Bir ülkede sinemanın ne anlam ifade ettiği anlamak için en çok izlenenler listesine bir göz atmak yeterli. Box Office Türkiye verilerine göre 2005'te en çok izlenen film, 2.586.636 seyirci çeken Hababam Sınıfı Askerde. Aynı yıl Babam ve Oğlum 1.685.935 izleniyor. Babam ve Oğlum'un bir önceki yıldaki verilerle birlikte toplam izleyici sayısı ise 3.837.885. 2005'te bu filmleri Hırsız Var (934.612), Organize İşler (916.464 /toplamda 2.618.244) ve Gönül Yarası (897.509) takip ediyor.
2006'da ise tabloda ilk sırayı Kurtlar Vadisi: Irak alıyor. 4.256.567 izleyici sayısına ulaşan filmi Hababam Sınıfı 3,5 (2.067.661), Hokkabaz (1.684.711), Sınav (1.145.014) ve Da Vinci Şifresi (1.028.928) alıyor.
2007'de Beyaz Melek, 1.702.144 (toplamda 2.031.935) izleyiciyi sinema salonlarına çekerken, Mahsun Kırmızıgül'ün ilk sinema tecrübesini Kabadayı (toplamda 2.002.512), Maskeli Beşler: Irak (1.238.023), Son Osmanlı: Yandım Ali (1.084.448) ve Karayip Korsanları: Dünya... (970.114) takip ediyor.
2008'de Türkiye sinemasında bir fenomen devreye giriyor; Recep İvedik. Şahan Gökbakar'ın meşhur tiplemesinin ilk filmi 4.301.641 kişi tarafından izleniyor. Peşinden ise son dönemdeki ezeli rakibi Cem Yılmaz'ın A.R.O.G'u geliyor (3.459.488). Bu iki filmin ardında Muro: Nalet Olsun İçimdeki İnsan Sevgisine (2.165.503), Issız Adam (2.013.140) ve Osmanlı Cumhuriyeti (1.401.503) var. 2008 yılı sinema salonlarının dolması açısından büyük bir ivme gösteriyor. Bu yıl sinemaya tam 38.420.362 kişi gidiyor. Önceki yıla göre artış yüzde 23.4 oranında.
2009'da Recep İvedik fenomeni ikinci versiyonu ile devam ediyor. Rekor kıran ikinci film için salonlara 4.333.116 kişi gidiyor. Bu yıl en çok izlenen diğer filmler ise Güneşi Gördüm (2.566.135), Nefes: Vatan Sağolsun (2.419.136), 2012 (1.468.855) ve Buz Devri 3: Dinozorların Şafağı (1.408.523).
2010 yılında ise şu ana kadar oluşan tabloda listebaşı film yine Recep İvedik. Serinin diğer filmine göre daha az izlenen üçüncü versiyon için sinema salonlarına 3.324.123 kişi gitmiş. Bu yıl beklenmedik bir çıkış yapan Ata Demirer'in filmi Eyyah Eyvah ise şu ana kadar 2.427.766 kişi tarafından izlendi. Yahşi Batı 2.322.826 kişiyle üçüncü sırada kendine yer bulabilirken, Çok Filim Hareketler Bunlar (1.129.991) ve Veda (1.017.900 ) ilk beşe giren diğer yapımlar oldu.
2010 yılı tablosunu kökten değiştirecek bir durum ortaya çıkmasa bile güz sezonunda çok sayıda sinemaseverin salonlara gideceğini göz ardı etmemek lazım. Şu ana kadar 23.995.203 kişinin sinema salonlarına gittiği 2010'da, geçtiğimiz yıla oranla ciddi bir artış olmayacağı hatta belki bariz bir düşüş yaşanacağı beklenebilir.
Son beş yılda inişli çıkışlı bir grafik izleyen genel izleyici sayısının (2005'te 27.784.627, 2006'da 34.844.867, 2007'de 31.130.898, 2008'de 38.420.362, 2009'da 36.900.162, 2010'da şimdiye kadar 23.995.203) filmlerle ve yapımlarla doğru orantılı bir seyir çizdiği açık. İlk filmleri çok rağbet gören Şahan Gökbakar ve Cem Yılmaz'ın eskisi kadar izlenmedikleri aşikar. Yılmaz Erdoğan'ın filmlerindeki değişimle birlikte izleyici sayısında da belli bir düşüş var.
Ülkeden çok izlenen filmlerin yerli yapımlar olması sevindirici bir manzara. Liste başı yapımların komedi ve macera olması da anlaşılabilir. Lakin bu listelerde bir sinema eseri olarak ele alıp irdelenebilecek yapım neredeyse yok. Ortaya koymaya çalıştığım tablo, ülkemiz sinema izleyicisinin karakteristiğini de açık ediyor. Son 30 yıldır ve özellikle de 90'larda popüler kültür ile hemhal olan Türkiye halkı, geldiğimiz noktada sinemaya bir eğlence aracı olarak bakıyor.
Sinemanın ne olduğu ve nasıl algılanması gerektiği konusundaki fikirlerimi daha önce bu satırlarda neşrettim. Bu açıdan bakıldığında Türkiye'de sinemanın hakkını verecek bir genel izleyici kitlesi olduğunu söyleyemem. Şaşırılacak bir durumla karşı karşıya olmadığımıza da vurgulamak isterim. Dünyanın hemen her yerinde sinema bu şekilde işlev görüyor. İran sinemasının en çok bilinen ve en özel örnekleri de kendi ülkesinde gişe yapamıyor. Toplumdan topluma değişiklik arz eden bir durum olmakla beraber (örneğin Ferhan Özpetek'in işleri Türkiye'de yüz bin sınırında seyrederken, İtalya'da ise 800 bin civarında seyirci çekiyor), çizmeye çalıştığım tablo, sinemanın aslında 'sanat muamelesi' gördüğünü ortaya koyuyor. Dünyanın her yerinde sanat genel kitleden uzaktır. Hele hele küreselleşen dünyada, tek tip insan telkin eden popüler kültürün etkisi ile hakikat arayışından uzak ve tüketmeye programlanmış bir hale gelen 'birey'in sanat sinemasına ilgi göstermesini beklemek hayalcilikten başka bir şey değildir. Fakat bu demek değil ki sinema bir işlev görmüyor. Tarih boyunca olduğu gibi günümüzde de halklara ve ülkelere yön verenler sinema/sanat ile içli dışlıdır.
Sinemanın hayattan ve halktan ayrılmayacağını uzun uzun anlatmak isterdim. Ancak satırların yetmeyeceğini düşünerek neticeye gelecek olursak; toplumun genel kültür düzeyi sinemaya olan ilgi ile doğru orantılıdır. Bu açıdan sinemayı değerlendirirken tek başına sinemaya bakmamak gerekir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



