Başbakan'ın Ortadoğu'da takındığı kaygı verici politikaları nedeniyle "model ülke" söylemi ile Batı'da ciddi bir itibar görürken, son Mekedonya ziyaretinde ise Türkiye'nin, Balkanlarda Neo-Osmanlıcılığı canlandırmakla suçlanmasına ilişkin saplantılar, bir ikilemin tezahüründen başka bir şey olmasa gerek.
Şu da bir gerçektir ki, Ortadoğu, Kuzey Afrika, Asya, Balkanlar ve Kafkasya'da başka ülkelerin çıkarlarını kollayıp, koruyalım derken, kendi politikalarımızı bir kenara itmiş bulunduğumuzu, Başbakan'ın son Makedonya gezisinde bir kez daha görme fırsatı bulduk.
Türkiye'nin, artık menfaatlerini ön planda tutarak hareket etmesinin gereği son Makedonya gezisiyle bir kez daha önem kazanmış oldu.
Türkiye, barut fıçısını andıran ve her an patlamaya hazır bu coğrafyada önemli bir denge ve istikrar unsuru olabilecek iken, aksine hareket edip Ortadoğu'da ortaya koyduğu yanlış ve tutarsız politika ile Batı'nın hinterlandı (arka bahçesi) olmaya devam ederse, Balkanlardaki doğal ve tarihten gelen misyon ve etkinliği büyük ölçüde akamete (başarısızlığa) uğramaya mahkum kalır.
Böyle bir durumda, Türkiye'den büyük bir beklenti içerisinde olan ve Türkiye'yi bir "model ülke" gören Makedonya, Kosova, Arnavutluk ve Bosna gibi tarihi bağlarımızın sımsıkı olduğu ülkeler büyük hayal kırıklığına uğrayabilir.
Balkanlardaki son gelişmeler ışığında, Türkiye'nin nasıl denge unsuru olduğu bir kez daha ortaya çıkmış oldu. Başta Yunanistan olmak üzere, bazı ülkelerin Türkiye'yi Balkanlarda saf dışı bırakmak için Neo-Osmanlıcılığın Türkiye aracılığıyla yeniden Balkanlarda canlandırılmaya çalışıldığı şeklindeki söylemlerinin artık hiçbir önemi kalmamıştır.
Türkiye'nin başta ABD olmak üzere, Batı'nın buhran ve sorun yaşatıcı politikalarına sığınarak, bir yerlere varabilme arzusunun artık geçer bir akçe olamayacağı son Kuzey Afrika ve Ortadoğu fenomeniyle bir kez daha ortaya çıktı. Türkiye, Batı'nın "kutuplaştırma" politikaları yerine, tarihi misyonuna uygun "kutup" olması durumunda, Bölgede gerçek manada sorun değil, çözüm üreten lider bir ülke konumuna gelir, aksi takdirde; Batı'nın sorunlar yumağına dönüştürdüğü Ortadoğu'nun çözümsüz bir ülkesi haline dönüşür.
Bu bağlamda, Başbakan'ın Türkiye'yi saran ateş çemberinden, Batı'nın politikalarıyla değil, ancak kendi tarihi politikalarına sarılarak çıkarabileceği kanaatindeyiz. Türkiye'nin tarihten gelen "kardeşlik, birlik ve beraberlik" politikalarını Batı çıkarları uğruna sarf etmesi yerine, Batı'nın Türkiye'yi de kapsayacak muhtemel bir tehlikeli oyundan sarf-ı nazar etmesi daha uygun ve akıllıca bir davranış olsa gerek.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



