Türkiye'nin öncülüğünde sekiz ülkenin bir araya gelerek kurduğu D-8 teşkilatı, 12. kuruluş yıldönümü kutladı. Adalet ve barış temelinde yeni bir saadet dünyası kurmayı amaçlayan D-8'e ne yazık ki Prof. Erbakan'ın Başbakanlığındaki Refahyol hükümetinden sonra gelen iktidarlar gerektiği gibi sahip çıkamadılar.
D-8'in stratejik önemini kavrayamayan bu iktidarlar, Türkiye'nin öncülüğünde kurulan uluslar arası bir örgüt ile neler yapılabileceğini de anlayamadılar.
D-8'i adeta ilgisizliğe terk ettiler. Türkiye'nin kurucu olduğu örgütü değişen dünya konjonktüründe etkin bir küresel oyuncu olarak konumlandıramadılar.
Kim bilir belki de bunu yapabilecek yeterli vizyonları, cesaretleri, stratejik bakış açıları yoktu.
D-8'in kuruluşunun üzerinden tam 12 yıl geçti; dün yapılamayanların bugün hemen şimdi yapılmaması için ise hiçbir gerekçe yok!
Türkiye, bölgesinin en güçlü ülkesi olabilmek için çok boyutlu bir dış politika izliyor. Komşularıyla sorunlarını çözebilmek için proaktif dış politika araçlarını, kamu diplomasisini kullanmayı amaçlıyor. Komşularının kendi aralarındaki siyasi sorunlarda arabuluculuk ve hakem rolü üstleniyor. Sorun çözdükçe, etkinliğinin artacağına inanıyor.
Böyle bir ortamda Türkiye'nin dış politikada sırtını dayayabileceği, bölgesel güç hedefini pekiştirebileceği, küresel aktör olma yolunda ilerleyebileceği uluslararası bir örgütün varlığına çok büyük ihtiyaç duyuluyor.
Bu uluslararası örgüt, D-8'den başkası değildir.
Türkiye, çok boyutlu dış politikasının temeline D-8'i koyarak yeni bir yol haritası çizmelidir.
Örgütü kuran Türkiye dahil sekiz ülke, yeni bir atılım, açılım ve genişleme politikası belirleyerek, ilk etapta örgüte 10 yeni üye kazandırmalı, D-18'i küresel bir örgüt olarak dizayn etmelidir.
D-18'in kurumsallaşması, uluslararası arenada etkin bir konuma gelmesinden sonra örgüte kabul edilecek yeni üyelerle çok dinamik bir yapılanma kurulabilir.
D-8'in hinterlandı olan Asya, Afrika, Ortadoğu ve Uzakdoğu, çok kutuplu yeni dünya düzeninin öne çıkan bölgeleri... Hatta uzmanlar, önümüzdeki kısa dönemde dünyanın ekonomik ve siyasi merkezinin bu bölgeler olacağına dikkat çekiyor.
Dünyanın adaleti ve barışı aradığı, insanlığın refah ve saadet talep ettiği günümüzde, D-8 fikriyatına ve felsefesine çok büyük görevler düşüyor.
Bu önemli görevleri insanlığın hizmetine sunacak olan ülke elbette Türkiye'den başkası değildir. D-8 ilkelerinin hayata geçirilmesi, Türkiye'nin "ben bunu yapacağım" demesine bağlı. Bu kararlılık ve cesaret gösterildikten sonra gerisi gelecektir. Türkiye, D-8 örgütüne yeni bir vizyon ve strateji kazandırarak kendisine küresel aktör olma yolunu açabilir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



