*)
Türkiye bugüne kadar; Suud'daki pasaportsuz Türkistanlılara, S. Arabistan'ın verdiği; TEZKERETÜL MÜRUR vesikasıyla vize veriyordu. Tezkeretül Mürur'la Türk konsolosluğundan vize alıp Türkiye'ye gelen Türkistanlılara, Türkiye artık bu belge ile vize vermediğinden; akrabalar birbirine gidip gelemez olduğundan büyük sıkıntılar yaşıyorlar. İslam ülkeleriyle iyi diyalogar kurmaya çalışan Türkiye; Suud'daki Türkistanlılara bu zulmü yapamaz, bir an evvil bu yanlış uygulamadan vazgeçmelidir.
Suud'a düşen görev de Türkistanlıların mağduriyetine son vermek; Nüfus kayıtlarını yapıp pasaport vermektir.
Müslüman'ın Müslümana zulmü hiç yakışmaz. Tezkiretül Mürur'a Mukim yazıp, Türkistanlı olduklarını silip, tabiyeden saymamak, pasaport vermemek, katmerli bir zulümdür.
Niçin Tezkiretül Mürur?
Hicaz Osmanlı yönetiminden çıkınca, Suud'daki bir kısım Türkistanlı (200 yıldır buranın yerlisi) Suud tabasına geçmeyi Osmanlı'ya hakaret ve vefasızlık kabul ettiler. Suud bunu kin ve intikama dönüştürdü, bu insanları ve çocuklarını tabiyete almamak, pasaport vermemek, tabiyete almadığı halde; Türkistanlı olduklarını yok sayıp, Tezkiretül Mürur evrakına mukim yazıp, mukimliğin hiçbir hakkından istifade ettirmemek, izana, insafa sığan birşey değildir. Türkiye Cumhuriyeti'nin de buna kötü bir katkı sağması utanç verici bir durumur. Bu utanç verici durum acilen giderilmelidir.
Suud'daki mağduriyet, Türkistanlıların mağduriyetinden ibaret değil. İkame ve kefalet sistemi, Suud'un kendi güvenliği için ihdas ettiği, bizim birşey diyemeyeceğimiz bir husus. Ama "kefalet" sistemini zulme aracı edip, köle ve efendi sistemine dönüştürenlere göz yumulması da katmerli bir zulümdür. Kur'an'ın ve Resulü Zişan'ın, her türlü kölelik ve zulmü kaldırdığı bir diyarda bunların kolayca irtikab edilebilmesi üzüntü vericidir. Kefiller'in kefaleti altında bulundurdukları insanlara her türlü zulüm, haksızlık ve adaletsizliklerine göz yumulması, zaman zaman resmi destek sağlanması, bir yönetimin kendi kendine yapabileceği en büyük kötülüktür. Hak ve adalet taksiminde hassas olması gereken yönetimlerin, insanları tasnif edip; kendilerine yakın bulduklarını kollaması; Kur'an'ın ve Resul'ün kesinkes yasakladığı en büyük ırkçılıktır. Bu kötülüğü işleyen yönetim, kötülüğün büyüğünü önce kendisine yapmış olur. "Üstünlük ancak takvacadır" "Arabın Acem'e üstünlüğü yoktur" hükümleri çiğnenmiş olur.
Haremeyn'de ve otellerde çalışan, değişik İslam ülkelerinden gelen Müslümanların mağduriyeti, umreye hacca giden herkesi rahatsız etmektedir. Ümmet coğrafyasındaki her türlü zenginlikte ümmetin her ferdinin hissesi vardır. Bu hisseden vazgeçtik, istihdam edilen insanların, taşeron firmalar, kefiller elinde sersefil edilmesi, izan ve insaf sahibi bir ferdin kabul edebileceği birşey değildir. Hele hele bu haksızlığın, zulmün, Haremeyn'de hizmet verenler üzerinde uygulanması, Haremeyn'e ve ümmete saygısızlıktır. Gün değil, saat geçirilmeden; karın tokluğuna çalıştırılan bu işçilerin durumu düzeltilmeli, mağduriyetleri giderilmelidir.
(*) Başta Suudi Arabistan olmak üzere İslam ülkeleriyle iyi ilişkiler kurmak isteyen Çin; Doğu Türkistanlılar üzerine bir karabulut gibi çökmekten vazgeçmeli; dini özgürlükler, sosyal, siyasal, etnik ve ekonomik teröre son vermeli. ABD'yi Çin'le dengelemek isteyen İslam ülkeleri de bunu açık açıak seslendirip, talep etmeli.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



