Dikkatinizi çekiyor mu bilmem? Aslında gazetelerin üçüncü sayfalarının konusu olması gereken bir çok haber, son dönemde birinci sayfalara taşınmış durumda. Cinayetler, kaçırmalar, gasp, hırsızlık, kendi çocuğuna işkence yapan ana-baba... Daha önce bu tür haberlerle ilgili olarak kendisiyle röportaj yaptığımız Doç. Dr. Sefa Saygılı, "Toplumsal bir cinnet geçiriyoruz" demişti.
Kuşkusuz bu cinnette, medyanın da üstlendiği çok önemli fonksiyonlar var. Medyamız, reyting ve tiraj getirdiğini gördüğü konuları sürekli gündemde tutarak, pireyi deve yaparak bazı şeyleri kaşımayı çok seviyor. Mesela, Münevver cinayeti, belki de ilk defa yedi ay boyunca gündemden hiç düşmeyen, medyanın reyting ve tiraj damıtmak için sürekli sömürdüğü bir adli vaka olarak tarihe geçti.
Peki ne oluyor toplumumuza? Hemen her gün Anadolu'nun bir köşesinden izleyenlerin yüreklerini sızlatan bir olayla karşı karşıya kalıyoruz. Çocuklarımız kaçırılıyor, bir baba kendi evladının sırtında sigara söndürerek işkence yapıyor. Yahut, bir maganda sağa sola ateş ederken, minicik bir çocuğun ölümüne sebebiyet verebiliyor.
Aslında yaşadığımız bütün travmaların nedeni, toplumsal cinnetten öte, toplumsal ahlakla ilgilidir. Özel televizyonların hayatımıza girdiği günden bu yana, gerek programcılık mantalitesiyle, gerekse ekranlara boca edilen ve zihnimizi bir zehirli sarmaşık gibi saran dizi mantığıyla toplumsal ahlak ortadan kaldırılmıştır.
İnsanlarımızın zihinsel yapısı, artık hiçbir değeri kalmayan, iffeti değil şehveti başrole koyan bir anlayış etrafında kurgulanmıştır.
Toplumları bitiren, toplumları yok eden ekonomik sıkıntılar, siyasi çalkantılar ya da o ülkenin içinden geçtiği herhangi bir darboğaz değildir. Toplumları yok eden, o toplumu içten içe çürüten ahlaksızlıklardır, vurdumduymazlıklardır, vicdanın yok olmasıdır. Allah (c.c.) Kur'an-ı Kerim'inde, Yüce Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) Efendimiz'e hitaben, "Sen ne güzel ahlak üzerinesin" buyurmaktadır.
Yine iki cihan serveri Hz. Muhammed (sav) Efendimiz de, bir hadisi şerifinde, "Muhakkak ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim" buyurmuştur.
Toplumları birbirine bağlayan çimento ahlaktır.... Güzel huydur... Vicdandır... Dayanışmadır... Kaynaşmadır... "Sana yapılmasını istemediğin bir şeyi, sen de başkasına yapma" düsturudur. Gazetelerin üçüncü sayfalarındaki haberleri okurken, tecavüzleri, darpları, hırsızlıkları, cinayetleri, çocuk kaçırmaları, işkenceleri izlerken toplumumuzun içten içe nasıl çürüdüğünün fotoğrafını çekiyoruz aslında.
Bu toplumsal çürümeyi tersine çevirecek, insanlarımızın zihinlerini dönüştürecek olan güç aslında medya. Çünkü, özellikle büyükşehirlerde insanlarımız kendilerine medyayı, televizyonları merkez olarak alıyorlar... Kimliklerini televizyonlardan kendilerine vazedilen dünya, kahraman ve karakterler etrafında biçimliyorlar.
Kısaca, medyamıza bu çerçevede çok iş düşüyor. Sizce, bu önemli misyon medyanın umurunda olur mu?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




