Mardin'in Bilge (anlaşılan sonradan konulan bir ad bu) köyünde vuku bulan katliam, bir yönüyle anomali halinde yaşadığının pek farkında olmayan Türkiye'yi bile dehşete düşürmüş görünüyor. Sonucu bakımından kırk küsur canın yok edilmesi, bir yaşındaki kız çocuğunun bile tarifsiz bir öldürme güdüsünün hedefi olması, yetmişten fazla çocuğun anasız ya da babasız kalması, o köyün adeta ölüm tarlası haline gelmesi gibi hususlar her bir tasavvurda derin oyuklar, dipsiz boşluklar açtı. Ama her bir tasavvur, sözkonusu katliam vesilesiyle kendi bilinçaltının bu türden sonuçlar doğurabilecek bir gizilgücü (potantial, latent) barındırdığını ya sezinledi, ya da böyle olabilme ihtimalinden korktu. Çünkü olay, nadir vuku bulan olay türünden değil. "Töre" kavramıyla tanımlanan kan davası, "töre cinayeti" şeklinde nitelenen öldürme (katil- "a" kısa okunur) olayları, adeta hayatın yüceliğini ve gizemliliğini anlamada yardımcı kabul edilen unsurlar olarak daima vardırlar.Dolayısıyla olay zaten zihinlerde "töre" kategorisi olarak bir değerler düzeneği içinde yer alıyor. Ama köken ve kavram anlamlarından kopartılmış olarak "töre" zihin ve değerler düzeneği kapsamına yerleştiriliyor. Ancak mutlak ve değişmez bir mahiyet de yükleniyor. Sorun da burada ortaya çıkıyor. Köken anlamıyla "töre" örf-adet ve ahlâk demek iken, bunların anlaşılış, kavranış, gelişim ve dönüşüm şartları ve süreciyle hiç bir ilişki kurulmadan "töre" mutlaklaştırılmış, değişmez kılınmış oluyor. Bu evreden sonra "töre" akla da, bilgi ve bilime de, bizzat ahlâk ve dine de, çoğunlukla karşı bir konumda hükmünü icra etmeye başlıyor. Açık bir ifadeyle "töre", insan ve toplumsal ilişkilerin düzenlenmesinde ölçü değil, aksine insan ve toplum ilişkileri onun hükmüne mutlak amade bir alet haline dönüştürülmüş oluyor. "Töre" Bilge köyünde nasıl hüküm icra ediyorsa, İstanbul Dolapdere'nin bir mahallesinde de insan ve toplum ilişkisini değişmez kudretiyle harekete geçirebiliyor. Adana'nın, Mersin'in, Antalya'nın, İzmir'in, otuz-kırk yıl sonrasında bazı semtlerinde dehşet nitelikte tezahürler ile ortaya çıkan da işte o "töre"dir. Hatta Berlin'de, Londra'da bile ilk fırsatta ortalığa fırlayan da odur. Terör örgütünün üzerinde devindiği damar "töre" değil midir?
Şaşılacak husus, Bilge köyü katliamına aslında zihinlerde kategorik olarak yerleştirilmiş nedenleri, illiyet bağıyla gerekçeler sunma yanılgısıdır. Kuşkusuz nedenler, somut gerçeklikler ile belli ve açık ilintiler kurmaya imkan verecek bir nitelik gösterebilirler. Sözgelimi failler ile öldürülen mağdurların yakın akraba oluşları, arazi ya da balık çiftliği konusunda çıkar çatışmasının ortaya çıkışı, kız meselesi vb. şeklinde tezahür edebilir. Hatta "şıh" diye nitelenen bir kimsenin kararına itaat etmemek suretiyle, bir anlamda "iktidar" rekabetinden de sözedilebilir. Bütün bu ve benzeri nedenlerin doğuracağı sonuç, izlenecek yol-yordam, çözüm yöntemi çerçevesinde tamamıyla farklı olabilme ihtimalini içinde barındırmaktadır. Ne var ki bunun için aklın, bilgi ve bilimin, ahlâk ve dinin, kendilerine özgü mahiyet ve niteliklerinin gözetilmesi evleviyetle gereklidir.
Mesela, akraba bile olunulsa, arazi veya miras paylaşımı konusunda insanlar arasında ihtilâf çıkması daima mümkündür, olağandır da. Akıl bu ihtilafın çözümü için, bir takım sakıncaları barındırsa da, bir takım yolları gösterebilir. Ahlâk ve din, aklı da dışlamadan, gönülü de gözeterek insana tercihler, seçenekler sunmaktadır. Bütün bunları yok sayarcasına ortaya çıkan ihtilâfı çözmek istediğinde insan, en nihayet duygu, istek ve tutkularıyla içgüdüsüne başvurmaktan başka dayanak bulamaz. Bir anlamda Kur'ân'da nitelenen "hayvandan aşağı" şeklinde tanımlanan bir varlık kategorisine kendini mahkum etmiş insan tipine ulaşılır. Böyle bir insan tipinin yeryüzünde yapamayacağı kötülük, işleyemeyeceği günah, gerçekleştiremeyeceği çirkinlik yoktur.İnsan, böyle bir tipe dönüştüğünde akıl, bilgi, ahlâk ve din, bütün mahiyetlerini, yüceliklerini, değerlerini ve önemliliklerini yitirirler. İnsanın karanlık yönüdür bu. Şeytan olarak varolma değil, şeytaniliği varoluşa çevirmedir Mefistofeles ruhuna bürünmedir. İlkelleşmeyle zavallılaşmak, hiç bir değere konu olmamaktır. O güzelim Türkçe "töre" kelimesini katletmektir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



