Türkiye, enerji fakiri bir ülke. Özellikle doğalgaz ve petrolde dışa bağımlılığımız had safhada. Bu çerçevede ağzını açan hükümet yetkilisi, bir türlü çözüm bulamadıkları cari açık meselesi için, "Cari açığı enerji ithalatı azdırıyor. Elimizde hiçbir çözüm yok" mealinde beyanatlar vermekten geri kalmıyor. Enerji konusunda çektiğimiz sıkıntıların stratejik noktada eksikliğimiz olduğu gerçeğini de ortaya koyması çok önemli. Zira, geçtiğimiz günlerde yaşadığımız "elektrik kesintisi" bu noktada enerji nakil hatlarıyla ilgili hiçbir B planımız olmadığını çarpıcı şekilde ortaya koydu. Bursa'da doğalgaz çevrim santralinde yaşanan bir teknik aksaklık, Türkiye'nin gözbebeği ve ekonomik başkenti İstanbul dahil olmak üzere toplam nüfusu 20 milyonu bulan 5 kentte müthiş bir kaosun yaşanmasına yol açtı. Demek ki, enerjiniz olsa bile bunun sarfiyat noktasında da bakanlığın nakil hatlarıyla ilgili olarak stratejik derinlikte çalışmaları bulunmuyor.
Bu arada hükümetin Anadolu'nun çeşitli bölgelerine yapmaya çalıştığı HES'ler ise o bölgelerde ikamet eden insanlar tarafından sürekli engelleniyor. Bu konuda yapılan protestolar, nümayişler zaman zaman televizyon ekranlarında haberlere konu oluyor. Hidro elektrik santralleri doğayı tahrip eden, ortadan kaldıran, yok eden bir yapı sergiler mi? Bizim bildiğimiz kadarıyla termik elektrik santrallerinin ortaya koyduğu zarardan daha kötü bir durum arzetmez. Türkiye'nin böylesine bir enerji ihtiyacı ortada dururken, bu bölgelerdeki insanların yapılacak her yatırıma karşı çıkmasının mantığı ve manası nedir?
Bu noktada Türkiye'nin yenilenebilir enerji kaynaklarıyla ilgili politikası nedir? Rüzgar çevrim santralleri, güneş enerjisi üretimi gibi noktalarda neler yapılıyor?
Bir türkü tutturmuş gidiyoruz... Nükleer enerji politikası. Peki, böylesine deprem faylarıyla örülü olan bu topraklarda bir nükleer santral kurmanın gelecek maliyeti ve faturası ne olur? Bunu düşünen var mı?
O zaman kıt kaynaklarımızı doğru ve yerinde kullanacağız... Tasarruf edeceğiz. Son dönemde ortaya çıkan A Sınıfı beyaz eşyalara yöneleceğiz. Hükümet geçtiğimiz günlerde A Sınıfı beyaz eşyaların kullanımıyla ilgili olarak çok önemli tavsiyelerde bulundu. Beyaz eşya üreticileri de A sınıfı beyaz eşyanın kullanımını kolaylaştırmak ve her eve girmesini sağlamak için bu ürünlerin fiyatlarını yüzde 50 oranında düşürdü.
Beyaz eşya ve mobilya sektörünün lider kuruluşlarından ERPA'nın Yönetim Kurulu Başkanı H. Erdem Ede, yakın zamanda her evde A Sınıfı beyaz eşya kullanılacağını belirterek, "Böylesine enerji fukarası iken, cari açığımız sürekli yükselirken kullandığımız beyaz eşyaların da enerji sarfiyatının en az olması, hem cebimiz hem de ülkemiz açısından çok önemli" şeklinde konuşuyor.
Elbette bu çok önemli bir maliyet... her birimizin evinde beyaz eşya var. Biz bu beyaz eşyaları enerji sarfiyatının az olup olmamasına bakarak satın almadık. Beyaz eşya üreticilerinin inovasyon çalışmalarıyla gerçekleştirdiği yeni teknolojik gelişmeler bu noktada bizlere böylesi bir avantajı sundu.
Bu bağlamda yüzde 50'lik indirimin bile az olduğunu düşünüyoruz. Hükümet eğer A sınıfı beyaz eşyaların kullanımını artırmak ve yaygınlaştırmak istiyorsa, üretici firmaların sırtında bir kambur olan bir çok vergiyi, ÖTV'yi, SSK girdilerini düşürmek zorundadır. Her birimizin evinde var olan beyaz eşyaları değiştirmemiz ancak ve ancak böyle mümkün olabilir.
Tavsiye ediyorum, kullanın... Peki, satın alma gücü sürekli düşen, cebinde beş parası olmayan vatandaşın bunu yapabilmesi nasıl mümkün olacak? Akıl var, mantık var!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



