Bu ülkede bir cinayet çeşidi var: “Töre” cinayeti. Varlığından halen daha haberdar olduğumuz bu cinayet çeşidi yıllardır tartışılsa da önüne geçilemiyor, engellenemiyor. Bir de bunun, bu cinayetleri gerçekleştirenler tarafından din gibi algılanması gibi bir durum var. Bu törelerin ve cinayetlerin hiçbir şekilde tasvip edilmesi mümkün değil. Ne denilebilir ki? Tek kelimeyle cehalet!
İslâm inkilâpçı bir dindir. İnsanlığı O’na dosdoğru kul olmaktan alı koyan tabuları, putları; insanı köleleştiren ve esirleştiren, insanı insanlıktan çıkaran her ne varsa her şeyi yıkar, bertaraf eder, kabul etmez, onaylamaz, karşı durur. İslâm olduğunu ifade eden bazı toplumlar, İslâm’ın karşısında yer alan bir şeye –ne yazık ki– İslâm kılıfı geçirerek, kendi yanlışlarını İslâm ile örtmeye çalışırlar. İşte dinin kullanılması, alet edilmesi, suistimal edilmesi budur! “Dine karşı din” kavramında ifade edilmek istenen şey de budur zaten. Sapıtmış insanın din gibi algıladığı batıl, sapkın inanç; gerçek din, hak din gibi algılanmaktadır.
İnsan, sorgusuz ve sualsiz bir şekilde geçmişte yaşayan atalarının peşinden gider, onların hal ve hareketlerini taklide yeltenir, bütünüyle onlar gibi olmaya çalışır. Halbuki İslâm; atalar dinini -yani içinde çarpıklık ve başıboşluk barındıran töresel inançları- cahiliye devrine ait adet ve görenekleri reddetmiştir. Ve karşı olduğu bu şeylere karşı inkilâpçı bir ruh haliyle hareket etmiştir. İşte o sırada “zıtlık ve karşıtlık” açığa çıkmıştır. O halde İslâm’ın karşı olduğu mevcut şeyler vardır. (Bakınız: Kan davası, bozgunculuk, işkence, cinayet, zulüm…)
Çarpık bir vaziyetin temsilciliğini yapan bazı örf ve adetler, hepimizin ortak bir şekilde tavır alabileceği bir mevzudur. İslâm’ın halet-i ruhiyetine zıt olan örf ve adetler yaşanmamalı; dışlanmalı, hiçe sayılıp terk edilmelidir. Aksi halde hakkı inkar, bâtılı kâbul ederek yaşamak ve bâtılı hak gibi göstermeye kalkmak sapıklıktır, inkardır, isyandır.
İnsan diliyle iman ettiğini söylese de, İslâm’ın ret ve inkar ettiği şeyleri çoğu kez farkında olmadan yaşar.
Her defasında “halka gitmek” sakat bir zihniyetin mahsulüdür. Halka değil “hakka gitmek” gereklidir. Çünkü halk insandan meydana gelir; beşer şaşabilir, yanılabilir, sapıtabilir. Oysa ki hak hep doğru dürüst kalmıştır, öyle kalacaktır.
Halka mahsus “bu töre ile” mücadele edilmelidir. Bu töre arızalıdır. Hem ülkemiz için, hem toplum için, hem de insanın kendisi için onaylanabilmesi, anlaşılabilmesi mümkün değildir.
Bu tip töreler, bu toprağın altına yerleştirilmiş bir dinamit gibi duruyor. Tamam, gelenek ve göreneklerimiz, örf ve adetlerimiz yaşatılmalıdır. Fakat bunlar belli bir süzgeçten geçirilmelidir. Kimisi yaşatılabilir, kimisi köreltilebilir, kimisi yok edilebilir. Şayet, ölçü bellidir, reçete bellidir. Gerisi “başıboşluğa” hizmettir. Töre cinayeti olarak adlandırılan bu cinayet türü devam ettiği müddetçe, daha çok “can” yanacaktır, daha çok “ocak” yıkılacaktır. İşte bu yüzden “adalet devleti”, işte bu yüzden “İslâm ahlâk ve fazileti…”


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



