Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Obama'nın Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yaptığı konuşma dikkatlice okunduğunda, yeni yönetimin Amerika'nın hegemonik gücünün aşındığının farkında olduğu açıkça görülüyor.
Obama'nın hem konuşmasının içeriği hem de üslubu, Amerika'nın son yıllarda benimsediği tarz olan "ben söylerim, siz yaparsanız" şeklindeki emredici yöntem yerine, işbirliğinin altını çiziyor.
Böyle olmak zorunda, çünkü Amerika'nın hegemon olduğu "tek kutuplu dünya düzeni" artık devrini kapatıyor.
Uluslararası sistemde yeni "kutup başı" olabilecek ülkeler beliriyor; Rusya, Çin, Hindistan, hatta Brezilya...
Dünyada, "çok kutuplu yeni bir düzen" şekilleniyor.
Obama yönetimi, bu çok kutuplu dünya düzeninin getirdiği yeni şartlara uyum sağlamak, yeni koşullarda üstünlüğü ele geçirmek için proje geliştiriyor.
ABD'nin çok kutuplu yeni dünya düzeninde projelerinin merkezine koyduğu ülke ise, Türkiye.
Obama'nın Başkan seçildikten sonra ilk yurtdışı gezisini Türkiye'ye yapması ve ülkemizde verdiği mesajlar da bu gerçeği doğruluyor.
Bush yönetimi, Türkiye ile kurduğu ilişki biçimini "stratejik ortaklık" olarak tanımlamış ve çıkarlarını korumak, bölgemizde hegemonya kurmak için bu ilişki biçiminden sonuna kadar yararlanmıştı. Gücü eşit olmayan iki ülkenin "stratejik ortaklık" kurması, devamlı olarak güçlü olan tarafın kazanmasına yol açmıştı. Türkiye'nin çıkarlarına aykırı olduğu gün gibi ortada olan bu durum, zamanla kamuoyunun yoğun tepkisine neden olmuş, ABD ile kurulan "stratejik ortaklık" sorgulanmaya başlanmıştı.
"Stratejik ortaklık" konseptinin aşındığını ve sorgulandığını gören Obama yönetimi, Türkiye'ye yeni bir elbise biçiyor; "Model Ortaklık..."
Obama, TBMM'de yaptığı konuşmada model ortaklığı şöyle açıklıyor: "Daha güçlü ilişkilerin kurulması, Türkiye ile ABD'nin bir model ortaklık oluşturmasıyla mümkün olabilir. Söz konusu modelde baskın olarak Hıristiyan bir ulusla çoğunluğu Müslüman olan Batılı bir ulus bir araya gelecek. İki kıtayı kapsayan, Avrupa ile Asya arasında bulunan Türkiye, ABD ile birlikte modern uluslararası bir camia oluşturabilecek. Bu benim açımdan son derece önemli bir konu..."
Uluslararası ilişkiler literatüründe ve tarihinde "model ortaklık" diye bir terim ya da geçmişte yaşanan bir örnek yok.
Onun için yeni Amerikan yönetiminin çok kutuplu dünya düzeninde üstünlüğü ele geçirmek için hazırladığı projede bize biçtiği "model ülke" rolünü çok iyi analiz etmemiz, bizden ne istendiğini, önümüze nelerin konulduğunu araştırmamız, bilmemiz lazım.
"Türkiye kime model olacak, kimlerle nasıl bir ortaklık kurulacak?" sorusu, bugün ülkemizi yönetenlerin cevabını araması gereken en sıcak soru olarak önlerinde duruyor.
Ayrıca Türkiye Büyük Millet Meclisi de, çatısı altında Türkiye'ye biçilen "model ortaklık" rolünün ne anlama geldiğini ve önümüzdeki günlerde nelere mal olacağını konuşmalı, tartışmalı, milli çıkarlarımızı koruyacak önlemleri almalıdır.
Şuraya da dikkat edilmeli: Türkiye kendi potansiyelini ve stratejik gücünü harekete geçirip kendi modelini oluşturamadığı için, bakın şimdi küresel güçlerin projelerinde modellik yapmaya zorlanıyor.
Yazık değil mi?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




