Siyasî hayatımızda çok canların yanmasına sebep olan, külleri hiç soğumayan, her an bir kıvılcımla yine binlerce canı anında yakabilecek olan kavramlardan biri ve hatta birincisi irticadır. Hangi tarifi ele alırsak alalım, yine bu meselenin hudutlarını kavrayamaz, hiçbir biçimde bunun sınırlarını çizmeyiz. Yeryüzünde biraz da güçlünün sözü geçtiği için böyle hassas konularda, elbette itibar edilen, geçerli olan yegâne ölçü, muktedirin, güçlü olanın ölçüsüdür.
Bir İslâm yurdu ve ülkesi olan memleketimiz nihayet en çok irticadan muztarip olmuştur. Milliyet gazetesinin "Doçent Doktor; İrtica" başlığıyla verdiği haber, irticaın bir sade vatandaş klâsiği olmadığının, her kademede ve her makamda irticaın var olduğu gerçeğinin bütün milletimize ilanıydı.
Askerlerin en muztarip olduğu konuların başında yine irtica gelir. Subaylar her yıl, bu sebeple ordudan atılır, yine bu sebeple Kutlu Doğum Haftası'nı kutlayanlar sebep gösterilerek, Genel Kurmay Başkanı'nın kaleminden hükümete e-muhtıra verilir.
Elbette, 28 Şubat defteri başlı başına bir faciadır. Bu defterde, Cumhuriyet tarihinin en karanlık oyunlarının nasıl oynandığı, haramzadelerin devletin ve milletin malını, mülkünü, egemenlik hakkını, iradesini, hükmünü nasıl sömürmek için bir araya geldiği yazılıdır. Nihayet, bu haramzadelerin ortak saldırı noktasının adı irticadır. Devletin ve milletin meşru hükümeti, haramzadelerin el ve güç birliğiyle iktidardan uzaklaştırılmış ve böylece onlar bir araya toplanarak millete aktarılan kaynaklar tekrar hortumla haramzadelerin kursaklarına aktarılmıştır.
Bu oyunun adı, irtica olarak yakın tarihimize damgasını vurmuştur.
İrtica, konusunda en güzel tarif, ömrünü yakın tarihimize vakfeden, çok kıymetli eserlerle tarihle irtibatımızı sağlayan İsmail Kara Hocamızındır: "31 Mart'tan beri irtica muhalefetin adıdır."
Elbette, buradaki muhalefet, muhalefet partileri değildir. Böyle olsaydı, 1950'den beri hep muhalefette kalan, milletimizin hiçbir biçimde iktidar yapmadığı, devlet yönetimini teslim etmediği Cumhuriyet Halk Partisi en önemli irtica partisi olarak siyasal hayatımızdaki yerini almış olurdu. Ancak, bu muhalif partinin üzerinde irticanın bir zerresi dahi yoktur.
Cumhuriyet gazetesinin zaman zaman nükseden irtica çılgınlığı had safhaya ulaşınca, "Tehlikenin farkında mısınız?" tarzı bir söylemle, irticaya karşı Müslüman milletimizi uyarması, uyanık olmaya davet etmesi adeta bir ritüel halini almıştır.
Mürteci, gerici, yobaz hep birlikte var olan, biri olunca diğerleri de peşi sıra sökün eden kavramlardır. Sistem veya sistemin nimetlerini ellerinde tutanlar daima 31 Mart'tan beri, kendi siyasî, idarî, politik veya kültürel tasarruflarına reaksiyon gösterenleri irtica adıyla bertaraf etmesini bilmiştir. İrticanın, en son ve kanlı örneğini Danıştay baskını esnasında yaşadık(!). Sözde başörtüsü savunucusu olan birisi, eline silahını alarak, Danıştay üyelerinin bulunduğu odaya girmiş ve birtakım irticaî(!) sloganlarla katlini gerçekleştirmiş. Olay daha vukua gelir gelmez, dönemin Cumhurbaşkanı ve müzmin muhalefet partisi başkanı hadisenin "devlete karşı bir irtica kalkışması" tarafına dikkat çekmişlerdir.
Bugün, dağılan o kara bulutların arkasındaki gerçeği daha iyi görüyoruz ki, ortada tamamen son derece planlı, programlı derin ilişkiler ağıyla örülmüş, kirli, karanlık ve hain bir saldırı vardır. Ve bu saldırı, bu millete ve bu milletin hamisi olan devlete bir çete ve terör örgütü organizasyonuyla gerçekleştirilmiştir.
Bu hadise bize, yakın tarihimizde aynı bu tip senaryo ile yaşanan ve irtica başlığıyla sunulan pek çok hadisenin iç yüzü hakkında kesin bir fikir vermektedir.
İrtica bazen, böyle üst düzey karanlık eylemlerle, katillerle bazen de bir çocuğun elindeki bir dinî kitapla gündeme gelmektedir. Gündemin daima gizli veya açık önceliği bu kavrama mahsustur. Ancak siyasî ve idarî hayatımızdaki yerini henüz dolduracak bir kavram keşfedilmemiş, icat edilmemiştir.
Elbette, bütün yaşanılanlardan ve yakın tarihimizdeki tecrübeden devletin, dine ve millete karşı bir önyargı içinde olduğu, dini dışladığı, dindarlara zarar verdiği anlamı çıkarılamaz. Zira bu vatanda Selçukluyu da, Osmanlı'yı da, Türkiye'yi de ayakta tutan, devleti devlet yapan asıl ve aslî unsur dindir, Müslümanlıktır.
Devletin ve milletin çok şükür İslâm üzerine var olduğunun en önemli delili, "azınlık cemaatleri" kavramının Yahudileri, Ermenileri, Rumları, Süryanileri vs. diğer gayr-ı Müslim unsurları ifade ediyor olmasıdır. Buradaki mücadele ve muhalefet biçimi din ile devlet arasında cereyan etmemekte, tamamen siyasî görüşlerin, politik hesap ve çıkarların, siyasal ve toplumsal hedefleri olan kişilerin ve kurumların çok sert ve nihayet biraz da acımasız bir söylemi ve eylemi olarak vuku bulmaktadır.
İrticaın gündemde en çok yer işgal etmesi, bilhassa siyasî yelpazenin sağında yer alan siyasî partilerin iktidarda olduğu dönemlere denk gelmektedir.
Bunun önemli bir örneğini, Adnan Menderes'in iktidarı CHP'den alması ve CHP'nin bir daha iktidar yüzünü seçimler vasıtasıyla göremeyeceğinin anlaşılması üzerine vukua gelen olaylar teşkil eder. Henüz ihtilâl gerçekleşmemiş, 27 Mayıs sabahı, bir bayram şenliğine dönmemiştir. Memleketin en önemli meselesi irticadır. Her yerde patlak veren olayların tek adı vardır. Nihayet bu irtica buhranının sona ermesi için, ağır darbenin iktidara, hükümete, başbakana, millete, devlete indirilmesi şart olmuştur.
Dönemin en önemli yazarlarından ve romanımızın en güçlü isimlerinden Peyami Safa, Türk Düşüncesi adıyla bir dergi neşretmektedir. 1 Mayıs 1959'da neşredilen beşinci sayı irtica sayısı olarak yayınlanır. "İrtica nedir" başlıklı ilk yazı Peyami Safa'nındır. Bir tarif yapar Safa. İrtica, Fransızca "reaction" karşılığıdır. Kelimenin diğer Batı dillerindeki kökeni "reakt"tır. Yani, "tesire karşı, amele karşı" manasına gelmektedir. Buna, "aksülamel, aksi tesir, tepki" de deriz. Bunu sosyal hayata uygulayanlar, "gerilik" anlamını uygun görmüşlerdir.
Türk Dil Kurumu bugün irticanın karşısına; "gericilik" yazmaktadır. Reaksiyon ise; "tepki"dir. Kelimenin reaksiyon karşılığındaki anlamı tamamen silinmiş, yerini gericilik almıştır.
Siyasî ve sosyal hayatımızda bu denli önemli bir yer tutan, darbelerin ve daha pek çok siyasî, idarî ve askerî hareketin çıkış noktasını oluşturan bir kavramın böyle tek kelime ile anılması, karşılanması gerçekten hayrete şayandır. Devletin sözlüğündeki tek kelimelik ve tek anlamlı bir kelime bütün bir devlet hayatının da, millet hayatının da en sancılı konularından birini teşkil etmektedir.
Türk Düşüncesi dergisinin yazar kadrosunda akl-ı selimi temsil eden önemli isimler yer almaktadır. Ordinaryüs Profesör Ali Fuat Başgil'den, yine aynı unvanlı Hilmi Ziya Ülken'e, İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu'ndan, Bediüzzaman'ın avukatı Bekir Berk'e pek çok isim bu sayıda yazı yayınlamışlar ve hepsi; irtica yoktur, ancak böyle bir yaygara altında dine ve dindarlara hücum vardır, diye feryat etmişlerdir.
Böyle zor dönemler, zor zamanlar yaşayan, bu yaygara ile hücuma uğrayan milletimiz, fırtınaları, badireleri, hücumları sabrıyla, direnciyle, mânâ kuvvetiyle atlatmasını bilmiştir.
Bugün hâlâ "İrticayla Mücadele Eylem Planı" hazırlanıyorsa ve hâlâ üniversite rektörleri öğrenci fişlemeyi bu ülkeye yapabilecekleri en büyük hizmet ve hatta en önemli vatanseverlik göstergesi telakki ediyorsa yine birileri kirli ve karanlık emelleri için aziz milletimizi ellerine fırsat geçtiği anda hırpalamaya, ezmeye, sömürmeye devam edecek demektir. Zira haramzadelerin, kirli ve karanlık emeller besleyenlerin, dini kendi karanlık emellerine alet edenlerin yegâne ve en önemli muhalifi milletimizdir. Bu ülkede irtica ile anılan en doğru kelimeler yaygara ve paranoyadır. İrtica, işte bu vasıflara sahip güruhun tek silahıdır, onu hiç kaybetmek istemiyorlar.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




