Bakalım Haziran 2011 seçimlerinde, halkın 'türbanlı vekil' talebi karşılanacak mı? Hemen her konuda 'açılım' modası aldı başını gidiyor; bakalım 'türban açılımı' yapılabilecek mi? Bu, önümüzdeki seçimlerde cevabı merakla beklenen en önemli sorudur. Ancak 'merak' konusunun çok ötesinde, haklı bir taleptir de.
Başörtülüler, anlaşılmaz ideolojik bağnazlıklarla, yıllar yılı ikinci sınıf vatandaş yerine konulmuştur. Meş'um 28 Şubat günlerinin bütün uğursuzluğu ve gazabı onların üzerine yağmıştır. Anasının ak sütü gibi helal oylarla seçilmiş Merve Kavakçı'nın, milletvekilliği gasp edilmiş, üstüne üstlük bir de 'haddi bildirilerek' onuruyla oynanmıştır.
Onlar, mağdurdurlar, mazlumdurlar. Yazık ki, Ümmet-i Muhammed namusu demek olmasına rağmen, onların haklarını koruyabilmiş değildir.
Öyle görülüyor ki, 'türbanlı vekil' talebi, demokrasinin bir üst lige yükselmesinin olmazsa olmazıdır. Başka bir deyişle, Türk demokrasisi türban sınavını veremezse, sınıfta çakacaktır. Türbanlı kadın milletvekilinin Meclis'e girmesi bir başka bahara kalırsa, demokrasimiz rüştünü ispatlayamamış olur; dahası ne yaparsa yapsın 28 Şubat'ın gölgesini üzerinden atamaz.
Ne yazık ki, Türk siyaseti, türban konusunda beklenen cesur adımları atacak gibi görünmüyor. Başörtülülerden bazı gerekçelerle bir kez daha 'anlayış' bekleniyor. İfade edilsin edilmesin, bir gizli korkunun hâkim olduğu saklanmıyor. "Aman türbanı kaşıyan biz olmayalım?" Malum netameli bir konu... Kabak kimin başına patlar, hiç belli olmaz!
Besbelli, siyaset, bahsedilen/edilmeyen 'mazeretleri' ortadan kaldırma iradesine, cesaretine ve kararlılığına sahip değil. Hâlâ müsait zaman demokratlığı hâkim...
Siyaset türbanı rejime teallük eden hassas bir konu olarak değerlendirmeye devam ediyor. Belli ki, türbanla ilgili anayasa değişikliğinin Anayasa Mahkemesi'nden dönmesi, AK Parti'nin kapatılmak istenmesine gerekçe yapılması, bilinçaltında derin izler bırakmış... Oyuna getirilmişlik duygusu aşırı temkinli olmaya neden oluyor. Her ne kadar Anayasa Mahkemesi'nin yapısı değişmiş olsa da, partilerin kapatılması konusunda gerekli Anayasa değişikliği yapılamadığı için, 'korku' atılmış değil.
Siyasetin aktörlerine hâkim olan bu korkuyu, haklı-haksız demeden insani bulmak ve anlamaya çalışmak mümkün olabilir. Hatta bir yere kadar mazur dahi görülebilir. Ancak bu korkuyla birlikte galiba bir de, yabana atılmayacak 'türbanlı vekil' konusunun 'fantezi' olarak görülmesi etmeni var. En azından bu konu, türbanlı olduğu için okuyamayan kız öğrencilerin durumu kadar hayati değerlendirilmiyor. "Bugüne kadar başörtülü vekil mi vardı? Bundan sonra, en azından bir süre daha olmasa n'olur? Şimdi ortalığı karıştırmanın, başa bela sarmanın alemi yok..." Kuşkusuz bunlar, aleni olarak dile getirilen şeyler değil. Fakat görmezden gelinecek şeyler de değil.
'Fantezi' varsayımını, en iyimser bir yorumla Türk siyaseti için bir yanılsama saymak gerekecek. Türbanlı vekil konusu, bazılarının sandığı gibi asla bir fantezi değildir. Çünkü türban bir fantezi değildir. Müslümanlar bu konuda kararlılığını hissettirmelidir artık: Siyaset için türbandan vazgeçilmez; gerekirse, türban için siyasetten vazgeçilir. Laf buraya gelmişken, "Beni vekil yapın, ben gerekirse başımı açarım" diyen sözde başı örtülüleri anlayamadığımı ve esasen anlamak da istemediğimi belirtmeliyim. Bu söylemin şanslarını artırdığını düşünüyorlarsa, fena halde yanılıyorlar.
Madem hükümet, darbelere karşı savaş açmış durumda, geçmişle hesaplaşmaktan çekinmiyor; Merve Kavakçı hesabını da kapatmalıdır artık. Ecevit, Meclis kürsüsünden "Bu hanımın haddini bildirin" demek sureti ile kapı dışarı ederek sadece Kavakçı'nın meşru vekilliğini gasp etmiş değildir; Kavakçı'nın şahsında bütün başı örtülüler refüze edilmiştir.
Türbanlı bir vekil Meclis'e girmeden, Kavakçı'nın şahsında onurları incinmiş başı örtülüler yeniden itibarlarına kavuşmuş olmayacaklardır. Bu sakil durum devam ettikçe, 28 Şubat sürecinin kapandığından da söz edilemez.
TÜSİAD'ın yeni anayasa taslağında bile, türbanla ilgili ileri mülahazalar yer alıyor. Bırakın türbanla Meclis'e girmeyi, belli şartlar altında kamuda bile çalışmanın önünde engel bulunmadığından söz ediliyor. Kaldı ki, kamuda yasak dahi olsa, TBMM atanmışların görev ifa ettiği kurumlarla bir tutulamaz.
Demokratik haklar ve talepler hangi gerekçe ile olursa olsun ötelenemez; bir başka bahara bırakılamaz. Çünkü eksikli demokrasi, ayıplı demokrasidir; kabul edilemez. TÜSİAD'ın bile türbanın önünü açan yaklaşım içerisinde olduğu dikkate alınırsa, en geniş toplumsal mutabakatın sağlandığı varsayılabilir; bu ıskalanmamalıdır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



