Tarihi Haydarpaşa Garı'ndan - Türk Hava Yolları'nı kıskandırırcasına- tam da vaktinde kalktı. Saatler 09:02'yi gösterdiğinde İstanbul-Kars arasında işleyen Doğu Ekspresi raylar üzerinde kaymaya başladı..
Yol boyu Yüksek Hızlı Tren (YHT) için yapılan çalışmalar dikkat çekiyor. Planlamaya göre halen Ankara-Eskişehir arasında işleyen YHT yakında Ankara-İstanbul arasında da faaliyet gösterecek. Sonrasında da Sivas'a kadar uzatılması düşünülüyor.
Neyse..
Eskişehir'den geçerken demiryolu üzerinde bu ille özdeşleşen Çiğ Börek salonlarından bir tane bile olmayışını neye bağlamak lazım! Yılmaz Büyükerşen'e tam da sormanın sırası, sanki; Hani planlamaya büyük önem veriyordun, hocam!
Eskişehir tam bir şantiye görünümünde..
Eskişehir'den hemen sonra ayçiçeği, mısır, pancar, karpuz ve tahıl tarlaları göz alabildiğine uzuyor..
Meşhur bir söz vardır ya hani: Ankara'ya gitmenin en güzel yanı akşam İstanbul'a yeniden dönüyor olmak.. İstanbulluların bir uydurması.. İstanbul'dan doğuya doğru gitmenin en güzel tarafı Ankara'dan geçiyor olmak.. desem.
Meğer ne kadar da özlemişim meşhur Ankara Garı'nı..
Bir annenin gecenin sessizliğini yırtan haykırışı tarihi duvarlarda yankılanıyor; "oğlum hadi, geç kaldık, tren kalkacak!"
Koskoca Ankara Garı'nın merkezindeki büfelerde ekmek satılmaz mı hiç! Büfedeki görevli, "Ekmek satmıyoruz" diyor.. Bir tek 2. Peron'da var, o büfenin önü de ana baba günü..
Yozgat Yerköy'den ertesi gün gece tam 01:00 de geçtik..
Ama tam geçemedik galiba..
10-13 yaşlarında 4-5 afacan naralar atarak treni taş yağmuruna tutmazlar mı? Taşlardan biri camı kırdı. Allah'tan ucuz yırttık, koca mermer taş camı kırdıktan sonra koridorda kaldı.. Demek ki taş atan çocuklar sadece Güneydoğu'ya has bir kavram değilmiş.. Yerköy'de trene taş fırlatan çocuklar beni de bir yerlere savurdu; 1980 öncesi TBMM kürsüsünde konuşan merhum Necmettin Erbakan.. Erbakan Hoca meşhur Bütçe eleştirilerinden birini yapıyor; "Çocuklarımızın ilkokullarda okuduğu alfabede ne yazıyor biliyor musunuz? 'Ali taş at, Ayşe top tut.' Ali büyüdüğünde taş da atar, tüfek de.. Böyle çarpık eğitim sistemi olur mu?.."
Yıldızlar ne kadar da yakın yeryüzüne
Sivas'ı geçtikten sonra çok konuşulan ve anlatıla anlatıla adeta bir efsaneye dönüşen bir diyalogdan da söz etmek isterim..
Malum, Kars'a kadar uzanan demiryolu Cumhuriyet'in ilk yıllarında büyük zorluklar içinde inşa edildi. Öyle bugünkü gibi modern aletler, dağı bir baştan bir başa delen köstebekler yok.. Adeta iğneyle kazarak ilerliyor çalışmalar..
Sıra Çetinkaya bölgesine geldiğinde işçiler büyük zorlukla karşılaşır..
Sarp kayalar, geçit vermeyen dağlar..
Öyle ki, çalışmalar durma noktasına gelir..
Usta başı artık dayanamaz ve tüm cesaretini toplayarak Atatürk'ün karşısına dikilir;
-Paşam, sarp kayaları geçemiyoruz, bu yolun devam etmesi mümkün değil...
-Peki söyle bakalım, bir işçi günde bir liralık iş yapabiliyor mu?
-O kadarını yapıyor Paşam!
-O zaman o yol yürür..
Doğu'ya bağlantı o yıllarda bu şekilde kuruluyor..
Gerçekten de Çetinkaya'dan geçerken bir de o gözle bakıyorum, yukarılara, çok yukarılara uzanıyor doğru kayalar..
Bir de artık eskisi gibi değil.
Her türlü imkan var trenlerde..
Koridorda zaman zaman geçen çay-kahve servisi eskilere oranla daha gelişmiş..
Şayet yataklı bir vagonda gidiyorsanız kendinize özel bir odanız, yatağınız var.
Görevli odaya kadar size eşlik ediyor, istediğinizde yatağınızı da düzenlemekle mükellef..
Tren kompartımanından biraz daha ayrıntı vermek isterim size;
Girişte hemen sağda lavabo, lavabonun üzerindeki bölümde tertemiz bir TCCD yazan havlu..
Yine üzerinde TCDD yazan bir küçük kalıp sabun da ihmal edilmemiş.Lavabonun altında çöp sepeti var.
Mini bar ve dolabın üzerinde yemek yemek için açılır kapanır bir sistem var.
Eskiden yemek yenilen masa camın hemen önünde açılır-kapanır türdendi.
Dikkatimi çeken önemli bir husus havalandırma.. Merkezi klima sistemi mükemmel çalışıyor, hatta biraz da fazla mükemmel diyebilirim.. Bir ara dondum..
Kompartmana yerleştiğiniz ilk dakikalarda şirketten ikramlar.. Kek ve gofret, meyve suyu ve su TCDD'nin ikramları..
Dikkatimi çeken bir ayrıntı da WC'de..
Eskiden abdestinizi bozduktan sonra ellerinizi yıkamak için düğmeye sürekli basmak zorunda kalırdınız. Şimdi güzel bir uygulama ile musluk koymuşlar..
Anlayamadığım, yatak-koltuğun tam karşısında duran küçük ekranın ne işe yaradığı.. Görevliler, bu sistemin film izlettirmek için kurulduğunu söyledi ama ortada sistem mistem de yok.. Bir ekran öyle duvarda asılı duruyor.. TCDD'nin kasasından ne kadar bir bütçe harcandı bu atıl yatırıma acaba?
Yazıyı sonlandırmadan önce TCDD Genel Müdürü sevgili hemşerim Süleyman Karaman'a da bir çağrım var buradan; Tren biletleri 14-15 gün öncesinden verilmeye başlanıyor. Öncesinden verilmiyor. Peki, ama neden? Bırakın yolcu ne zaman isterse biletini o zaman alsın. Bir not daha.. Tren Haydarpaşa'dan zamanında kalktı ya hani? Peki zamanında vardı mı? 5 saat rötarla.. Bilginize...
Uzun geceler nasıl geçer trenlerde?
Kitap okuyarak mı? Yan kompartmandan birileri ile sohbet ederek mi? Restoranda çay mı?
Tren seyahatlerini nedense oldum olası severim.
Yorgunlukların, zihinsel tortuların, ruhsal toksinlerin bırakıldığı, acıların terk edildiği yerlerdir, tren kompartmanları.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



