Kimse, belki de tedbiren bahsetmek istemiyor olabilir. Oysa Tunus'ta yaşananlar, bal gibi de Büyük Ortadoğu Projesi'nin bir aşamasıdır. Hani şu Amerika'nın Kuzey Afrika ve Ortadoğu'daki Türkiye'yi de içine alan yirmi iki İslam ülkesini demokratikleştirme projesi var ya, işte o. Neydi o projenin amacı? Amerika, bölge ülkelerine demokrasi getirecekmiş. Hah, güleyim bari! Afganistan ve Irak'ı bu projeden sonra kan gölüne çevirdiler. Milyonlarca insan öldü, milyonlarca aç susuz yetim var, yüz binlerce kadının ırzı, namusu kirletildi. Peki ya şu an Irak'ta demokrasi mi var? Afganistan'da demokrasi mi var? Pakistan'ın haline bakın. Eski halleri bundan kat be kat daha iyi değil miydi? Şimdi ise Tunus ve diğer İslam ülkeleri. Yani bu son olaylarda Amerika'nın parmağı yok mu diyeceğiz. BOP'un bir aşaması değil, bu gelişmeler öyle mi?
Tamam, diyelim ki değil... Biz ise bir tahmin yürütüyoruz. Aslında tahmine ne gerek var? Bizim yani Türkiye Cumhuriyeti'nin başbakanı bu BOP'un eş başkanı, öyle sıradan bir başbakan da değil. Yani projenin uygulayıcılarından biri. Neler oluyor, bu yaşananlar da neyin nesi? Şu kamuoyunu bir aydınlatsın bakalım. Biz de diyelim ki "Haa, işin aslı buymuş."
Enteresandır, Tunus'ta bir vatandaş kendisini yakıyor, devlet başkanı ülkesini terk ediyor ve böylelikle halk, huzura kavuşuyor. Arkasından düğmeye basılmış gibi diğer İslam ülkeleri... Hele bir durun bakalım, daha işin başındayız. Bundan sonra neler olacak bir gözlemleyelim. İnşallah sinsi planlar yoktur ve inşallah bir iç savaş sürecine girilmez. Belirsizlik henüz devam ediyor. Hele Tunus'ta bir sular durulsun bakalım. Taşlar bir yerine otursun. İnşallah iyi bir noktaya gelinsin, ondan sonra da diğer ülke halkları; "Evet bu iş böyle başarılır" diyerek kendi ülkelerinin benzeri bir şekilde huzura kavuşması için mücadele başlatsınlar. Ortada fol yok yumurta yok. Konuyla ilgili yapılan yorumlara bakıyoruz, bundan sonra Tunus'un demokratik bir yönetime kavuşacağına kesin gözüyle bakılıyor. Elbette ki biz de isteriz Tunus hatta dünyadaki diğer bütün ülkeler, ülke halkları, huzura kavuşsun. Ama olmuyor işte.
2004'ün Şubat'ında Amerikan Dışişleri Bakan Yardımcısı Marc Grossman, BOP kapsamında Beş tane İslam ülkesini ziyaret etmişti. Bunlar, hangi ülkelerdi? Şu anda karışıklıkların yaşandığı ve sıçrama riskinin olduğu Fas, Mısır, Ürdün, Bahreyn ve Türkiye. O günden-bu güne bir takım planlar yapılıp alt yapılar hazırlanmıştır diyemez miyiz? Diyebiliriz. Muhtemeldir ki Tunus'ta pilot ülke seçilmiştir.
Şimdi birileri ayağa kalkıp da Türkiye'yi bunların arasına koyamazsın, demesin sakın. Siz koymazsınız ne çıkar, koyan koymuş zaten. Son on-onbeş senede bu ülkenin başına gelen pişmiş tavuğun başına mı geldi sanki? Satılmayan değerimiz, vermediğimiz taviz mi kaldı? Bütün İslam ülkeleri bizi örnek alsın diyoruz ama neredeyse İslami yaşamdan bu ülkede eser kalmadı. Kültürümüz ayaklar altında sürünüyor. ABD, ne dedi de yapmadık? AB, ne istedi de geri çevirdik? Ne zaman bunlarla stratejik ortaklığımıza bir halel getirdik? Belki bu memleketi yönetenler veya onları destekleyenler, bizim gibi düşünmeyebilir. Tabii kendilerince geçerli nedenleri vardır. Nedir o nedenler? Yıllardır tartışıla gelmekte olan şeyler. Şimdi bir daha burada tekrar etmenin anlamı yok. Ancak kısaca "Bir kaçı dışında halka yönelik vaatlerin hangisinin içi dolu çıktı ki?" diye sorasım geliyor. İçi boş kalkınma sözleri fakirin karnını mı doyuruyor? Geçiniz bunları Allah aşkına.
Neyse konumuza dönelim ve öncelikle şu BOP'u bir hatırlayalım. Aslında 1990'lı yılların başlarında dillendirilmeye başlanmış olan BOP, ilk defa 1999'da ABD Harp Akademileri Stratejik Araştırmalar Enstitüsü'nün yayınladığı raporla yürürlüye kondu. Yirmi iki İslam ülkesinde ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasi sahalarda bir takım düzenlemeler yapılacağı hususunu ele almış olan bir proje... BOP kapsamındaki ülkelerde başta kadın haklarının korunması; ceza hukukunun ve şeriat kanunlarının belli bir sisteme oturtulması gibi bir takım maddeler sıralanmış. Canım heriflerin niyetleri de çok iyiymiş maazallah. Tabii bu Madalyonun ön yüzü. Yaşanan süreç ve gelinen nokta, madalyonun öteki yüzünde neler olduğunu gün gibi ortaya çıkartıyor zaten...
Türkiye, bu projeye Başbakan Erdoğan'ın Yirmi sekiz Ocak 2004'te Amerikan Başkanı George W. Bush ile Beyaz Saray'da yaptığı görüşmeden sonra dâhil oldu. Görüşme sonrası Başbakan, projeye destek verdiğini ve Türkiye'nin süreç içerisinde anahtar rol oynayacağını söyledi! Bu projenin yürütülmesi noktasında da kendisine Eş Başkanlık verildiğini daha sonra şu sözleriyle açıklamıştı: "Türkiye'nin Ortadoğu'da bir görevi var. Nedir o görev? Biz Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi'nin Eş Başkanlarından bir tanesiyiz. Ve bu görevi yapıyoruz." Bu projeyle ilgili Diyarbakır'ın bir yıldız, bir merkez olacağını, bu anlamda gerekli alt yapısının halledilerek aday bir şehir olarak gösterilmesi gerektiğini de bir televizyon programında ayrıca vurguluyordu...
Amerika'da ikiz kulelerin vurulduğu on bir Eylül 2001, sonraki yaşanacak on bir Eylüllerin bir miladı olmuştu. Bu belki de BOP'un ilk ayağıydı. Ondan sonra birçok on bir Eylül yaşandı. Son zamanlarda daha çok yaşamaya başladık. Tabii illa da hep Amerika'da ikiz kule vurulacak diye bir şey yok On bir eylül olması için. Nerede, ne zaman ve ne şekilde zuhur edeceği belli olmuyor. İlkinden sonra birçoğunu yaşadık, yaşamaya da devam ediyoruz. Bundan sonra da devam edecek besbelli. Bir On bir Eylül, arkasından dünyada birçok insanlık ayıbı, iç savaşlar, dış savaşlar... Birilerinin artık buna bir dur demesi lazım...
İnşallah o dur diyen Milli Görüş anlayışıyla idare edilen Yeniden Büyük Türkiye olacaktır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




