Türk resim sanatı açısından iki önemli tarih vardır. Bu iki tarih bu topraklarda resim sanatının başlangıcı olarak ta kabul edilebilir. Bu tarihlerden ilki 1793 diğeri 1835’tir.
Mühendishane-i Berri Hümayun’da bugünkü adıyla Kara Harp okulunda ilk olarak askeri planların çizimine dayalı teknik olarak resim çalışmalarına başlanır; yıl 1793’tür, dönem III. Selim dönemidir ve ilk defa resim okul müfredatlarına girer.
Bu tarihten sonra 1893’te resim hem Mühendishane’de hem de Harbiye’de ders olarak okutulmaya başlanır. 1893’ten sonra resim sanatı kabuk değiştirerek kurumsal bir nitelik kazanır. Resim artık bir sanat dalı olarak Osmanlı müfredatındaki yerini bu tarihten sonra pekiştirir, minyatür ve diğer süslemelerin yanı sıra yağlıboya tekniği yavaş yavaş icra edilmeye başlanır. Perspektif, ışık, gölge gibi kavramlar Osmanlı resim kuramına girmeye başlar.
1910 yılı da Osmanlı resim sanatı açısından bir sıçrama dönemidir. Bu dönemde Avrupa’ya giden yetenekli Osmanlı ressamları yurda dönmeye başlar. Bunların arasında İbrahim Çallı, Hikmet Onat Namık İsmail Avni Lifij, Feyhaman Duran gibi Türk resim sanatının öncelleri de bulunmaktadır. Osmanlı gençlerinin Avrupa’da resim çalışmalarını sürdürmelerine olanak sağlayan kurum 1908 yılında kurulan Sanayi-i Nefise Mektebidir. Şimdiki adıyla Güzel Sanatlar Fakültesi (Cumhuriyet’le birlikte bu ismi almıştır) olan bu kurum o yıllarda Şehzade olan Abdülmecit Efendi tarafından kurulmuştur. İşte bu dernek bugünkü Türk resim sanatının duayenlerini Avrupa’ya göndererek sanatsal çalışmalarında onlara destek olmuştur. Abdülmecit’in desteğiyle kurulan bu kurum daha sonra dernekleşerek bir de resim dergisi çıkartmıştır.
Belki bilmeyenler için çarpıcı gelebilir, Halife Abdülmecit aynı zamanda ressamdır, hem de öyle üçüncü sınıf bir ressam değil bizzat Osmanlı resim sanatına kuramsal olarak katkı sunmuş bir insandır. Abdülmecit’in yaptığı resimler daha çok asker temalıdır. Taksim’deki Atölyesinde çalışmalarını uzun süre devam ettiren Abdülmecit, Türk resim sanatına her açıdan önemli katkılar sunmuştur, otodidaktik bir ressam olmasına rağmen.
1910 yılında Avrupa’daki çalışmalarını tamamlayarak yurda dönen ressam Avni Lifij’i Avrupa’ya gönderen yine Abdülmecit’tir. Osmanlı padişahlarının birçoğu resim sanatına çok önem vermiştir. Sultan Abdülaziz de Türk resim sanatının önemli isimlerinden asıl adı Ahmet Ali olan nam-ı değer Şeker Ahmet Paşa’yı 1861 yılında Paris’e göndermiş, Şeker Ahmet Paşa’da 1874 yılında Cağaloğlu’nda bir resim sergisi açmıştır. Sultan Abdülaziz aynı zamanda iyi bir kolleksiyonerdi.
1910’lu yıllardan sonraki dönem, kendilerini geliştirmek için Avrupa’ya giden Osmanlı ressamlarının yurda dönmeye başladığı dönemdir. Yurda dönen bu ressamlar aynı zamanda Türk resim sanatının birinci kuşağını da temsil ederler. Bu isimler daha çok Fransız empresyonistlerinden etkilenmişler ve tablolarında ekseriyetle doğa ve tabiatı manzaralarını kullanmışlardır. Zaten Empresyonizmin temel karakteri doğa ve açık hava tasviridir; canlı renkler kullanılarak doğanın farklı hallerinin tuvale yansıtılmasıdır, gölgeleme, ışığın yansıması gibi.
İlk olarak askeri okullarda başlayan resim çalışmaları ilerleyen zamanda Galatasaray Lisesi ve Darüşşafaka ve Robert Koleji’nde de icra edilmeye başlanmıştır. Çeşitli yerlerde resim sergilerinin açılması da resim sanatının gelişmesine yardımcı olmuştur. Özellikle Osmanlı resim sanatının ustalarından kabul edilen ve Fransız ressam Jean Léon Gérome’den özel dersler alan Osman Hamdi Bey bile Avrupa’dan dönen bu isimlerin gölgesinde kalmıştır. Açılan bu sergilerde beğeniye sunulan resimler daha önceki ressamlarımızın çizdiklerinden son derece farklıydılar. Işık ve gölge oyunları, renk harmonileri, insan figürleriyle Osmanlı resmine ayrı bir hava katmışlardı.
Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren resim sanatı bir durgunluk evresine girer, Hoffmann akademisinde öğrenim gören ressamlarımızın bir süreliğini farklı bir etkinliği olur, bu etkinlikten sonra özellikle batı resim anlayışıyla yerel kültürleri buluşturmak için bir kaç ressam bir araya gelirler, ama bu bir araya gelişler iyi niyet adımı olmaktan öteye geçememiştir. Bu ressamların amacı batı kültürüyle kendi kültürümüzde olan bir takım görsel çabaları harmanlamaktı. Bu isimler arasında öne çıkanlardan biri Abidin Elderoğlu’dur.
Resim sanatı Cumhuriyetle birlikte halklaşamamıştır. Osmanlı’da özellikle rütbeli askerlerin resim sanatına yoğun ilgisi Anadolu’nun her köşesinin tuvale aktarılmasına yardımcı olmuştur. Osmanlı askeri daha çok sulu boya üzerine yoğunlaşmıştır.
Nuri İyem, Abidin Dino gibi ünlü ressamlar daha çok toplumcu gerçekçi bir kümelemede yer almışlardır.1930’lardan sonra toplumcu gerçekçi akımı serpilmeye başlamış 1960’lı yılların sonuna kadar da etkinliğini sürdürmüştür.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



