12 Eyül darbesinin ardından başlayan, Körfez Savaşı sonrası Çekiç Güç'le birlikte alevlenen bölücü terör, Teröristbaşının yakalanması ile birlikte kısa bir dönem durgunlaşsa da, Türkiye'nin atacağı kritik adımlar öncesi yeniden hain yüzünü göstererek kan dökmeye başladı.
Hakkari'de 8 ayrı noktaya profesyonelce gerçekleştirilen saldırı bir kez daha göstermiştir ki, terör örgütü, Kürt meselesinin de ötesinde coğrafyamızda birtakım gizli emelleri olan devletlerin Türkiye'ye karşı açtıkları örtülü bir savaşın aracı haline gelmiştir.
12 Eyül darbesinin ardından başlayan, Körfez Savaşı sonrası Çekiç Güç'le birlikte alevlenen bölücü terör, Teröristbaşının yakalanması ile birlikte kısa bir dönem durgunlaşsa da, Türkiye'nin atacağı kritik adımlar öncesi yeniden hain yüzünü göstererek kan dökmeye başladı.
Estirilen Arap Baharı ile Ortadoğu coğrafyasının yeniden şekillendirilmeye çalışıldığı, Türkiye'nin füze kalkanı gibi hamlelerle yeniden komşularıyla karşı karşıya getirildiği bir dönemde, üstelik tam da Meclis'te yeni anayasa için ilk toplantının yapıldığı gün 24 askerimizin şehit edilmesi, PKK'nın bir taşeron örgüt olarak kullanıldığını bir kez daha açık bir şekilde gösterdi.
Saldırıda istihbarat ve güvenlik zafiyetinin olup olmadığına dair medyamızda bir sürü soru gündeme getirildi. Aktütün ve Dağlıca baskınları sırasında da gündeme gelen bu soruların üzerine en azından bu kez gidilmesi ve varsa sorumlularından hesap sorulmasını milletimiz bekliyor elbette. SARGEM Başkanı Doç. Dr. Önder Aytaç'ın, kısa bir süre önce verilen istihbarata rağmen saldırıya karşı her hangi bir önlem alınmadığı iddiasının üzerine özellikle gidilmesi gerekiyor.
Ancak saldırının üzerinde durulması gereken bir başka yönü ise, taşeron olarak kullanılan terör örgütünün taktiksel anlamda da sürekli kendisini geliştiriyor olması. Bir gün önce Bitlis Güroymak'ta gerçekleştirdiği saldırıyla 5'i polis, 9 insanımızı şehit ederek, güvenlik güçlerinin dikkatini o yöne çeken PKK, hemen aynı günün gecesinde asıl büyük saldırıyı Hakkari'de 8 ayrı noktaya gerçekleştirdi. İHA'lara rağmen sınırdan sessiz sedasız geçilmesi ve saldırının ardından yine aynı şekilde Kuzey Irak'a kaçılması, "PKK'yi kimler eğitiyor?" sorusunu bir kez daha gündeme getirdi. Bu konuda Habertürk'ten Fatih Altaylı'nın Özel Kuvvetler Komutanlığı'ndan emekli Binbaşı Mete Yarar'a dayanarak ortaya attığı iddia son derece önemli. Yarar'ın iddiasına göre, PKK'ya Blackwater elemanları eğitim veriyor.
Peki nedir bu Blackwater? ABD'nin Irak'ı işgalinin ardından sivillere yönelik insanlık dışı eylemleriyle adını duymaya başladığımız Blackwater USA, askeri nitelikli Amerikan sivil güvenlik şirketi. ABD'nin özel ordusu diye biliniyor. Askeri eğitimli personel ve askeri donanım kullanıyor. 1997 yılında kurulan şirket, ABD sınırları içerisinde, askeri nitelikli koruma hizmeti, polis teşkilatının eğitimi, bomba koklayıcı köpek hizmetleri verirken, Afganistan ve Irak'ta, ABD temsilciliklerini koruyor. PKK'lıların üzerinde ele geçirilen ABD menşeli silahların sorgulanması sırasında da gündeme gelen şirket, adını 2007'de Xe Services olarak değiştirdi. Newyork Times'ın iddiasına göre Blackwater, 2010 yılından beri Birleşik Arap Emirlikleri'nde de özel birliklere eğitim veriyor.
Mete Yarar, Irak Savaşı'nın hız kaybetmesiyle birlikte işsiz kalan bu paralı askerlerin bir bölümünün PKK tarafından kiralandığını ve PKK'ya eğitim verdiğini iddia ediyor.
İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin'in, "PKK'lıların içerisinde Kürt olmayanlar var, başka ırktan olanlar var" açıklamasını da dikkatlerden kaçırmamak gerekiyor.
Hatırlayacaksınız, iki hafta önce "3 bin yabancı ajan güneydoğumuzda ne yapıyor?" başlığıyla yayınlanan yazımda, Şubat 2011'de açıklanan Genelkurmay, MİT ve Emniyet'in, 'yabancı ajanlar' konulu raporuna dikkat çekmiş ve aralarında ABD, Rusya, İngiltere, Almanya ve İsrail'in de bulunduğu 40 ülkeden 3 bin istihbarat elemanının Güneydoğu'da cirit attığı uyarısında bulunmuştum.
Bölücü terörün kaynak bulduğu Kürt meselesinin çözümü için demokratikleşme yolunda atılacak adımlar elbette önemli. Saldırının gerçekleştiği gün başlatılan yeni anayasa çalışmasının en kısa zamanda olumlu bir şekilde neticelendirilmesi ve milletin kendi anayasasını yapması bu konuda önemli bir adım olacaktır. Güvenlik güçlerinin bölgede ve özellikle Kuzey Irak'ta başlattığı operasyonların da bu kez gerçekten hedefine ulaşması en büyük temennimiz. Ancak Türkiye'nin, 30 yıldır uğraştığı terörü gerçekten bitirebilmesi için, öncelikle "dış destek" ayağını mutlaka kesmesi gerekiyor. Bunun için de diplomatik alanda çok yönlü bir mücadele başlatılması ve teröre destek veren ülkelere kararlılığımızın gösterilmesi şart. En başta da dost ve müttefik olan ülkelere!
İki ülke niye yok?
PKK'ya destek veren ülkeler kimlerdir, sürekli tartışılır biliyorsunuz. Albay Hasan Attilla Uğur'un geçtiğimiz aylarda yayınlanan "Öcalan'ı Nasıl Sorguladım?" isimli kitabında bu konuyla alakalı ilginç bilgiler var. Star gazetesinden Aziz Üstel, Hakkari saldırısının ardından kitaptan bazı bölümleri köşesine taşıdı. Teröristbaşı Öcalan'ın sorgu tutanaklarına göre, PKK'ya destek veren ülkeler arasında kimler yok ki: Yunanistan, Almanya, Sırbistan, Romanya, Suriye, İran, Fransa, Hollanda. En büyük desteği İngiltere'den gördüklerini söyleyen Teröristbaşı, "Hiç birebir siyasi ilişki kurmadılar. Ama gizli olarak en büyük desteği İngiltere'den alıyorduk." diyor. En acı olanı, teröre hiç destek vermeyen ülkenin ise Kaddafi'nin Libya'sı olması. Öcalan'ın, "Libya devletiyle aramız hiç iyi değildi. Bütün isteklerimizi geri çevirdiler. Kaddafi bize hiçbir zaman sıcak bakmadı!" sözleri çok manidar.
Aziz Üstel'in yazısında saydığı ülkeler önemli. Ama şu iki ülke neden yok diye sormadan edemedik: ABD ve İsrail.
Geçtiğimiz ay yayınlanan WikiLeaks belgelerinde ilginç bir iddia yer alıyordu. Üçlü mekanizmanın Türk temsilcisi, ABD'li temsilciye Amerika'nın PKK'ya yaptığı yardımları soruyor. İddiaya göre ABD'liler, bu soruya cevap veremiyor. WikiLeaks belgelerinde anlatılan görüşme 1 Şubat 2007'de yapılan ABD-Irak-Türkiye üçlü mekanizmasının toplantısı. Emekli Orgeneral Edip Başer, ABD temsilcisi General Joe Ralston'un önüne birtakım belgeler koyuyor. Belgelere göre ABD, PKK'ya silah ve eğitim veriyor. Belgelerdeki iddiaların sorulduğu Edip Başer'in medyaya yaptığı açıklama ise her şeyi açıklıyor:
"ABD'nin yapabileceği fakat ihmal ettikleri görevleri, elimizdeki istihbarat bilgilerini önlerine koyarak hatırlattık. Defalarca sorumluluklarını yerine getirmeleri talebinde bulunduk. Bunu yaparken her seferinde elimizdeki belgeleri kendilerine sunduk. Bize her seferinde 'araştıralım, cevap verelim' yaklaşımında bulundular. Hiçbir zaman doyurucu cevap vermediler. WikiLeaks belgelerinde yazanlar, kesinlikle olmadı diyemem. PKK kamplarına, Mesud Barzani bölgesinden çok rahat bir şekilde malzemeler taşınıyordu. Hatta Barzani'nin peşmergeleri taşıyordu. Bu konuyu belgeleri ile ABD'li yetkililerle paylaştık. Ama ABD bu etkinliklere engel bir davranış sergilemedi. Tabii başta ABD'nin olmak üzere bazı Avrupa devletlerinin Irak'ın kuzeyinde başka hesapları var. Bu yüzden kendi hesaplarına uygun davranıyorlar. Bir yandan terör örgütüne destek verirken bir yandan da bizim dostumuzmuş gibi büyük laflar ederler. Sonra da bir kaç istihbarat kırıntısı sağlarlar. Eğer gerçek anlamda güçlerini ortaya koyarlarsa PKK ile mücadeleye katkı sağlamış olurlar. Terörle mücadele sadece bir ülkenin mücadelesi değildir. Eğer kendinizi dost ülke olarak tanımlıyorsanız, Türk insanı dostunu yanında görmek ister. Ama siz bunu yapmıyorsunuz. Sonra da stratejik ortaklıktan bahsediyorsunuz. Katkı sağlamaya gelince, elinizde 100 imkan varsa ancak birini kullanıyorsunuz. 99'unu kullanmıyorsunuz. Ayrıca başta ABD olmak üzere Avrupa ülkeleri PKK'yı destekliyor. Finans kaynağı Batı'da oluşuyor ve oradan örgüte akıyor. İnsan kaynakları da Batıda oluşuyor. Her fırsatta bunu kendilerine ifade ettik ama bugüne kadar sağlıklı bir destek en azından vatandaş olarak ben hissetmedim. Böyle dişe dokunur bir katkı ne Avrupa ülkelerinden ne de dost ABD'den gördük."
Türkiye, Somali'ye yardımda ABD'yi 52'ye katladı
Yüzyılın en büyük açlık felaketiyle boğuşan Somali'ye hangi ülkenin ne kadar yardım yaptığını ortaya koyan rakamlar, Batı'nın ikiyüzlülüğünü bir kez daha gözler önüne serdi. Başbakanlık Afet Acil Durum Yönetimi (AFAD), tarafından açıklanan rakamlara göre, Türkiye 13 Ekim itibariyle Somali'ye 510 milyon 600 bin TL yani 275 milyon dolar yardım gönderdi. Türkiye, milli gelirine oranla Somali'ye yapılan yardımlarda birinci sırada yer aldı. Dünyanın en büyük ekonomisine sahip ABD ise 15 trilyon 64 milyar 816 milyon dolar olan milli gelirinin yaklaşık 145 binde 1'i olan 105 milyon doları Somali'ye verdi. Milli gelirine oranlandığında Türkiye'nin yaptığı yardım dünyanın en zengini ABD'nin 52 katına karşılık geliyor.
G-20'de yer alan AB ülkeleri İngiltere, İtalya ve Fransa'nın Somali'ye yardımları da çok düşük düzeyde. İngiltere milli gelirinin 62 binde 1'ini, İtalya 187 binde 1'ini, Fransa 350 binde 1'ini Somali'ye ayırdı.
BM, Afrika Boynuzu'nda kuraklık çeken ülkelerin 2,4 milyar dolarlık acil yardıma ihtiyacı olduğunu tahmin ediyor. Şu ana kadar toplanan uluslararası yardımların 1,4 milyar dolara yaklaştığı belirtiliyor.
Hatırlayacaksınız, geçtiğimiz Mayıs ayında İstanbul'da 4. En Az Gelişmiş Ülkeler Toplantısı yapılmış ve zengin ülkelerin bugüne kadar fakir ülkelere verdikleri yardım sözünü tutmaması eleştirilmişti. Ancak Somali'ye yapılan yardımlar bir kez daha gösterdi ki, İstanbul'daki zirvede verilen sözler yine orada kaldı. Açıklanan rakamlar sadece Türkiye'nin sözünü tuttuğunu gösteriyor. Kızılay, Diyanet gibi resmi kurumlar ve Cansuyu, İHH, Kimse Yok mu ve Deniz Feneri gibi yardım kuruluşları, Anadolu insanının merhamet elini Afrika'ya ulaştırmaya devam ediyor.
WOV! Kaddafi de gitti!
Bir darbeyle yönetime gelen, Libya'yı 42 yıl demir yumruğuyla yöneten Albay Muammer Kaddafi, kendi vatandaşlarınca linç edilerek dramatik bir şekilde hayatını kaybetti. Kimine göre bir deli ya da çılgındı, kimine göre de zalim. İşbaşına gelir gelmez yabancı şirketlerin imtiyazlarına son verip, tüm petrol kaynaklarını millileştirdiği için Batılı ülkeler tarafından hiç sevilmediği de bir gerçek.
ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'un, Kaddafi'nin ölüm haberini aldığında verdiği ilk tepki, ekranlardan yansıdı tüm dünyaya:
- Wov! Saddam gitti, Bin Ladin gitti. Wov, şimdi de Kaddafi gitti.
Bayan Hillary, Play-station'da "Düşmanları Yok Et!" oyunu oynuyor sanki. Evet Bayan Hillary, Saddam gitti, Bin Ladin gitti, Kaddafi gitti. Tüm düşman(!)lar teker teker gidiyor. Peki neden hâlâ dünya kan gölü?
ABD, Kaddafi'ye 1 milyar dolar harcamış(!)
Somali'deki açlara 105 milyon dolar gönderen ABD, Kaddafi'yi devirebilmek için 1 milyar dolar para harcamış. Bu para sadece Pentagon'un harcadığı miktar. ABD Dışişleri, CIA ve NATO ülkelerinin harcadıklarıyla maliyet 2 milyar doları buluyormuş. Körfez Savaşı'nda attığı her bombanın parasını Kuveyt ve S. Arabistan'dan misliyle tahsil eden, Irak'ın işgalinin ardından petrollere el koyup, kâra geçen ABD'nin, Libya'nın özgürleştirilmesi(!)nin ardından yine bu 1 milyar doların kat be kat fazlasını alacağından hiç şüpheniz olmasın.
İsrail Kudüs'ü Filistin'den koparıyor
İsrail hükümeti, Kudüs ile Beytüllahim şehirleri arasındaki coğrafi bağlantıyı kesecek bir yerde, Givat Hamatos bölgesinde son 25 yılın en büyük yerleşim yerini kuracağını açıkladı. Peki bu ne anlama geliyor? İnşaatlar tamamlandığında Doğu Kudüs ile Batı Şeria'nın bağlantısı tamamen kopmuş olacak. Yani Kudüs'ün Filistin topraklarıyla bağı kalmayacak. İsrail'in, Filistin'i Batı Şeria ve Gazze olarak nasıl ikiye böldüğü hepinizin malumu. Karara Türkiye'den ve bazı ülkelerden cılız tepkiler var. Anlaşılan herkes "esir takası" ile meşgul olurken, İsrail planlarını adım adım uyguluyor.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



