Türkiye-Avrupa Birliği ilişkisinde bizimkilerin bir türlü anlamak istemediği gerçeği önceki gün Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Günter Verheugen şu ifadelerle dile getirdi: "Haritaya bakın, her şey ortada. Türkiye'ye bizim ihtiyacımız var. Bunun aksi saçma sapan düşüncelerin hepsi yanlış. Alman hükümetinden de beklentimiz, bu konudaki tutumunu değiştirmesidir..."
Avrupa Komisyonu'nun ikinci adamı Verheugen'in altını çizmeye çalıştığı gerçek şu: Türkiye jeostratejik konumu ve jeopolitik önemi nedeniyle çok boyutlu yeni uluslar arası sistemde Avrupa Birliği için 'vazgeçilemez' bir ülkedir. Ortadoğu'da, Orta Asya'da, Hazar bölgesinde etkinlik sağlamak, küresel oyun kurmak ya da mevcut duruma müdahil olmak isteyen Avrupa Birliği'nin yolu, mutlaka Türkiye'den geçecektir.
Çünkü Türkiye bu üç bölgenin de kavşak noktasında yer almakta; tarihi birikimi, kültürel değerleri, siyasal dengeleri yürütmedeki becerisi ve barışçıl mesajlarıyla bölgesindeki ülkelerin güvendiği, görüşüne önem verdiği bölgesel bir aktör niteliği taşımaktadır.
Türkiye bölgesindeki her ülkeyle uluslar arası ilişkiler düzleminde konuşabilmekte, sorunlarını müzakere yöntemiyle çözebilmekte, hatta başka ülkelerin sorunlarını çözmede hakem rolü üstlenmektedir.
Bu gerçek, Türkiye'nin sahip olduğu güce işaret etmektedir.
Türkiye'nin sahip olduğu potansiyel çok daha akıllıca kullanılabilse, emin olun bugünkü konumundan kat be kat daha etkili bir ülke olmaması için hiçbir neden yoktur.
Ülkemizin sahip olduğu bu potansiyel nedeniyledir ki, her zaman ısrarla söylüyoruz; "Türkiye Avrupa Birliği'ne mahkum değildir!"
Bölgesel güç olma iradesini ortaya koyan Türkiye, eğer kendi içindeki sorunları kısa sürede çözebilir, Devlet ile Milletin el ele vermesini sağlayabilir, toplumsal kalkınmayı başarabilirse pekâlâ "Küresel Güç" olabilir.
Daha yakın zamana kadar iflasın eşiğinde bir ülke olan Brezilya'nın bugün G-20'nin karar mekanizmasında görev alarak dünya ekonomisine yön veren ülkeler arasına girmesi, Türkiye açısından çarpıcı bir örnektir. Brezilya'nın gösterdiği bu başarının çok daha iyisini ülke olarak biz de ortaya koyabiliriz. Yeter ki, zihinlerimizdeki zincirleri kıralım, kapıldığımız aşağılık duygusundan kurtulalım, "başaramayız korkusundan" sıyrılalım.
Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Verheugen'in ülkemizin önemine vurgu yapan şu sözleri de ilginç: "Almanya dahil neden kimse Türkiye'ye hayır diyemiyor. Çünkü hayır denirse, Türkiye mecburen başka bir yön aramak zorunda kalır. Böyle bir arayışın sonuçları konusunda da Avrupa'da hiç kimse sorumluluğu üstlenemez..."
Avrupa, Türkiye'nin önemini bizden çok daha iyi biliyor, bu nedenle ülkemizi kendi yörüngesinde tutmak, potansiyelimizden yaralanmak istiyor. Bunu yaparken aynı zamanda kendimize başka bir yol çizmemize de engel olmayı hedefliyor.
Ancak Türkiye'yi yönetenlerin şu gerçeği mutlaka fark etmesi gerekiyor: Türkiye bölgesinin en önemli gücü olduğu ve küresel bir güç olma hedefinde kararlı ve cesaretli bir şekilde yürüdüğü sürece, Avrupa Birliği'ne üye olabilir, AB içinde itibar görür, sözü dinlenir.
Kaldı ki, Türkiye AB üyesi olmasa da hiçbir kaybı olmaz. Sonuçta bölgesel bir güç haline gelmiş ve küresel güç olma yolunda emin adımlarla ilerleyen bir Türkiye, pekâlâ AB benzeri bir Birliğin kendi bölgesinde kurulmasına liderlik yapabilir. AB'nin sıradan bir üyesi olmak yerine herhalde uluslar arası niteliğe sahip bölgesel bir gücün öncülüğünü yapmak, Türkiye açısından daha kazançlı olacaktır.
Avrupa Birliği yetkilileri kendileri açısından Türkiye'nin vazgeçilemez nitelikte bir ülke olduğunu her fırsatta dile getirerek önemimizi anladıklarını ortaya koyuyorlar. Türkiye'yi yönetenlerin, yönettikleri ülkenin farkına varmaları, önemini anlamaları ve ona göre politikalar geliştirmeleri için acaba daha çok bekleyecek miyiz?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




