Türkiye'de TV dizileri ayrı bir sektör haline geldi. İstanbul'da dizi çekmek için 100 kadar ajans oluşmuş. Bunlardan herbirine her gün ortalama 50 kişi artist olup dizide oynamak için müracaat ediyor. Senede 1.5 milyon insan yapar. Çoğunun ümitleri yıkılıyor, hayatları kararıyor. Hatta, bu yoldan fuhuş ve zinanın içine sürükleniyorlar. Yani toplum hızla çürütülüyor. Bu manzara herkesin gözü önünde cereyan ederken, ne toplum ciddi bir tepki gösteriyor; ne de sorumluluk mevkiinde bulunanlar bu alana bir çekidüzen vermeye çalışıyorlar. Kimin eli kimin cebinde belli değil. Bir avuç azınlığın fantezileri toplumun hayat tarzı haline getirilmek isteniyor. Çocuklar ifsat ediliyor, ailede çalkantılar yaşanıyor, gençlere arızalı bir hayat anlayışı enjekte ediliyor, nesiller çürütülüyor. Bu gidişat sürerken "Ne oluyoruz? Bu hal de neyin nesi?" diyerek olaya el koyacak babayiğiyit yöneticiler bekleniyor.
Yöneticilerimiz, sorumluluk mevkiinde bulunan eğitimcilerimiz, 100 bine ulaşan Diyanet personeli Türkiye'ye dikte ettirilmeye çalışılan bu çarpık hayat anlayışının ulaştığı tehlikeli gidişatı ne zaman fark edecek ve ne zamana kadar göz yumacaklar?
İşte, en meşhur dizilerde anlatılanlar: Aşk-ı Memnu, Yaprak Dökümü, Kavak Yelleri. Birinde adam yengesiyle yatıyor; diğerinde kardeşinin sevgilisinden çocuk yapıyor; bir diğerinde de herkes birbirini boynuzluyor. Benzeri diziler her gün evlere servis ediliyor. Hayııır! Bizim toplumumuz bu değil. Böyle bir bombardımana tabi tutulan aile fertlerinin ruh dünyasını düşünebiliyor musunuz? Dizilerle oluşturulan rezilliğin hangi seviyede olduğunu gördünüz mü? Mesela, gazete ve internet medyasına kadar yansıyan dedikodular sebebiyle toplum günlerce şunu tartıştı: "Kanuni Hürrem'i öper miydi, öpmez miydi?" İşte, Muhteşem Yüzyıl dizisinin toplumu getirdiği nokta.
Tehlike büyük!
Türkiye'nin manevi direnci kırılmak isteniyor. Müzik ve şarkıların insanı büyüleyen ritminden de faydalanarak gerçeklerle örtüşmeyen fantazi hayat tarzı insanlara kabul ettirilmeye çalışılıyor. Böyle bir tazyik altındaki toplum duyarsız ve tepkisiz hale geliyor. Tehlikenin büyüklüğünü fark edenler uyarı görevini yapmaya çalışsa da, yeteri kadar duyan ve ilgilenen yok. Diyanet-Sen Genel Başkanı Mehmet Bayraktutar'ın feryat noktasına ulaşan konu ile ilgili uyarısı şöyle: "Maddi ve manevi değerlerimizi tüketen programlar yapmaktan vazgeçin. Gençlerimizi çağdaşlaşma adı altında ahlaken yozlaştıran ve manevi değerleri yok eden dizilere artık bir son verin. Toplumu ayakta tutan değerleri raiting uğruna yıkmayın!" (30. 12. 2010) Hepimizin gözleri önünde cereyan eden rezilliklerin ulaştığı boyuta bakın ki, insan bunları konuşup yazmaktan bile utanıyor. Hayır, hayır! Bu yapılanlar sanat olamaz, bunlar insanlara program diye sunulamaz. Bu durum, hem tarihin en büyük milletine, hem de halka en büyük hakarettir. Hayat bu değil. Bunlar olsa olsa bir toplumu çökertmek için uygulanan sinsi planlardır. Bu utandıran rezilliği Gazeteci Yazar Mehmet Soysal şöyle tepki gösteriyor: "Türk sineması ve televizyonlardaki dizi sektörü çıplak kadın üzerine inşa edilmiş... Tecavüz ve yatak sahnesi olmayan bir film ve dizi yok gibi... Yazılı basın ve televizyon sektörü de buna dahil... 70 milyonun gözü önünde soyunup yatağa girince sanat... Oynayanlar büyük sanatçı... Yani sanat adına odada kamera varsa mesele yok... Kamera gizli ise büyük ahlaksızlık... Bu ülkede ahlaksızlık ve suç artık kişilere göre değişiyor. Eylemin kendisi değil, kimin gerçekleştirdiği daha önemli sayılıyor." (Türkiye, 24. 5. 2011)
Ey Türkiye insanı! Sen hangi milletin evladısın, bunu unuttun mu? Bu manzaralar, ahlak, edep ve iffette dünyaya örnek olmuş bir milletin evlatlarına yakışıyor mu? Napolyon, bizim bu özelliğimizi öylesine imreniyordu ki: "Osmanlı'yı büyük yapan iki önemli meziyet vardır: Erkeğinin cesur, kadının iffetli olması."
Daha ne kadar seyirci kalacaksınız?
Bir toplumu ayakta tutan üç temel özellik var: Din, dil, tarih. Din hayatın temeli; dil bir toplumun varlık sebebi; tarih ise toplumun hafızasıdır. Maalesef toplumumuzun bu üç özelliği de tehdit altındadır. Hele tarih! Tarih, geçmişte yaşananları günümüze taşır. Toplumlar tarihleriyle yükselirler. Muhteşem bir geçmişe sahibiz. Yüz akı bir tarihimiz var. Tarihte hak ve adaletle dünyaya yön vermiş, insanlığın ne olduğunu öğretmişiz. Atalarımız şanla, şerefle dolu bir tarih yazmışlar, biz onu muhafaza etmekten aciziz. Aksine, mazimizi karalamakla meşgulüz. Türkiye'de tarihi gerçekleri alt üst eden, o tarihi yazanlardaki manevi dinamikleri yıkmaya çalışan Muhteşem Yüzyıl ismiyle bir dizi yapıldı. Halk bu diziye büyük tepki gösterdi. İlim adamları ve tarihçiler seslerini yükselttiler. RTÜK en yüksek şikayeti bu dizi sebebiyle aldı. Tarihçi Cezmi Yurtsever "Muhteşem Yalanlar" adlı bir kitap yazdı ve tarih ilminin değerlerini hiçe sayarak yapılan tahrifat ve iftiraları belgeleriyle ortaya koydu. Fakat, Hükümet'ten tıs yok. RTÜK olayı görmezlikten geliyor.
Ey Türkiye halkı! Ahlak, namus, iffet gibi değerler bizim en başta gelen meziyetlerimizdir. İstiklal Marşı şairimiz bu meziyetlerin kaybolmasından şöyle yakınıyordu: "Hani "Na-mahreme ben söyleyemem kızlarımın, / Karımın ismini... Hem öldürürürüm, sorma sakın!" / Diye, tahrir-i nüfus istemeyen er kişiler! / Hani göstermediler eski celadetten eser." Türkiye toplumu olarak bizi şerefli ve faziletli noktaya getiren değerlerimizi kaybetmemeli, onları daha da geliştirmeye çalışmalıyız. Maneviyat olmadıktan sonra insan nedir ki?.. Taş misali bir madde... Hayır, hayır! Kimsenin Türkiye'yi bu noktaya getirmeye hakkı yok.
Ey Hükümet yetkilileri! 100 yılda yapılamayanları yaptığınızı söylüyorsunuz. İslam dünyasına "ağabeylik" yapmaya kalkışıyorsunuz. Türkiye'yi itibarlı bir noktaya getirmekle övünüyorsunuz. Peki, Türkiye'deki manevi çöküntüden memnun musunuz? Biz, sizin iş yapma becerinizi asıl bu noktada görmek istiyoruz. Millet adına bu konunun sonuna kadar takipçisi olacağız. Çünkü, toplum ancak maneviyatıyla ayakta kalır. Ey TBMM'de bizi temsil eden milletvekilleri! Makamlar gelip geçicidir. Aslolan hoş bir sada bırakmaktır. Konu üzerindeki hassasiyetinizi bekliyoruz. Türkiye'yi maneviyattan uzak bırakmayın. Yarın sizler için, "Sizde hiç maneviyattan eser yok muydu?" sözünü söylemek istemeyiz. Onun için, bugün görevinizi yapınız.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



