Günümüz insanı giderek yalnızlaşıyor. Bu, insanın uçurumu. Her geçen insanın bunalımı giderek artıyor. Bunun nedenleri üzerinde düşünülmüyor. İslâm coğrafyasında, bir müslümanın yaşama koşulları ve değerleri, insan bilinci giderek köreliyor.
Dışarıdan bakılınca ezilen kadının başkaldırısı, ekonomik bağımsızlığı, yaşama bilinci onu bir bütün olarak özgürlüğe götürüyor. Bu, ilk elde kulağa hoş gelen bir durum.
Yeryüzünde feminen hareketler var, fakat bu, genelde marjinal olarak kalmakta. Kadınların kendilerini savunma, koruma, özgür kılma adına yaptıkları eylemler genel kabul görmüyor. Aslında üzerinde durulması gereken önemli bir husustur bu. Çoğunlukla bu tutkuya kapılanlar bile erkeksiz bir hayat düşünemiyorlar. Kendileri adına cinselliği bir süre sınır tanımaksızın özgür yaşıyorlar gibi, fakat partnerleri tarafından kapıya konulduklarının durumun farkına çok geç varabiliyorlar. Varsalar bile, belli bir saatten veya dönemden sonra bunun bir anlamı da kalmıyor. Düşüncelerinden vazgeçmeseler de bir pişmanlık iç dünyalarında ağır olarak beliriyor. Hayatlarını; gençlik dönemlerinde bir yere kadar sürdürüyorlar, o bir yer bir durak oluyor. Artık bu durak veya dönem bunalıma dönüşüyor.
İnsan doğası gereği, zaman içindeki hızlı, heyecanlı enerjik dönemi bir dönem içindir. Belli bir yaştan sonra giderek yavaşlıyor ve artık öyle bir zaman geliyor ki, ister istemez o tutkuların hiçbir anlamı olmuyor.
Modern hayat, günümüz tanımlaması için böyle söyleniyor. Her yüzyılın bir modern dönemi vardır. İnsanoğlu, dönemsel değişiklikler geçiriyor ve yaşıyor.
İnsan, kendisini sürekli yenileyen bir varlık. Yenilenme ruhsal olarak da gerçekleşiyor. İnsanın yenilenemeyen kimi organları var. Ama ruh olarak yaşlanmıyor. O her zaman diri kalıyor.
Günümüz kadını günlük ve modern hayatında birçok imkâna sahip. Evi, arabası, maaşı, yazlığı var. Kendi başınalığı onu rahat kılıyor. Fakat bu, bir yere kadardır. Gece ve gündelik hayatta, insan sevdikleriyle birlikte olmayı arzu eder. Kendisine değer veren, güveneceği, dayanacağı bir insana ihtiyacı var. İnsanın maddi varlığı bir süre sonra anlamını yitirir, insana batmaya başlar. Bir gecenin derin sessizliğinde, evin dışında veya içindeki en küçük bir ses insanı ürkütür. Kişi o an birinin yanında olmasını arzular. İnsan için en değerli olan eştir. Bu kadın ya da erkek olsun fark etmiyor. İnsan, insanın sığınağı. İnsan, insansız yapamaz.
Bir televizyonda üniversitede tartışılan konu: "Evlilik aşkı öldürür mü?", münazarası yapıldı. Evlilik aşkı öldürür diye savunanların bile, bir yarışma dahi olsa inandırıcı olmaktan çok uzaktılar. Özgür yaşama bir dönem için geçerlidir. O bir dönem geçtikten sonra bunalım sürecine girilir. Aşk, evlenilmeden bir hayat boyu, aynı kişiyle tutkusu azalmadan sürdürülebilir mi, bunun imkânı var mı? Bu sorunun bir karşılığı yok.
Çalışma hayatındaki kadınlar günlük meşgalelerini bitirdikten -bu erkekler için de geçerlidir- evlerinin dört duvarı arasına çekildiklerinde, bireysel kimi meşguliyetler bir yere kadar devam eder, ondan sonra da yalnızlık insana iğne gibi batmaya başlar.
Evli eşlerden biri ölünce varsa çocukları ve yakınları onlara tutunur. Onlar insanın yalnızlığını bir ölçüde giderir.
Ekonomik özgürlükler insanın sabır sınırlarını kaldırdı. Artık dayanılmaz bir süreç olarak görülüyor. Aşk ile evlenen genç bayanlar, ekonomik özgürlükleri oldukları için hayata çok da sabırla direnmiyorlar. Boşanmaların büyük çoğunluğu ekonomik özgürlüğü olan bayanlar tarafından gerçekleştirildiği göz ardı edilmemeli.
Erkek ise ahlâki değerleri yok saydığı zaman kadın ve cinsellik konusunda çok daha pervasız olur. Onun için sınır yoktur. Bu sınırsızlık insanı sorumsuzluğa kadar götürüyor.
Evli ve çocuk sahibi kadınlar hayatta daha dinçtirler. İnsan hücreleri de ruhları gibi kendilerini yeniliyor. Kadın, erkeğe göre fizik olarak çok daha erken yaşlarda bozulma süreci yaşıyor. Bu insan doğası olabilen bir durum. Kendisini yenileyemedikçe çöküntüsü de hızlanıyor inasnın. İnsanın kendisini dinlemesinden, kendisi için daha tehlikeli bir şey yoktur. Yalnızlıklar insanı bir kurt gibi kemirir ve tüketir.
Sosyal dengenin bozulması ise apayrı bir durum. Bunun üzerinde ayrıca durulmalı.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



