Bir ülkenin görkemi gündelik hayattaki davranışlar bütünün her ayrıntısındaki şahsiyetli hareketleriyle gözlemlenebilir. Tabi gözlem yaparken o ülkeye ait 'kök'lerin neresinde durduğumuz gözlemlediğimiz değer kadar önem arz eder. Durduğumuz yerin şahsiyetli olması gözlem yaparken hangi kriterleri gözetleyeceğimiz konusunda bağlayıcı nitelikler taşır. Hangi göğün altındaysak o toprağı kazarız. Hangi renge bakarsak o rengi alırız. Bizi bütünleyen kadar bizim de bütünlediğimiz vardır. Söyleyen kadar dinleyen de aynı oranda söylenenden sorumludur. Hiçbir değer tek başına bir anlam ifade etmez. Hatta anlam bile olmaz. Çünkü anlam derken bile ikinci bir algı mekanizmasını çalıştırıyoruz.
Gündelik hayattaki şahsiyetli duruşumuz nerelerde tezahür eder? Her insanın bir doğup büyüdüğü, ihtiyaçlar piramidinde (söz konusu piramitte sanat en sonda yer alsa da siz ona aldırmayın insanın sanat ihtiyacı piramidin en üstündedir, yemek yerken bile nizam ve iltizam arayan insan ruhunun sanat en son ihtiyacı olamaz) yer alan bütün insan gereksinimlerini karşıladığı bir ülkesi vardır. Bu ülkenin gelenek, görenek ve gelişimlerini (yeniliklerini) dikkate almaması ülkeyi değil ilk önce insanın kedisini bağlar. Kültürel kodlarının koordinatları yapay, yanlı ve yanlış ise 'görkem' karşısında bocalaması kendisini gülünç duruma düşürebilir. Sık sık elmayla armudu birbirine karıştırır. Gökteki yıldızı görmez de samanlıktaki iğnenin parıltısını yıldız sanabilir. Oysa yaşadığı ve bütün gereksinimlerini (ihtiyaçlarını) karşıladığı ülkenin değerlerini bilebilse samanlıkta yıldız aramasına gerek kalmayacak gökteki "apaçık bir gerçek" olan yıldızı görmekte hiç zorluk çekmeyecek. Göğe bakması yetecek. Bakmakla görmek arasındaki büyük fark gereği, görmesi için önceden edindiği (bazılarını doğuştan bazılarını ise sonradan iradesiyle) değerlerin görebilmesine olanak sağlayan nitelikte olması gereklidir. Eğer değerleri "kör, sağır, dilsiz" ise o insana yapacağımız pek bir şey yok açıkçası.
Edindiğimiz kültürel kodlar, gündelik hayatta genellikle toplumsal eylemlerimizde (fiillerimizde) kendisini açığa çıkarır. Savaş, afet, düğün, cenaze vb olaylar hangi tıynette bir topluma ve bireylere sahip olduğumuzu gösterir. İşte bir ülkenin görkemi de asıl o zaman görülür.
Türkiye büyük bir değerini kaybetti; merhum Necmettin Erbakan'ın cenazesi bireysel ve toplumsal yapı olarak nasıl bir yapıya sahip olduğumuzun fiilen geniş bir göstergesi. Havanın hatırı sayılır derecede soğuk olmasına rağmen bir buçuk milyon (gazetelerin ve televizyonların verdiği rakam) insanın cenazeye katılması hiçbir organizasyonun harcı değildir. Peki, o insanları oraya getiren saik nedir? Merhumun, Türkiye'nin kendi maddi ve manevi değerlerini savunan bir 'büyük değer' olmasıdır. O'nun sağlığında milletinin gönlüne ektiği İslam kardeşliğinin sonucunda oluşmuş olan sağlam köklerin birbirine sımsıkı sarılmışlığıdır; yani aynı değerlere (görüş açısı farklı olsa da ki normaldir olabilir, olması gerek) sahip olan milletimizin o değerleri fiiliyata geçirmesi. Türkiye'de şu kadar cemaat var deniyor parçalanmışlığı örneklemek için. Oysa bütün cemaatlere olumlu bakıp her cemaati göğün bir yıldızı olarak görmek daha insani ve değerlerimize daha uygun olmaz mı, olur. Çünkü cemaatler Türkiye'nin görkemidir. Türkiye'nin ruh köklerini yaşatıyorlar. Bu anlamda bir insanın bir cemaate mensup olması onun bir medeniyet perspektifine de sahip olduğu anlamına gelir. Millet değerlerini bünyesinde yaşatan olarak. Burada değerlerimiz derken bayatlamış bazı şeyler anlaşılmasın; devamlı yeni, yenileştirilmiş, asrın sorunlarına insani çözümler üretmiş milleti oluşturan asli unsurlar kastediliyor. Bu unsurların çağa uygun olarak yenilenmesi her dönemde bir büyük dehaya ihtiyaç duydurtmuştur. Çünkü insanların çoğu gündelik hayat gailesiyle meşgulken bir insan, bütün insanlığın değerlerinin aldığı durum ve gidişatla ve bu gidişatın kötüyse iyiliğine iyiyse daha da iyileşmesine dair ferdi çalışmalar yaparak hayat çizelgesini anlamlandırıyor/anlamlandırmıştır.
Cenaze merasiminde Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez'in büyük şair dediği isim Necip Fazıl Kısakürek, okuduğu şiir ise Necip Fazıl'ın Güzel Şey başlıklı şiiriydi. Birilerinin geçtiğimiz yıl gazetesinin köşesinde Necip Fazıl'a yaratık diyerek kabalaşmış olması bu şiirin okunmasını ve milletimizin kendi değeri olarak görmesini engelleyemedi. Milletimizin ruh kökü dediğimiz böyle bir 'değer'dir. Yine, TSK'yı arkasına alıp (güvendiği dağlara kar yağmış, öyle yazdı) milletimize çemkirenin de sığlığını milletimiz kaale almayacaktır. O döküntüler milletimiz tarafından sevilmiyor. Belki de sevilmedikleri için kin kusuyorlar. Milletin yükselmiş değerinin altında kaldıkları için aşağıdan homurtular çıkarıyorlar. O pis homurtulardan kulaklarımızı temizlemeliyiz. Çünkü milletin sahip olduğu köklü değerlerin farkında olmak kulak temizliği gerektirir. Kulak temizliği, cenaze merasimindeki 'görkem'i anlamakla mümkün olabilir.
Yasama, yürütme ve askerin teşrif ettiği cenaze merasimine yargının ve Kemal Kılıçdaroğlu'nun gelmemiş olması muhtemelen yargının ve Kılıçdaroğlu'nun kulak temizliği olmadığındandır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



