Bu ülkenin meselesi olan insanlarından İskender Pala'nın 27 Ekim tarihli Zaman Gazetesi'ndeki yazısını herkes bulsun, okusun.
Patlayan Türk Sinemasının şarapnellerine ve sürekli tesir atışı yapan dizilerin mermilerine hedef olanların yüreğindeki acıları bu kadar yakıcı ancak o yazabilirdi. Siz ise okuyarak, ülkemde nadir bulunan duyarlı insan yalnızlığına tanık olabilirsiniz.
"...ben ve benim gibilerin çektiğimiz acılar hiçbir filme konu olmaz. 12 Eylül sürecinde koşup duran sağ ayak(Ülkücü-İslamcı-Nurcu vb.) hep hikayesiz kimlikler olarak kalmaya mahkumdur. Hiçbir filmde onların hüzünlerine gönderme bile yapılmaz. Bunu solcu geleneğin adamlarından beklediğimi düşünmeyin sakın."
Nerede idik, nereye geldik? Sorularına cevap ararken yaptığımız bir eksiklik/hata var. Üstelik bunun farkında değilmişiz gibi davranmayı/yazmayı sürdürüyoruz.
Nasıl geldik? Sorusuna isterdim ki İskender Pala da cevap arasın. Bilim adamıdır, doğrudur. Ancak bu ülkede T. Özal'ın siyaset yaptığı günleri birlikte yaşadık.
"Yaşı kırkın üzerinde olanlarımız.." 12 Eylül öncesi günlerin ve 12 Eylül'den sonra yaşadıklarımızın "şahitleri" iseler çok geç olmadan kendi içimizde bir hesaplaşma yapmalıyız.
12 Eylül öncesinde bu ülkede yayın yapan bir tek TRT vardı. Akşam haberlerini dinlemek için açtığınızda, karşınızdaki spikerin içinde "Leningrad-stalingrad" şehirlerinin adlarının geçtiği zorlama haberleri okuduğunu görür ve bunun hesabının/tartışmasının yapılacağı günlerin geleceğini ümit ederdiniz.
Lakin gele gele T. Özal geldi. Papatyalar geldi. T.Özal'ın oğulları ve davulcu kocalı kızı geldi. Oğullarının Amerika'daki arkadaşları geldi. Hortumcular geldi. Kimyası bozulan iş adamları geldi. Rüşvetin belgesi mi olur, itirazlarının çınladığı mahkeme salonları geldi. Çekiç güç geldi. Mesut geldi. Mesut'a "baba" geldi.
Ve elbette bu arada "yaşı kırkın üzerinde olanlar"ın bir kısmı ne yapacaklarını, neyi konuşup neyi tartışacaklarını unuttular. Bir kısmı da T.Özal'ın gösterdiği yolda rant peşinde, ihale peşinde, makam/mevki peşinde koştular. Koştular, yakaladılar, tuttular..
Yakaladılar, tuttular da ne oldu? Evleri oldu, villaları oldu, arabaları oldu, 28 Şubat'ları oldu; ama biz ne tiyatro sahnelerinde ne sinema saalonlarında ne de tv kanallarında olabildik.
"Şuraya bir kaset koy da neşemizi bulalım Semiraaa.." görüntüsünün tatminiyle insanlarımız hala mevlüt okumakta değil midirler?
Kültür Bakanlığı'nın işlevinin de anlatıldığı "Sinema" yazısını okurken, kimin aklına büyük çoğunluklu AKP iktidarının bir Kültür Bakanı çıkaramadığının üzüntüsü gelir, bilmem.
Neden bu acıları T. Özal'dan sonra doğan çocuklarımız hissetmiyorlar? İsterdim ki İskender Pala'nın bu yazısını onlardan biri yazsın.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




