Süleyman Demirel, Mesut Yılmaz ve Hüsamettin Cindoruk Güniz Sokak'ta bir araya gelmişler. Yapmak istedikleri Kanlıca'nın yaşlıları hesabı "neydi o günler muhabbeti" değilmiş. Ekip toplanıyormuş, ellerindeki partiyi dirilteceklermiş.
Demirel, Cindoruk, Yılmaz... Kendileri diri iken, partileri diri iken ne yapmışlar da ölü partiyi dirilttiklerinde ne yapacaklar?
28 Şubat'ı çok mu özlemişler?
Arkama bakmam! Efelenmesini unutmuşa benziyor Sayın Demirel. Sokağa bakıp duruyor. Gelen var mı? Yok! Cindoruk'la Mesut Yılmaz'dan başka kimse yok. Peki, onlar niye orada? Yatacak yer, pardon oturacak bir kucak bulamadıklarından değil mi?
Binanaleyh bir insanın toprağa bakacak yaşlara erdiğinde sokağa bakıp durması fevkalade yanlıştır, hatadır, elim bir vak'adır.
Tansu Hanım'ı çağırdık ama o gelmedi, diyor Cindoruk bey. Semra Hanım'ı çağırsalardı. Maksat sarışınlıksa..
Demirel'in, Cindoruk'un, Yılmaz'ın biraraya gelmesi, diriltmeden ziyade ölüm muhabbetine geçecekleri intibaı vermiyor mu size de? Güneş tutulması yaşanılan günler gibi yarı karanlık bir yük çökmüyor mu omuzlara? Caddelerde tank paletleri, Genelkurmay salonlarında yargı brifingleri, okul önlerinde çocuk çığlıkları, kartel medyasında ihale şenlikleri...
Aslında sevindirici bir durum. Demirel'in, Cindoruk'un, Yılmaz'ın bir araya gelmesi. Bir telefonu kaldırsam karşıma yirmi devlet başkanı çıkar havası atan Demirel'in hatırını soran/sayan bir üçüncü kişi yok. Partisini parçaladığı Çiller dahi affetmemiş. Ağar ile Mumcu'yu ise hatırlayan yok.
Acaba unuttuğu, bu ülkenin insanlarına uygulatmayı unuttuğu bir zulum mü kalmıştı da ekibini toplamaya çalışıyor Demirel?
Hayır! Olsa olsa şunu söylüyor bu ülkenin insanlarına: Can çıkmadan bu evden, Cindoruk da çıkmaz, Yılmaz da çıkmaz!
Geliyoruz efendim
Olması gerektiği yerde olmayanlar listesine yazılmasını istemediğimiz için adımızın, geliyoruz!
"Değmesin Yağlı Boya" sayfasına hasretimiz dinsin gayri...
Hoca'mızın yeniden Genel Başkan olarak Partimizin başında meydanlara ineceği bu günlerde en arka saf bize aittir.
Başbakan beni aradı diyor, TRT'ye bir berber dizisi yapan kasımpaşalı delikanlı. Usturayı öyle tutma, ustura öyle tutulmaz, dedi diyor.
Duyunca vay be! Dedik.
"Bu ülkenin hangi sokağında topal karınca var, bilirim " diyen Demirelli günlerden, "Hangi berber usturayı yanlış tutar, bilirim" diyen Erdoğanlı günlere erdik.
"Değmesin Yağlı Boya" bir ihtiyaçtır artık!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



