Birkaç gün yazı yazamayacaksam, iki üç günlük yazıyı önceden yazıp yolluyorum. Bunların da birbirinin devamı niteliğinde olmasına dikkat ediyorum. Bu hafta da öyle oldu. 19 Mayıs günleri dolayısıyla İstiklâl Savaşı konularıyla ilgili üç kitabı tanıttım alıntılarla. Bu arada bayram törenleri ve Prof. Saylan'ın cenaze töreni yapıldı, onu izledim. Şunu da ilave etmeden geçemeyeceğim. O gece bir kanalda bayramı tartışan "gençlik temsilcileri"nin konuşmalarına biraz baktım. Şaşılacak alıntılar yapıyorlar, tek tip insan yetiştirmeden tutun da faşist ülkelerin bayram törenlerine kadar her şeyi kendilerine referans ediniyorlardı. Bir iki tanesi hariç. Şaştım kaldım. Bir bayramı bile, bayram olarak kutlamayı bilemeyen bir gençliğin fertleriydiler bu gençler. Hıdırellez pikniklerinin de sosyolojik tahlillerini yapsalar kimbilir neler söyleyecekler... Bunlar bayramı tahlil etmek değil, bayramı kendine zehir etmektir.
***
AKP iktidar olduğunda kendisine geniş ve hoşgörülü bir zaman tanındı. Hem koalisyon hükümetinin, haklı olarak eleştirilen yönetiminin verdiği bunalım, hem de yeni arayışlar ve beklentiler, onu ideal bir alternatif haline getirmişti. Bir de Refah Partili iktidarın havuz sistemi, denk bütçeyle sağladığı rahatlık, maaşlara zam, dış politikada geliştirilmeye başlanan millî bir tavır bu beklentiyi yükseltiyordu, ümit oluyordu.
Ne yazık ki çok kısa zamanda, önceden yapılan sözleşmeler, vaadler ve uzlaşmalarla geliştirilmeye çalışılan dış politika, bir önceki hükümeti aratmaya başladı. Orda hiç olmazsa bir koalisyon vardı ve aleyhte kararların alınmasına dur diyecek biri çıkıyordu.
Bu sefer devreye ılımlı İslâm gibi, Müslümanların asla kabul etmedikleri bir İslâm modeli, dinlerarası diyalogta gizli bazı tahrifat ve tahribat, uyum yasalarının devamıyla gelen tehlikeli değişmeler ve bilhassa, özelleştirmelerle, yolsuzluklarla memleket hızla bir yıkıma sürüklenmeye başladı. Ortalık güllük gülistanlık gibi görünüyor ve AKP için bir teveccühe sebep oluyordu ama IMF yoluyla alınan borçlarla artan faizler, sonunda cumhuriyet tarihinde hiç görülmemiş yükseklikte bir borç yekünuna ve işsizlikle orta sınıfın tamamen yok oluşuna sebep oldu.
Bütün bunlar halkta, özellikle dindar kamuoyunun dışındaki kesimde, beklentilerine uygun olmayan bir AKP izlenimi oluşturmaya başladı. Ne yazık ki bütün bu kötü yönetim, sonuçlarıyal İslâm'a zarar veriyordu. Son iki yıldır hukukta yapılan usulsüzlükler ve eleştiren hukuk adamlarına rağmen, bunlara pervasızca devam etme eğilimi insanlarda bir korku devletinde yaşadıkları izlenimi vermeye başladı. Nitekim telefon dilemelerinin yasalara aykırı olduğu en son, Danıştay'ın kararıyla da tescil edilmiş oldu.
Toplum gene ikiye bölünüyordu. Halbuki lâik adı verilenler ile dindarlar arasında ümit veren bir yumuşaklık başgöstermeye başlamıştı. Bu usulsüzlük ve pervasızlıkla yapılan gayr-i kanuni, haksız ve hukuksuz işlerin faturası, gene, ne yazık ki bazı basın organlarının da siyasal İslâm söylemi doğrultusunda hareket etmeleri sebebiyle, İslâm'a çıkmaya başladı.
***
Bu soğukluğun, ben Türkan Saylan'ın cenazesindeki imam efendinin konuşmasıyla kırıldığını gördüm. Çok akıllıca düzenlediği bir metinle, yönetimde esas olanın ehliyet, liyakat, gayret, çalışma olduğu ve takvanın Allah indinde değerlendirilebileceğini anlattı ve çok sempati topladı. İnsanlar bir miting meydanında gibi onu alkışladılar. Biz, cenazelerde böyle şeyleri hoş görmeyiz ama ne yaparsınız, bazen kendiliğinden oluyor.
Bu alkışlayanlar, dualara da hep bir ağızdan âmin diyorlardı ve ellerini açarak dua ediyorlardı. "Korkutmayınız, sevdiriniz" emrine uygun bir hadise cereyan ediyordu velhasıl. Kazanan İslâm olmuştu.
***
Türkan Hanımı bu hadiseler sebebiyle daha yakından tanıdık.Allah rahmet etsin. Keşke sıhhati yerindeyken, cüzzamla mücadelesini, eğitimdeki hayır işlerini daha önce ve daha yakından tanıtsaydı. Darbeyi, şeriatı, baleyi, namazı, başgörtüsünü falan bırakıp topluma, herkese yüreğini açsaydı. Kendinden fazla bahsetmeyi sevmeyen mütevazı biriymiş, ama keşke biraz daha yakından bahsetseydi. Meselâ bir şizofrenik çocuğa iki yıl evinde, çocuklarının yanında alıkoyup bakması, çok düşündürücü bir fedakârlıktır bence. Ben bir zamanlar sokak çocuklarıyla ilgileneceğimi söylemiş ama bunu başaramamıştım.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



