Türkiye'deki manevi tahribatın nasıl da katlanarak devam ettiğinin farkında mısınız? Toplum, bir plan ve program dahilinde ahlaki erozyona uğratılıyor. İlçelere kadar apartlar yapılıyor. Denetleme ve kontrol mekanizması yok. Geleceğimiz ve ümidimiz olan bu ülkenin evlatları çok yerde, aynı apartta kızlı erkekli bir arada kalıyorlar. Parklar, hatta büyük şehirlerin terminalleri fuhuş halindeki gençlerle dolup taşıyor. Bir kadının kendini pazarlaması sıradan bir vaka haline getirilmeye çalışılıyor. Kitleler uyuşturulmuş, yöneticiler kendi makam ve mevkilerini korumak adına vurdum duymaz hale gelmişler. Gazete ve TV'ler, sinema ve müzik programları bu yangının üzerine benzinle gidiyor. Veliler yılgın, okullar çaresiz, Diyanet yetkilileri ne yapacaklarını bilmez durumdalar. Toplum olarak, felaketin büyüklüğünü fark ederek çare, çözüm ve tedbir alacak yetkilileri dört gözle bekliyoruz.
Dünyaya ilim, irfan,edep, terbiye, ahlak ve insanlık öğretmiş tarihin şerefli ve büyük bir milletini ne hale getirdiklerinin farkında mısınız? Akif, dünyadaki o günkü durumumuzu şu mısralarla terennüm eder: "Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz; / Gelmişiz dünyaya milliyet nedir öğretmişiz! / Bir taraftan dinimiz, ahlakımız, irfanımız; / Bir taraftan seyfe makrun adlimiz, ihsanımız; / Emr-i bi'l Ma'ruf imiş ihvan-ı İslam'ın işi; / Nehyedermiş, bir fenalık görse, kardeş kardeşi." İmrenilecek böyle bir durumdan, utanılacak bir konuma gelmiş bir toplum karşımızda dururken, bu olaya hissiz ve ilgisiz mi kalacağız? Davranıp kendimize gelerek bir şeyler yapmayacak mıyız?
İnsanımız kayboluyor
Yöneticilerimizin konu ile ilgili müsamaha ve gevşekliği, topluma şekil vermek isteyenlerin işlerini kolaylaştırıyor. TV Yapımcısı Talip Tayfunoğlu Yeni Asya gazetesine verdiği mülakatta şunları anlatıyor: "Bir yönetmen diyor ki: 'Sinemalara 5 - 10 yıl süre verin ve hedef gösterin. Nasıl bir toplum istiyorsanız, size öyle bir toplum yaratırız.' Şimdi TV daha etkili bir silah. Bir sapkın açıyor TV'yi, sapkın yalnız ben değilmişim, diye sapkınlığını yasallaştırıyor. Asıl öğretmen TV oldu. İnsanımız kayboluyor. İnsanı kaybedince her şey biter." (24. 11. 2011)
Bugünkü ahlak tahribatı ve ifsadın boyutları öyle bir noktaya ulaşmıştır ki, aklı eren ve sorumluluk duygusu taşıyan hiç kimsenin bu gidişata onay vermesi mümkün değildir. TV'lerdeki dizi ve programlar çarpık ilişkileri özendiriyor; toplumumuzun son kalesi durumundaki aile kurumunu bombardıman ediyor. Peygamber Efendimizin (s.a.v) "dinin yarısı" olarak ifade ettiği; İslam dininin "neslin devamı ve salih evlatlar yetiştirmenin aracı" olarak gördüğü aile kurumunun cazibesi kaybettiriliyor. Gençler, "Kafama uygun birini bulamadım", "elektrik alamadım" gibi bahanelere sarılarak evlilik sorumluluğundan kaçıyorlar. Evlilik yaşı gelmiş gençler, ev ve yuva kurmayı, durmadan ileriki yıllara erteliyorlar. Halbuki psikologlar, "evlilik hayatının stres ve cinneti önlediğini" söylüyorlar. Böyle olunca, toplum çalkantı ve buhranlar içinde kıvranıyor. İnsanlar stresli oluyor, çocuklar ele avuca sığmıyor. Sayın Taliboğlu, aynı mülakatında konu ile ilgili tepkilerini şöyle dile getiriyor: "Ben lojman çocuğuyum. Sinema, tiyatro gibi ortamlarda, kadın erkek ilişkilerinin large olduğu bir ortamda yetiştim. Bazı şeyleri ben bile hazmedemiyorum. Aile yapısını yok etmeye yönelik bir çalışma var. Özgürlük adına çok disiplinsiz bir nesil yetiştirdik. Aile ilişkileri yıpratıldı."
Yöneticilerimiz ne yapıyor?
Böyle bir ortam yaşanırken iktidarda güya İmam Hatipli bir Başbakan, Meclis'te sayısı oldukça yüksek İlahiyat ve İmam Hatip öğrenimi almış milletvekilleri var. Bu zihniyet, ahlak tahribatını önlemek için tedbirler almak bir yana, Türk Ceza Yasası'ndan "Zinayı suç kapsamından çıkardılar." Hele onlara oy verenler! Oy verdikleri kişilere "Yanlış yapıyorsunuz" şeklinde uyarıda bulunmamalarının sebebi ne ola ki... Bu vurdum duymazlığınız ve dünyevileşmeniz devam ettikten sonra, sabaha kadar ibadet edip zikir ve tesbihatla meşgul olsanız bile, sorumluluktan kurtulacağınızı mı sanıyorsunuz? Bugün yapılanlar, "Bir toplum nasıl ifsat edilir?" programının uygulanmasından başka hangi amaca yöneliktir? Konya gibi manevi özelliği ile tanıdığımız illerden bile öyle haberler geliyor ki, hayretler içinde kalmamak mümkün değil. Bazı kadınlar fuhuş amaçlı, bazı yerlere tomar tomar kartvizitler bırakıyormuş. Konya Belediyesi eski Başkanı Mustafa Özkafa 27. 11. 2011'de yapılan Saadet Partisi Burdur İl Kongesi'nde yaptığı konuşmada konunun ciddiyetini şu sözlerle ortaya koymuştu: "En büyük oyun bizim ülkemizde oynanıyor. Maneviyat dünyamız sinsi bir şekilde tahrip ediliyor. Evlilikler azalıyor, boşanmalar artıyor. Cinayetler bitmek bilmiyor. Sapık ilişkilerin yer aldığı yüzlerce dizi 70 milyonluk milleti uyuşturuyor. Ahlaki değerler tahrip ediliyor. Ülke bölünüyor. Memleket bir veya on yılda bölünmez. Plan ve programla bölünür." Onun için, manevi direncimizin kırılmasına izin vermemeliyiz.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurur: "İki sınıf insan iyi olursa, bütün toplum iyi olur. Kötü olursa, bütün toplum kötü olur. Onlar, yöneticiler ve alimlerdir." Allah Rasülü (s.a.v) bir toplumun kimler eliyle şekillendiğini bu Hadis-i Şerif'inde bize haber vermektedir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



