Elinize mikrofon alsanız, sokaklara çıksanız ve "Türkiye'nin en önemli gündem maddesi nedir?" diye sorsanız, kuşkusuz bu günlerde çıkacak olan cevapların büyük yekününü, "Terör ve yeni Anayasa tartışmaları" oluşturacaktır. Gerçekten çok kirli ve müthiş bir dezonformasyon süreci yaşıyoruz. Televizyonları açtığınızda da "Yeni Anayasa" tartışmaları birinci sıradan veriliyor, tüm detaylarıyla sanki çok çetrefilli bir mesele çözülecekmiş, siyasi partiler olağanüstü bir şey yapacaklarmış gibi bir hava estiriliyor. Oysa durumu bu kadar abartmak, yeni Anayasa tartışmalarının ülkemizin diğer meselelerinin önüne geçmesi durumu halkımızın bazı gerçeklerden uzaklaştırmak gayretinden başka bir şey değilmiş gibi duruyor.
İki gün önce enflasyon rakamları açıklandı. Yıllık bazda tek haneli rakamlarda görülen enflasyonun, halkımız için önemi bize göre çok daha büyük. Çünkü, enflasyon vatandaşımızın cebindeki parayı eriten, satın alma gücünü bitiren ve kendileriyle, aileleriyle ilgili hesaplarını yok eden bir canavar. Sizleri bilmem ama, TÜİK'in aydan aya açıkladığı enflasyon rakamları bana hiç inandırıcı gelmiyor. Çünkü, sokağa, pazara çıktığınızda, bir önceki haftadan daha çok paranın cebinizden uçup gittiğini görüyorsunuz. Doluya koyuyorsunuz almıyor, boşa koyuyorsunuz dolmuyor.
Daha birkaç gün önce elektrik fiyatlarına ardından ise doğalgaz fiyatlarına zam geldi. Düğün değil bayram değil, bu zamlar neyin nesi? Neye göre ayarlama? Neyini ayarlama? Tam kış öncesinde, insanların elektrik ve doğalgaza ihtiyaçlarının had safhaya çıktığı bir dönemde yapılan bu zamların makul bir izahı yoktur. Olamaz! Zaman zaman kaleme aldığımız yazılarımızda "Türk halkının isyan kültürü yoktur, başına gelen bir hadisede sadece -mır, -mır konuşmayı bilir. Kendi kendine söylenir ama tepkisini muhatabanın anlayacağı biçimde dile getiremez" derken aynen bu durumu ifade etmek istiyoruz.
Büyük ihtimalle eminiz ki, elektrik ve doğalgaz zamları sonrasında da, doğalgaz ve elektrik kullanılan her ailede, aile fertleri, cebinden fatura parası çıkanlar, "Böyle de olur mu? Bu ne kepazeliktir. Tam kış öncesinde bu zammı koyan hükümetin Allah müstehakını versin" diyerek kendi kendilerine mırıldanmışlardır, Enerji Bakanı'na rahmet okumuşlardır.
Peki çare mi? Çözüm mü? Avrupa'da böyle bir şey vuku bulsa, vatandaşlar sokaklara dökülür, o işlerden sorumlu bakanı istifa ettirinceye kadar tepkilerini yükseltirler.
Türk insanı maalesef, "Ya devlet başa, ya kuzgun leşe" atasözünün gerektirdiği bir teslimiyet ve biat kültürüyle hareket eder. Devlet ne derse, hükümet neyi ortaya koyarsa, kendilerinin aleyhine hangi kanun çıkarılırsa çıkarılsın, "Bu işler hiç değişmeyecek. Bu düzeni değiştirmenin de imkanı yok" diyerek her şeyi sineye çeker.
Bu işlerin elbette değişmesi gerekir. Bu işlerin nerede yanlışlık varsa, hesabının sorulması, yanlışlığın giderilmesi gerekir.
Bunu yapacak iradenin ortaya konulması, yanlışlıkların düzeltilmesi yönünde atılacak ilk adım olacaktır. Yeter ki, neyi nasıl yapacağımıza karar verelim? Kendilerini, la yüs'el, hesap sorulamaz, dokunulamaz, "Ben yaptım oldu" zihniyetinde görenlere, yaptıklarının hesabını sorabilmemiz, bizim gerçekten toplumsal sorumluluklarımızın en önemli görev hanesi olacaktır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



