Dünya üzerinde her milletin kendisine ait karakteristik özellikleri vardır. Akdeniz ikliminin insanları, sıcakkanlıdır, misafirperverdir, karşısındaki insana elindekinin hepsini vermek ister. Soğuk iklimin insanları ise daha soğuktur, bürokratik kafalıdır, bir iş yaptırabilmek için bin dereden su getirmek zorundasınızdır.
Yapılan istatistiklere göre, bir İngiliz, bir yıl sonrasını planlar, 10 yılını ise hedefleyerek yaşar. Bir Alman, 3 yılını planlar, 5 yılını ise hedefleyerek yaşar. Bir Türk ise bir gününü bile planlamaz, ne yapacağına o gün içinde karar verir, yarını için ise hiçbir hedef koymadan yaşar. Türklerin en karakteristik özelliklerinden bisi ise balık hafızalı olmalarıdır. Bir Türk, gün bittikten sonra dünüyle ilgili hiçbir bilgiyi hafızasının bir kenarına koymaz. Kuşkusuz bu kötü karakteristik özellik, insanlarımızın geçmişiyle hesaplaşmasını, geleceğe dair planlar yapmasını ve yaşadığı günden dersler çıkarmasını engelleyen bir tavırdır.
Önceki gün HaberTürk Televizyonunda Pakize Suda'nın sunduğu bir programa denk geldik. Pakize Suda, elinde mikrofon, "Recep Tayyip Erdoğan'dan önce Başbakan kimdi?" sorusunu yöneltiyordu. Bu soruya öyle ilginç cevaplar verildi ki, Türk insanının balık hafızalı olduğu konusundaki kaygılarımız daha çok bilendi, büyüdü. Kimisi Mesut Yılmaz dedi, kimisi Bülent Ecevit dedi, Ahmet Necdet Sezer diyen bile oldu. Soruya Abdullah Gül olarak cevap veren ise ancak birkaç kişi çıktı.
Türkiye, çok zor günlerin eşiğinden geçiyor. Bir yanda terör, bir yanda yeni Anayasa tartışmaları toplumsal hafızamızı cendere altına almış durumda. PKK terörünün de başlangıç tarihi, şu andaki mevcut Anayasa'nın kabul edildiği tarihlerden itibaren başlıyor. Yaklaşık 30 yıldır, terör, tüm çirkinliğiyle, kötülükleriyle, tedhiş ve korkutucu özellikleriyle gündemimizde. İnsanımız, 8 sene önceki Başbakanın ismini bile hatırlamıyor. İnsanımız, siyasal tarihimizde yer tutan, şu andaki mevcut iktidarın iş başına geldiği veya getirildiği dönemle ilgili hiçbir ayrıntıyı, detayı ve panoramayı hatırlayamıyor. Sorsanız, "Bugünlerde üzerinde en çok spekülasyon yapılan bölücü başı Abdullah Öcalan'ın Türkiye getirildiği tarih nedir? Hangi iktidar döneminde böyle bir şey olmuştur? Abdullah Öcalan, hangi ülkede yakalanmıştır, hangi istihbarat kaynakları bize onu paketleyip teslim etmiştir?" İnanın bu sorulara da layıkıyla cevap verecek insan sayısı bir elin parmaklarını bile geçmez.
Abdullah Öcalan'ın Türkiye teslim edilmesi bir projenin saç ayağından birisidir. Saç ayaklarından birisinde Öcalan'ın paket edilmesi varken, diğer ayakta ise iktidar nimetlerinden yararlandırılmak ve iktidara yürütülmek üzere Bülent Ecevit hükümetinin tohumları atılıyordu. Özellikle ekonomik anlamda çok başarısız olan bu dönemin hükümeti, altın tepsi içinde iktidarı AK Parti Hükümetine devretmişti. Bir proje, başka bir projenin temel ayağı olarak karşımıza çıkmış, Türkiye, "Ilımlı İslam Modeli"ni hem ülkemizde hem de İslam ülkeleri çerçevesinde uygulayacak, Amerika ile sıkı müttefiklik anlaşmalarına sadık kalacak bir iktidara geçiş yaptırılmıştı. Bugün Arap Baharı'nı yerinde görüp denetlerken, Başbakan Erdoğan'ın, "Laiklik" vurgusu yapması temelinde, kendilerine biçilen Ortadoğu rolünün etkisini ortaya koymak ve tanımlamak zorundayız.
Neden hafızamız zayıf? Neden toplumsal hafızamız günü birlik?
Kuşkusuz bunda, hafızamızı yok etmek için mücadele eden hem siyaset damarlarını, hem de zihinlerimizi bambaşka bir dünya algısına dönüştürmek için mücadele eden medya gerçeğini ortaya koymalıyız.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



